Günlük Hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Günlük Hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2012 Pazartesi

Notlar

2 sözün yada 1 çift lafın varsa, 1ini yutacak ötekini susacaksın kızım!
İçini döktüm, dökerim sandığın bir su olacak gerisi yalan.
Yalan demişken hani bir fare gibi içinde koşuşup durduğun şu dünyanın neyine sığınacaksın ne olur söyle!
Annem derdi de deli sanardım "bu aklım gençliğimde olsa" diye.
Pişmanlık sanırdım değilmiş, bu çok derin bir tecrübenin, kökleri derinde birşeyin iki kelimede açıklanmasından ibaret işte o kadar!
Ne kötü bazen insanların gözlerinden okumak o duymak istemediğin, kondurmak istemediğin sözleri.
Senin yakıştıramadığın onun ruhudur mesela!
Kaçarsın kovalar onun özü de o ucuzdur mesela!
Ne çok mesela var sanki bir çember ateşten ateşin her bir kıvılcımı "mesela".
Mesela diyerek hafiflettiğim, üstünden kalınlarını alıp incelttiğim birşey adı gerçeğin ta kendisi.
Arkamı dönüp giderken acımayan içim!
İnsanın insanda ki değeri o şekilsiz kelimelerin içinde olsaydı keşke ama kelimeler maske gibi adi, ucuz, şekilsiz.
O değer gözlerinde, dudklarının titremesinde, çirkin yada sıcacık bir gülümseme de, istemsizce sallanan ayağının tam ucunda, başını öne eğişinde...
Bedeni konuşuyor işte dili masal bedeni saf gerçeği..
Buraya yürüyerek gelmemiş olmak ne fena o zaman sadece ayakların acırdı.
Böyle yüreğini de acıtıyordu bir vakit şimdi bakıp geçerken görmüyor bile işte yürüyüp geçecek kadar hissiz.
Tam da bunu diyordum işte 2 sözüm olduğunda 1 çift lafımda 1ini yutup ötekini susmadığım günlerim oldu akislerini ruhu sandığım kimlere oysa yalnızlığı öğreniyordum bilmeden.
Şimdi geriye kalan kısa yollarımda mutluyum çok üzgünüm.
Ben mutluluğu böyle isimlendirmemiştim.
2 sözün varsa 1ini unutup ötekini yutamıyorsan keseceksin o dilini kökünden kendi huzurun için ve geçip gideceksin evet!! acı ve çok gerçek!!! sen çıkarken hala aşağılara çekmeye uğraşanlardan.
Hayat acımasız olsa sadece ayakalrının altı acırdı.
Bacağımda yüzümde kaza izlerim var bana acıyı anımsatan ve üstü örtülü unutulmuş sandığım anıları. Ruhuna aldığın yaralarsa çoktan unuttuğun, unutulması mecbur gelen izi kalmış üstü soğumuş herşeyin bir daha açılmayacak kilitleri gibi unuttuğun ama hiç unutmadığın bir dersin kısa-öz notları gibi...

2 Ekim 2012 Salı

La'gerfeld evli olsaydı!

Her akşam 8'de ailesiyle yemek zorunda olurdu.
Akşam 8'de yemek de evde olabilmesi için ya kurumsal yada kamusal bir alanda çalışıyor olması gerekirdi.
Memur yada vergi tahsildarı olurdu.
Her akşam saat 8'de memur maaşıyla sofrasında avokado salata yiyecek değil ya, patatesten biraz göbeklenecekti.
Bembeyaz değil, ince çizgili, hafif gri gömlekleri olacaktı.
Siyah takımı düğünde düğüne giyecekti.
Saçını eşşek tıraşı yapacaktı mahalle berberi, Avrupa'da berber ve kuaför tarifeleri yüksek olduğundan idare edecekti.
Yaratıcılık üzerine üstün yetenekleri asla bilinmeyecek, her Pazar aile toplantıları yada miskin ev saatlerinde iç geçirip sonra biricik çocuklarına bakıp Or'an Abi kıvamında tebessüm edip geçecekti.
Masanın etrafına dizilen çocukları olacaktı, başlarda ilgi bekleyen sonra ondan bundan şikayet edecek bir karısı.
Karısı gençliğinde ilham kaynağı, 3 çocuktan sonra körelme sebebi olacaktı.
Ona her bakışında yaşlılığında yalnız kalmayacağını düşünecekti.
Hayalleri, gece rüyalarına giren defileleri, siyah&beyazın muhteşem uyumu, göz farıyla yapılan tasarımlar, okunmuş binlerce kitaplık dev bir kütüphane, onlarca yüzük, karışık ama şık bir ev, harika kadınlar, harika erkekler, üstün dehası, saygıdeğer adı... biz onu asla tanımayacaktık.
Octofestte ki dostları, bavyaralı çevresi içinde belki en fazla turist olurdu bizim buralarda.

Fakat o kendini seçti, kendini adamayı...
Yaratıcılık, dahilik, başarı- içinde çok ama çok fazla bencillik var.
İnsanı kendinden bile öteleyecek kadar.
Bir o kadar da haz!
Ne yazık ki burada bir aileye yer yok, düzenli yada tekdüze bir hayata asla ve asla...
Sevgiyi, enerjiyi, ilgiyi ve inancı sömürme derecesinde kendine ister.

Hani geleceğe doğru gidiyoruz ya, o gelecek içinde insan kendine bile bencil.
Başarıların hepsi bencil.

"Kaybedecek birşeyi yok ki korksun" dediğin tipler vardır ya, başarmak için engelleri yok gibi sanki.
Birlikte utanacağı, birlikte sevineceği, birlikte biri - birileri yok.
Kalbini kıracağı, kırarsa gönlünü alacağı.. Görevleri, sorumlulukları, ayrıcalıkları..
Öyleyse ne olacak ona engel?

Yalnızlık dolu içi diyeceğim fakat yapamadığı tercihlerin yanında insan herşeyden daha yalnız.
Yalnız olabilmeyi başaramamaktan çoğu yapılamayan.

Lager'feld evli olsaydı kendi yalnızlığına tahammül edememiş, kendinden kaçarken tüm dünyayı muhteşem bir dehadan mahrum bırakacak bir tercihin kurbanı olurduk.
Bilinmeyen niceleri gibi.

İnsan önce kendi içinde kendi olmadan hayat ne kadar hızlı kovalıyor.
Daha ayakta durmanın bir çift bacakdan öte olduğunu anlayana kadar, tek başına da akşam yemek yiyebildiğini o lokmayı da yutabildiğini, bazen kendi sessizliği içinde aslında en büyük kalabalık ve gürültünün tam ortasında kaldığını keşfedene kadar ve o kalabalığı susturmayı öğrenmedikçe kimsenin kahkahası olamayacağını fark etmeden, ne istediğini tam da bilemezken La'gerfeld evliliği seçseydi sonu klasikleşmiş bir boşanma davasından öte geçmezdi sanki...






5 Ağustos 2012 Pazar

kimi Pazar'lar söyleyecek kelimen kalmamıştır

Belki o sabah kalkıp haberleri dinlemişsindir zaten bir bok anlamadığınyazdan bıktığın artık duymak, okumak istemediklerine yine şahit olmuşsundur.
Bir tarafa saygından sessizliğinde boğulurken ruhları özgür kalsın dersin içinden ve özgürlük yoluna kendince serpecek çiçeklerin vardır...

bir yaratıcı güç var, ulu ve akpak,  kutsal ve yüce, ona vicdanla inandım.  yeryüzü vatanım, insansoyu milletimdir benim,  ancak böyle düşünenin insan olacağına inandım.  şeytan da biziz cin de, ne şeytan ne melek var;  dünya dönecek cennete insanla, inandım.  yaradılışta evrim hep var, hep olmuş, hep olacak,  ben buna tevrat'la, incil'le, kuran'la inandım.  tekmil insanlar kardeşi birbirinin... bir hayâl bu!  olsun, ben o hayâle de bin canla inandım.  insan eti yenmez; oh, dedim içimden, ne iyi,  bir an için dedelerimi unuttum da, inandım.  kan şiddeti besler, şiddet kanı; bu düşmanlık  kan ateşidir, sönmeyecek kanla, inandım.  elbet şu mezar hayatı zifiri karanlığın ardından  aydınlık bir kıyamet günü gelecek, buna imanla inandım.  aklın, o büyük sihirbazın hüneri önünde  yok olacak, gerçek dışı ne varsa, inandım.  karanlıklar sönecek, yanacak hakkın ışığı,  patlayan bir volkan gibi bir anda, inandım.  kollar ve boyunlar çözülüp, bağlanacak bir bir  yumruklar şangırdayan zincirlerle, inandım.  bir gün yapacak fen şu kara toprağı altın,  bilim gücüyle olacak ne olacaksa... inandım.


22 Temmuz 2012 Pazar

Lafım birikti ama hava sıcak

Bu kadar kıl, tüy, saç yanıyoruz sıcaktan!
Üstelik o cici oldu!!! vaziyeti fena.
Bana gelince lafım çok ne de olsa hayat böyle işte, lafı birikiyor insanın dökesi geliyor içini öbek öbek.
Bugün susabilme sebeplerim var;
pek bir ziyaretçim vardı :)))
ne güzel geldiler oturduk oh uzundur böyle sohbet etmemiştim iyi geldi!

Fakat, tabi ki susmuyorum ve birikmişlerimi döküyorum!
Mesela yüzüme gülüp işime bok atanları sıralayabilirim.
Hayalimdeki işi yapıyorum daha ne olsun ve bunu bile, bunu da ayrıca bile bile boklayanlar var.
Adıyla sanıyla yazası geliyor insanın.
"Parmağınla işaret etme kızım!" derdi anneannem. 
O parmakla herşey yasak veya ayıptır.
Ama seni boklayanı gösteremezsin artık hangimizin ki daha ayıp - ne bileyim!

Bir insanın iyi bir iş yapması- kimsenin içine sinmiyor ben onu anladım.
Yapmak istemek bile hoş karşılanmıyor.
Diyorum ya bok suratlı diye.
Zaten yüzüne bakınca içini görüyorum kendini saklayamıyorsun ama ablalık, sevimlilik, iyilik, ben senin tarafındayımcılık pozlarına girip sokuşturmak...
Aptal mı sanıyor herkes acaba?
Herkes bir kendini mi akıllı sanıyor?

Bu hayatta tek bir felsefe var "Kimseyi sallamican, herkesi donunda sallican"
Yani seni en hasas, en kıymet verdiğin, en önemsediğin şeyle vurmaya çalışana vurucan bel altı, acırsan köpek ol!
"Acımak yok" sapıkça ama Rambo gibi hatta o an beynin de Eye of the tiger çalabilir. 
Gaza gelip sokucan "haşırt" sesi gelene kadar.
Kimseyi kaybetmek diye birşey yok!
Kendini kaybetmek var.
Sinirlenmekten, öfkelenmekten bahsediyorum.
Asla kimse kimsenin sinirini bozamaz hele ki karşındakini onun silahıyla vuruyorsan.

Hayat laf dalaşıymış arkadaş.
Herkesi bir kişi pohpohlayamaz.
Çünkü kimseyi pohpohlamak gerekmiyor ezik mi lan bunların hepsi!
Herkes kendini oyalatacak adam arıyor.
Pis zehirini dökecek, üzerinde rahatlayacak, kullanacak buna da arkadaşlık diyorlar.
Fakat kimse bilmiyor birbirleri arkasından konuştuklarını.
Memlekette seksi o kadar bastırmışlar ki kimse boşalamıyor herhalde herkes birbiri üzerinde bir üstünlük yarışında olduğuna göre.
İyilikle adam düdükleme devri geldi.
Merhaba diyenden kaç, arkana bakmadan uzaklaş.
Diyorum ya, önümde adam ölse durup bakmayacağım o raddeye geldim.
Aslında ne yalan söyliyeyim hayatımın bir döneminde böyle de pislik olmuşluğum var.
Ve ne yalan söyliyeyim o zaman bundan onbinlerce kat rahattım.
Şuraya yazacak en pislik şey bendim!
Kimse gözüme batmıyordu.
Ta ki ben hayata karşı duruşumu yumuşatana kadar.
İnsanlara destek olmaya koştukça.
Bırak ne halleri varsa görsünler!
Marie Antoinette ta 17yy'da çözmüş "Ekmek yoksa pasta yesinler".
2012'ye uyarlıyorum "Ne bok yerlerse yesinler" altına da imzamı atıyorum.
Yüzüne gül, lafını sok, geç, bu da "yoga"cası olsun.

Analarımızın öğrettiği ayıp, yasak, terbiye, saygı vs. den arınmak gerek.
Bunları başka bir yüzyıl da inşallah yeniden indireceğiz raftan ama bu sıralar değil.
2012 yılı Maya takvimine göre dünyanın sonu.
Bence de öyle, gereksiz ilişkilerin bittiği, gereksizlerden arındığımız, aslında insan canlısının dünyanın en zararlı canlısı olduğunu fark edip kendimizden başlayarak dünyayı bir şekilde fark edip değiştirmek sanırım "son" dedikleri böyle olacak.

Durup dururken bu kadar şeyi fark etmiş olamam herhalde.
Ve bir takım kararlar verip o yolda ilerliyor da olamam.
Vahiy gelmedi ya bana.

Geçen gün bir arkadaşım bir kız arkadaşının, kendisinin eski erkek arkadaşıyla sevgili olduğunu anlattı.
Sadece sevgili olsalardı iyiydi diyecek raddeye geldim çünkü sevgili olmaları dışında kızın arkadaşıma yaptığı terbiyesizliklerin bini bir para.
Ağzımdan çıkan ilk söz "O kızı ilk gördüğüm andan itibaren bir an bile sevmedim" oldu.
Demek bok suratını fark etmişim!
Saklayan var, saklayamayan var.
Bu acemisiymiş ki ben bile anlamışım!
Ve demek kızın suyu kaynamış ki içinde bunca yıl sakladığı pisliğini en iyi arkadşaının eski sevgilisinin koynuna girerek dökmüş.
Bir tarafı kızışmış ne çok karı var yarabbim!
Bazen arkadaşın bazen akraban oluyor.
Erkek milleti her kuyruk sallayana bakar ACI GERÇEKLER çek 1!
Bunu kabullendik tamam ama karı milleti hele ki bu memleketin karılarına ne oluyor arkadaşım!
Hepimize seks yasak! seks tabu! değil mi!
Hepimiz bakire evlenmeyecek miyiz?
Ne ara patlattınız karılar!
Kimse kusura bakmasın ben böyle ilişkilerden tek birşey anlıyorum, demek sevgililikleri boyunca o karı  bizimkinin seviglisini mercek altına almış ki bugün de altına alıyor.
Demek beklemiş bir fırsatını.
Kimse bana aşktan söz etmesin.
Yemezler.
Bence aşk sandığımız şey uçkur.
Bu Fikirtepe oyunlarını ve savunmalarını yemezler.
Türk Filmlerine bile konu olmuş.
Bunun bir de hamile kalma versiyonu var.
Ona girmiyorum.
Biri elini vicdanına koyup 2012'de aşkı anlatsın,tabi ki bu hikayeyi anlatacak başka ne anlatabilir.
Biz 3 kişi bu olayı yadırgadık.
Bizi yadırgayacak 3bin kişi çıkacaktır.
Fosilleşiyoruz.
Ama kabul edin ki birilerinin de bir yerleri olmadık birilerine kızışıyor!
Ve artık kabul etmek şarttır ki her millet hak ettiği şekilde yönetilir.

Ortak değer mi kalmış, yerini ortak sevgiliye bırakmış.
Arkadaş ayağı g*t ayağı olmuş.
İşe güce, çalışmaya hak hukuka giriyorum bile ne de olsa görünen köy kılavuz istemez.
Bu arada lütfen üzerine alınacaklar geri durmasın, alınsın çekinmesin!



10 Temmuz 2012 Salı

Eveeet yayına uzun bir ara verdikten sonra

sonra sıcaklar aldı başını yürüdü.
sıcaktan değil kıpırdamak düşünemez hale geldim.
Chedeliko Studio tam zamanlı gibi çalışıyor. gibi dedim çünkü sıcak saatler yüzünden açılış saatlerini ileri aldım!
şimdiler de tek derdim bir ASİSTAN!
sıcakların en eğlenceli kısmı kuş sesleri ve günün istediğin saatinde fotoğraf çekebilmek!
bir de sakalıklarım var, parmağıma iğne batırmak, parmağıma çıt çıt çakmak, parmağımı dikiş nakinasına tıkmak...
bir takım talihsizliklerim var mesela ikea'dan sezon başı aldığım muhteşem Chedeliko şemsiyem patladı yenisiyle dğeiştirdim ve yenisini sadece beyaz olduğu için beğenmediğim halde almak zorunda kaldım! ve tataaaaaa o da bozuldu!
ikea'da mı ben de mi paratonerlik bilemedim ama eski kare 2 kişilik bembeyaz şemsiyem yerine dana şemsiye hiç hoşuma gitmiyor.

son günler de sıcakalrın da etkisiyle kilo ve saç sıkıntım tavan yaptı!
bu sıcaklar da ikisi de yaramıyor ve yoruyor.
tepemde topuzla gezmekten çok sıkıldım:/
ama yapışıyorum ya kendime, saçıma, kıyafetlerime!

fakat yaz hergün başka renk göz kalemi, ruj ve mascaraya engel olamıyor!
her ne kadar oje sürme de formdan düşmüş olsam da (pazar günü yaklaşık 3 saat oje sürdüm!!!) makyaj da hala harikalar yaratabiliiyorum.
akşam eve dönerken rujumu tazeliyorum:)

geçen günler her ne kadar hoşuma gitse de kafamı da bir sürü şey kurcalıyor.
mesela birileri yüzünden birilerinden mahrum kalmak!
insan zaman geçtikçe ilişkilerini daha uzun düşünüp ince eliyor.
yaptıklarını ve yapacaklarını...
genel de düşündüğümü dürsütçe söylerim, hep eksileriyle karşılaştığım asla kötülükle yapmadığım ve her seferinde çok sert hatta "KABA"ca karşılık aldım.
fakat üzülmedim ne yalan söyliyeyim.
herkesi olduğu gibi kabul etmek güzel hayat öyle daha kolay, bu şekil de tercihlerini yapmak daha kolay.
ne yazık ki insanları da tercih etmek diye birşey var.
nasıl kereviz yemiyorsam hayatımın kenarında bile olamsını istemediğim ama sistemin mecburen karşılaştırdığı...
son günler de kafama takılıyor işte engel olamıyorum.

insan yaşlılığı için yaşıyormuş hayatı meğerse.
geçen gün telefonda Antonella "dayak yiye yiye dayak atmayı öğreniyorsun" dedi.
yaşlandığında kendini koruman gerektiği için gençlik var.
kafanı ütüleyecek, hayatı sana dar edecek, her haliyle bunaltacak insanı yürüyüşünden anla da hayatına sokma diye.
çocuk da öyle birşey.
"iyi" çocuk yapmak ne kadar önemli.
annemle kendimi düşünüyorum.
ben çok şanslıyım çünkü.
bilmem ki o da şanslı hissediyor mu?
"iyi" çocuğun varsa yaşlanınca da kafan "iyi"dir.
rahat gibi iyi.
iyi yetiştirilmek, iyi seçimler, iyi şans.

iyi dostlarımı dürüstlük derecemizden anlıyorum mesela.
yüzüne söyleyebilmek ne çok önemli.
şu şu şu beni acıttı, diyebildiğim ve sonrasında çözüme ulaştığım yada ulaşmasam da hala konuşabildiğimdir dost.
o bile yaşlılık için gerekli.

eğlenceli şeylerden bahsetmiyorum değil mi?
bir çeşit felsefe işte...
hayat içinde para dışında birşey.
para da konuşsam eğlencesiz olmaz mıydı?

yazın bu sıcağında ya denizden bahsedeceğim yada hala düzeltmeye uğraştığım birşeyden.

bu arada,
insanları düzelteceğiz!
düzelecekler adam olacaklar bencil değil;)

ps. kadının en güzeli manikürlü ellerini balda ve tereyağında tutabilendir;) ben de öylesini severim!

18 Mart 2012 Pazar

Yüzüne Güler Peşini Dürterim Tiyatrosu

Evde kalmış kızlar varsa, evde kalmış erkekler de var.
Bakınız Caddebostan sahil - yürüyüşe çıkmış anne- baba ve adam!
Bencilliklerinin kurbanı, sığ ve katlanılmaz.
Beyaz fayans üzerinde ki siyah kıl gibi kalabalıkta göze batıyorlar.
Çok çirkinler, çok itici.
2 günlük şu dünyayı insana kahır ve dert edecek kadar zehirli.
Ailesine bağımlılığını ve benciliiğini gömlek gibi taşıyan, florasan gibi yansıtan adamlar bana feci ezik geliyor.
Karşımdaki Brad Pitt olsa üzerine kusasım!
Hiç mi gururları yok düşünüyorum.
Gavur olsak bunu sorgulamam çünkü kadını da erkeği de net bizim gibi tiyatro yapmıyorlar.
Fakat bizim toplumda evlilik, ilişki, mini etek, kadınıma yan baktın bu kadar an ve şeref meselesiyken bu versiyon çok tuhaf.
İçlerinde Osmanlı'dan kalma bir GülAğa'lık var bu adamların.
40 yaşında ama hala anasıyla vıcık vıcık, kıllı mıllı ama ancak mini etekten karısını kayırabilen, arkasından rahatlıkla atılıp tutulabilen, bir baltaya sap olmamış, kimlesin-nerdesin sorularıyla yaşıyor işte...
Sorun kim de, anlamadığım bir düğüm bu.
Çünkü çoklar.
Tanıdığım bütün kadınların en az bir defa başına gelmiş adamlar.
Kendi içinde düğüm düğüm.
Bir tarafta bunlar, bir tarafta egoları penislerinde erkekler, bir tarafta vur kafasına al ekmeğini versiyonlar..
Hiç ortaları yok.
Evde kalmışlıkları insanın eline bulaşmış bok kokusu gibi çıkmak bilmiyor.
Hangi kadına sorsam bu tipi tanır fakat yolda gösteremeyebilir.
Çünkü kondurmak istemez kimse..
Erkek kalıbı içinde, o heybete, o kıla, o giyime yakışmaz ne de olsa.
Birşeye benzemeleri de var...
Böyle bir adamla hayatın bir yerinde yolunun kesişmesi mecburi askerlik gibi, 1 yıl, 2yıl, 10 yıl artık Allah kaderine ne kadarını yazdıysa.
Gün be gün çoğalıyorlar belki en kaçınılmazı bu.
Kadınlar kendi ayakları üzerinde durmaya başladıkça, kararlarını kendileri almaya başladıkça, hayatlarını artık baba evinden dışarıya, kendi tek kişilik dünyalarına taşımaya başladıkça orada ozon tabakasındaki delik gibi kocaman bir delik açılmaya başlıyor.
"İlgi, sevgi, paylaşım, herşey tama ama birşey eksik" karışık mis kokulu bir delik.
O deliği kapamaya çalıştıkça risk artıyor.
İnsan ne yazık ki bunlardan besleniyor. Yüzüne gülerek götünü dürterek yaşıyor çoğu.
"Tipinden anlarım ne olduğunu" sözü tarih oluyor böylece ve gelsin kahırla geçecek boş bir ömür.
Şimdi her iki taraf için soruyorum insanın var olma sebebi sadece dünyayı zehirlemek ve yok etmek midir? GDO üreterek ve kullanarak zehirlediğimiz doğa bize böyle mi yansıyor acaba, birbirimizi de ilişkilerimizi de GDOlar gibi yok ediyoruz.
Kimse kendine "ne için burdayım" diye sormuyor mu acaba?
Gerçekten kirli mahluklarız.
Bazen duyduklarım, gördüklerim karşısında tanıdığım 3-5 kişinin ellerini ellerime kelepçelemek geliyor içimden.
Çünkü böyle bir bağ olmadıkça sağ kalmamız imkansız.
Ortaçağ cadı avları gibi avlanırız.
Geçen gün otobüse bindim bir teyze "Zaman çok kötü zaman" diyordu acaba bildiği ne?

16 Mart 2012 Cuma

Kimi zaman

kilo!

diet!
lüks!
absürt!
arkadaşlık!

kimi zaman anlatmak için en doğru zamanı beklemek en doğru tercihtir
tuhaf olan tercihleri kendin yaparken onlardan memnun kalmamaktır

4 Şubat 2012 Cumartesi

Birkenstock meselesi..





evet evet şu çirkin şeyler!
yıllarca "zigfrit ayakkabısı" diye dalga geçtiğim, memleketime gelen turistlerin çorapla giydiği zandaletler!
2 gündür topuğumda bir sancı sonunda bugün dr.'nin yolunu tuttum ve aldım boyumun ölçüsünü!
ah bu kafam ah!
Tanya, Leo'ya hamileyken kendine renk renk desen desen Birkinler almıştı.
her gelen birkin paketiyle yüzüm iyice muşmulaya dönerken, "Bu ne yaeeeee" diye de söylenmiştim.
Tanya kendini Birkinci yaparken, sevimlilerini de bana sevdirmeye çalışıyordu. hatta "Ya gel sana da şu leoparlıları alalım" demişti. tabi ki asla ve asla kabul etmedim "Yok daaaa neler" diye ağzımı büyüttüm.
Birkincilerin, "A valla çok rahat" nidalarına, "Raaaaat olsa nolcak yaaaeee tipe bak Alman" gibi söylemlerim oldu.
ağzını Birkinle, ayağını Birkinle dolduran herkese mutlaka benzer laflar ettim, sevmedim ve beğenmedim.
fakat bugün, tüm gün! sabahtan akaşma kadar Birkin, Dr. Scholl ve Kifidis denedim!
hala inanmıyorum hala bakarken vırvır söyleniyor, bir tanesini beğenmiyorum:(
fakat dr.'un kesin talimatı; düz sandalet ve babet kesinlikle yasak, üstelik evde ortopedik terlik giyilecek ayaklar rahat ettirilecek.
yazın en azından haftasonları komple ortopedik olunacak!
tabi topuklularla koşmuş, ne kadar Bodrum, Alaçatı, Side, Taksim, Asmalımescit, Nişantaşı, Bağdat Caddesi hatta tatil, haftasonu, haftaiçi her daim yolları eskitmiş bu bedene bir anda gece 12de zencefil yutmuş etkisi yarattı!
kaygılarım büyük, bugüne bugün bir Irregular choice değil ki şıp diye alayım.
bakınıp durdum hatta çok da sinirlendim yetkililere, saçlarına dalacaktım!
eve geldiğimden beri internette bakmadığım Zigfrit! kalmadı.
evet sonunda ben de giymek zorundayım, tamam bunu hep apamam ama en azından evde yapmak zorundayım!
aaaah aaaah leopar tüylü slipperlarım:( hayvancıklı babetlerim, coton ev terliklerim sizi kimler aldııııı kimler öpüyor siziiiiii:(
ara sıra giyeceğim ama annem bile telefonda talimatları sıraladı...
şimdi Birkenstock giyenlerden destek ve fikirlerini bekliyorum.
tek başıma altından kalkamayacağım...
bir teselli verin:(

1 Şubat 2012 Çarşamba

KAr günlüğü

Dün gece kartopuna çıkamadım içimde kaldı!
Ama bugün bir sabah bir akşam hem kartopuna hem de kardan adama doydum:)
Merve, Sude & ben!
Gün boyu birbirimizin kafasına kafasına kartopu attık.
Hatta yoldan geçenler, tüm komşular, bütün mahalle! bize özendi ve sonunda birlikte kardan adam yapalım mı teklifi geldi:)
Fakat o kadar üşüdük ki teklifi geri çevirdik:)
Resimde yaptığımızı çirkinler çirkini kardan adamımız Emekli Ali AMca:) 'nın çocuğu Sümüklü Sali'nin kafasını ben canlandırıyorum.
Çocuğa bir kardan kafa yapamadık çünkü karlar bize yapışmaya başladı üstelik bir çöppoeştiiiii olsaydı daaaa kaysaydık derdine düştük:)
Sonunda çocuğun kafayı ben canlandırdım:)
Burnumuzdan sarkaç model sümükler akmadan da eve girdik.
Kara doydu İstanbul:)
Uzundur böyle yağmamıştı..
Fakat Cadde'de damla kar yoktu çünkü iğrenç bir insan, araç ve doğalgaz populasyonu var!
Zavallı kar tutunmak için savaş veriyor fakat suni bir sürü etkenle cebelleşmesi gerek!
Sokak araları karın en güzel olduğu yer, yumuşak kar, pamuk gibi tutunuyor ara sokaklar da.
Bekleriz sokağımıza gelirseniz kafanıza kar topu atarız net:)
Cidden ya toplanıp gelsenize en son 87 falan mıydı mahallecek kar topu savaşı yapmıştık!
Aptala döndüm gün boyu kafama yediğim kar toplarından buyrun hep beraber kar toplaşalım:)
Söz sıcak çayı ben yapacağım;)

27 Ocak 2012 Cuma

Blogger & Designer Buluşması!

Taze Gidilmiş Etkinlik çatısı altında bu akşam Nimo&Esra'nın organizasyonu vardı.
Tıpkı Yalan Dünya'da Nurhayat'ın şu sözleriyle bütünleşir gibi her türlü hava, yol, meteor, dolgu topuk ve ispanyol paça pantolon koşuluna rağmen gidildi ve katılındı.
Nurhayat'ın Rıza'dan vazgeçmeye niyeti yok / Yalan Dünya / Diziler / Video / Kanal D Web TV

Gidilince şöyle fotoğraflar da çekildi:)












Veeee bir sürü yeni arkadaş yapıldı :)))

Eve dönerken Galata, Beyoğlu, Tünel, Karaköy, Kadıköy semalarında uçan & rüzgara karşı hala ve azimle yürümeye çalışan o kocamaaaaaaaaaaaaaaaaaan ispanyol paça pantolonlu başı böğrü açık titreyen kız da bendim:) evet:)

Vapur da dayanamayıp Nimo'nun "Yemeeeee kıyamican" dediği kukiyi de yiyen bendim:)

Çok eğlendim kızlaaar öperim hepinizi ve bunu saymam bir daha ki sefer sizi Chedeliko Studio'ya beklerim;)

26 Ocak 2012 Perşembe

Günlük Müstehcen Sırlar

Taze gidilmiş etkinlik:)
Opera & tiyatro sevdiğimi bilmeyen kaldı mı?
Eeee kaldıysa o da onların sorunu takip etselerdi.
Bu akşam deli dikişler arası bir kısa nefes Kadıköy'de soluk aldık.
Oh ne iyi geldi!
Günlük Müstehcen Sohbeler bir solukta, tek perde de, yerlerde kahkaha, ayakta alkışla çok iyi geldi.
Etiketlerim arasında "Günlük Hikayeler" başlığı var, ne zaman bir postumu da böyle etiketlesem kendi kendime "Ya bu ne saçma böyle günlük şey olur mu" diyordum kiiii Günlük Müstehcen Sırlar günlük ötesine geçti:)))))
Bir anlatasım var ki hikayeyiiiii of of of of zor tutuyorum kendimi zooor:)
Ya bitmeden gitse herkes izlese keşke hele o Haldun Taner sahnesinde kaptırmış kendini oyun izlerken arkadan gelen polis sireni, anaonsu, vapur sesi, insana oyunun bir parçası gibi geliyor konuya bile bağlıyor bir hareket bekliyor insan...
Yahu çok güzeldi, şarkı söyledi tüm salon Comandante Che Guevara! Gülmekten yerlere yattı ve yerden kalkıp mükemmel replikleri ayakta alkışladık, birden yerlerimize geri oturup çöktük, şiştik,daraldık, "DOĞRU" dedik, "AAAAAAAA" dedik şok olduk...
2 adam bizi hamur gibi yoğurdular, tüm sinirimizi aldılar, salondan çıkarken tanıdık tanımadık "İyi akşamlar"a geçtik.
Zaten kabul günüydü fuaye de arkadaşlarımız vardı.
Demek duyan gelmiş:)
OOOf gidin işte lafı uzatmayın:) biraz gülerken yerlere yatıp şuursuz kahkaha atmak iyi gelir;)

24 Ocak 2012 Salı

Bir anlasam...

Müthiş bir sakarlık hali aldı gidiyor.
Şangır, şungur, tangır, tungur sesleri - toz bulutu - cam kırıkları- "ufff" sesi ve ben bir bütün gibiyiz:)
Şu sıra ne bu anlamadım üşenmesem Twitter'de astrologlara soracağım nedir bu sakarlık halim?
Kafamın tam üstüne çamaşırlık devrildi, geçen hafta ki kaza zaten başrol, sürekli döküp saçtığım, kırıp döktüğüm ve düşürüp, çarptıklarım aldıııı gidiyooooor.
Bir çengellik hali deli etti beni:)

Dur bakalım hayırlara vesile olsun:)

Bu arada haftaya çok severek yapacağım bir iş aldım:) İş demek tam yerinde olmadı ama fikir anası olduğum ve benim hazırlayacağım bi kostüm!!!

Haydi hayırlı olsun:)


19 Ocak 2012 Perşembe

Hadi Gidelim!



Ne çok söylerim, ne çok söyledim, söyleyeceğim elbet:)
Bazılarında yok olacağım , bazıları yarım kalacak gitmelerimin kapının eşiğinde, bazen yüreğimde gideceğim yine gelmemek üzere...
"Hadi gidelim" denilince sanki pırpır kelebekler uçar içimde,
Ne tuhaf, tam bir "gezentiyim" özümde.

Yine öyle bir havamdayım,
Kalk gidesim var bir uyan arıyorum.
Bir şarkı dinliyorum,
Bir koku geliyor burnuma,
ve günbatımı,
dolaptan çıkan hoodienin kokusu...
koluma takıp birini gidesim var buram buram.


16 Ocak 2012 Pazartesi

Bana "Hamsi" Gibi Bakma!

Aslında böyle bir konu yoktu bugün yazmaya karar verirken...
İnsanların birbirini aptal yerine koymasıyla ilgili birşeyler vardı.
Çok yapıyorlar çünkü üstelik, bence, vardıkları tek yer düşman kazanmak.
O kadar çok var ki!
Son zamanlarda dikkat ettim dikkat etmemeye çalışıyormuşum meğerse" bu" insanlara!
Karşısındakini aptal sanıp öyle tuzak ve oyunlar kuranlara ama ille de gözüne sokmaya uğraşıyorlar, hayır o nesi yani?
Neyse sıkıldığım ve aslında dikkat etmemeye çalıştığım için bu konuyu yine yeniden harika bir yemek konusuyla değiştirdim!
Ve taaa taaaa karşınızda bereketli deniz mahsülü haftası:)

Cuma günü biricik Ayşe'm, Tayland güzelim bana sushi yapmış getirmiş.
Haftasonuna girerken şööööyle ev yapımı bir sushi ile keyif çok zevkli oldu.
sushi'den Kızıl Sonya & Dr. Erol'da kısmetlendi:)
Ooooh elinize sağlık Ayşe'm:)


Cumartesi bütün Kadıköy'ü benim paftalarımı çoğaltmak ve yün aramak için dolandık.
Kar, yağmur, çamur ve buzzz gibi hava da bize eşlik etti:)
Kızıl son dakika "aaaaa akşam kebap yemeeee gidene kadar Ayhan'a gider fal baktırırım" dedi ve karanlık Kadıköy'ün fal cafesinde sıra bekledik.
Kızıl sanırım bir daha ayhan'a gitmeyecek çünkü ayhan ve ben birbirimizi hiç görmemiş olsak bile hep her konu da aynı fikirde ve yorumda bulunuyoruz:)))
Neyse eve dönünce yorgunluktan ve soğuktan perişan olup bayılıp uyuyunca geçen haftalarda Kanal D'de izlediğimiz Mutfağım da izlediğim Hamsitarifini uygulama fikrim yalan oldu!

Anneannemler buna Hamsi Kulumika derler. Tam olarak böyle mi yazılıyor bilmiyorum bu duyduğumdan anladığım tamamen!
Neyse böyle kılçığı alınmış Hamsiyi, mısır unu, yumurta, ıvır zıvıra bulayıp kızartıyorsun.
Normal de ben sevmem böyle şeyleri.
Bir kere ben Hamsi sevmem!
Sadece büyük balık yerim bak şimdi onunda adını unuttum.
Bir de Karaköy'de balık ekmek yerim o'dur, o kadardır:)
Fakat ne güzel yaptılar bir bilsen ben de evin hanımı olarak denemye karar verdim.
Hayır zaten evde dondurulmuş hamsi var böyle denedim:)
Ölmedik yaşıyoruz:)

Bu yemekten sonra yediğimiz benim nefis çilek tatlım:)
Fakat çilek daha olmamış onun için ben silip süpüremedim:/
Balık sonrası yenilir iyi de gider,
iyi yıkanmış, minnot doğranımış 2 kup çilek,
üzerine bolca pudra şekeri,
krema da kullanılabilir,
kakaolu puding de,
eritilmiş çikolata ise paha biçilmez olur:)
Bu resim de son da olmalıydı ama işte bloggerla uğraşamicam bu kadar oldu,
Bakınız rakı, hamsi kuli:) ve harika capari salatası!
Sondan başa doğru giden bu postumda hamsinin tüm işlemlerden geçtikten sonraaaa kuli olmuş hali:)
1 kg. hamsi,
ayıkla - yıka - kılçıklarını al - bir daha yıka!
1 kg. hamsiye 3 - 4 yumurta gidiyor,
idareli olursan 3 yeterli
yumurta - yıka - kır - çırp
işte en önemli kısım,
1 büyük 1 küçük soğan
bolca maydo (maydonoz)
soy - yıka - pinçikle
soğan ve maydo minnto kıyılıp karıştırılır
ben tuz ve karabiber de ekledim
un!
ay un aslında kalça ve basenlerin BAŞ düşmanı!
o popolar bundan büyüyor işte :(
pis un senin verdiğin tadı da bir halt vermez ama işte artık koşcaz mı depçez mi ne yapcez..
bence 2 kaşık mısır unu, 4 kaşık beyaz un yeterli
una da tuz karışıtırıp resmen obezite reçetesi yapmış oldum
aa aaaaaa caparili yeşil salatanın yakın remsi de araya girmiş
dereotu - kıvırcık - capari - limo ve zeytoğ (limon ve zeytinyağ)
Evet resimlerin mükkemmel sıralması:) kimseleri hayrete düşürmesin:)))
bu saatte bu kadar olur
düşün ki o hamsilerin kılçıklarını çıkardım
iki hamsiyi ortadan 2 ye açıp avcumda yatak yaptım
arasına soğan ve maydo karşımını koyup
üzerini yine ortadan 2ye açılmış 2 hamsi ile kapadım
una buladığım bu kapamaçları
sonra yumurtaya buladım
veee tabi ki kızarttım!!!
ÇOOOOOOOOOOK zordu!
allahım televizyonda izlerken o teyzeler nasıl da hemencecik yaptılar!
anneannem ve annem nasıl da kompedan olmuşlar!
ya beeen - ezik - o ellerim un ve balıktan vıcır vıcır
her yerime un yapıştı
ellerimi 20 kere yıkadım
hala hayretler içerisindeyim kızartmayı başarabildiğim ve bir bütün olarak duran o hamsi soğan karışının resmine baktıkça!
bir ara bu iş hiç olmayacak sandım - pes edecektim çünkü elime yapışan un hamur kıvamına geldi
öyle kala kaldım hamsiler birbirine değil avuçlarıma yapıştı
ooooooof of!
sonunda kızarttım oldu:)))
yedik hala iyiyiz:)
bu da "Ay" ben kızartmaya başlarken miawlarının doruklarına çıktı
sonunda dışarı attım mutfaktan
çünkü gece burnumun içinde hamsi kokan yastık gibi tüyleriyle uyumasına müsade edemezdim:)

Bütün mutfak tabi ki elden geçti!
ne kadar çekmece, dolap, masa, tas, ocak hepsi ovuldu
öldüm bittim vallahi
kendimi de yıkadım
üstümüzü başımızı da komple makinaya attıktan sonra
eeeh işte ancak bu saat oldu
ojelerimi sürüp postumu serdim:)
yarın büyük gün çünkü Manavgat'ta açtığımız butiğimiz için çalışmalarımız var!

işte böyle:)

9 Ocak 2012 Pazartesi

GDOsuz Pancar salatası mevsimi mi:)

Pancar çooooook severim!
Annem yapar, öyle de güzel yapar ki, kaşık kaşık yerim.
Hiç pancar pişirmedim:)
Buzdolap çekmecelerinde kaderine terk edilmiş 4 pancar kaç gündür beni bekliyordu.
Gün bugünmüş sağolsun internet!
Pancar salatası yapmaya karar verdim zaten pancardan başka ne yapılır hiç fikrim yok:)
Google'dım & Cafe Fernando'da şu tarifi buldum:)

Benim pancarlarımda kök, sap, yaprak yoktu:/
Omlet yapamadım ama başka sefer yaparımmm.
Bu sefer video yapmadım fotoğrafladım daha kolay oldu.

İşte pancar salatam!
Kaynamış bir tencere suda 25dk!
Bence 30dk. daha iyi olur şu tombul pancarın içi tam pişmedi!

Haşlanmış pancarottiler süzgeçten geçer.
Çok ilginç kaynar sudan çıkınca soğumaları 3sn. sürdü:O
Lavabonun içinde adam doğramışın imajı kabukları soyulan pancarottilerden sebep!
Cillop pancarottiler dilimlenir - bence küp küplenebilirdi de, elma dilimlenirdi de... ben aceleden & üşenmekten dilimledim.
İşin sırrı iyi pişmiş pancarottiye eklenecek o muhteşem sos:P
Limon - Sirke - Tuz - Zeytinyağ - Sarımsak
Karıştır evladım ooooooh!
Elini korkak alıştırma dök sosu pancarottilerin üstüne!
5 dilim kalna kadar pancarottiledik, hazır mevsimiyken bilmiyorum GDO'lu mu değil mi ama mevsimidir falan teselli olup pancarottileyin.
Ya ben bu işi zor sanardım ama değilmiş veri nays:)

8 Ocak 2012 Pazar

"Bey"

TDK 'dan alıntıdır.

bey (I)
isim
1. isim Erkek adlarından sonra kullanılan saygı sözü
"Eniştem Neyyir Bey'i kimin vurduğunu ben biliyorum." - R. N. Güntekin
2. Erkek özel adları yerine kullanılan bir söz
"Bir bey sizi aradı."
3. Eş, koca
"İki yol var önünde, ya beyinin dilini öğrenirsin ya beyin senin dilini." - T. Dursun K
4. As (II)
"Gerçekten de doktora bir bey ile iki yedili gelmişti." - T. Buğra
5. Erkek sıfatlarının hemen arkasına eklenir
"Doktor bey. Damat bey."
6. Aşığın çukur yüzünün arkasındaki yumru bölge
7. tarih Küçük bir toplumun veya küçük bir devletin başkanı
"Karaman beyi. Menteşe beyi."
8. askerlik Komutan
"Alay beyi. Uç beyi."
9. eskimiş Zengin, ileri gelen kimse, bay (I)
Son günlerin popüler konusu "kadına şiddet" üzerine bu açıklamayı geçmek istedim.
Bence bir konuyu çok konuşmak, filmini yapmak, basın da konuşmak, yazmak o konuyu tuhaf bir şekilde çekici, taklit etme istediği uyandırmak, yaptığının doğru olduğunu düşünmeye teşvik etmek gibi beklenenin tersine tepkiler de uyandırabileceğini düşünüyorum.
Bu sebeple postun devamında konuyu yukarıda ki ismiyle değil "ubb" olarak dile getireceğim. Ucuz Beylere Bakın!

Biz onlara "bey" diyoruz nezaketen ve kibarlık gereği.
Bir film yaptılar şimdi ubb'yle ilgili, gala çıkışında ünlü isimlere sordular, bunlar topluma örnek isimlerdi, herkes filme hayran kalmıştı.
Yorumladılar, oyunculuklar harikaydı, arkadaşlarımı ve tüm yapım ekibini tebrik ederim, muhteşemdi. Biri dedi ki "kadınların eğitilmesi gerekiyor..."

Kadınların eğitilmesi gerek - erkek ekonomilerinde ?
Kadınların eğitilmesi gerek - erkeklerin kurallarıyla ?
Kadınların eğitilmesi gerek - erkek kafasıyla ?

Ne eğitilen kadınlar gördük "bey" öğretmenlerinin tacizine uğradılar.
Ne eğitilirken sevgilisi "bey"ce harcanan kadınlar?
Ne kadınlar gördük eğitime giderlerken "bey" babalarınca tokadı yiyen.
Kelimelerime özen gösteriyorum.

Eğitimli kadınların dayak yediğini biliyoruz kanıtlanmış gerçek "Üniversite mezunu kadınlar, üniversite mezunu olmayan kadınlara göre daha çok ubb görüyor".

* * *

Yeni tanıdığım her erkek "bey"dir.
"Bey" olan iş arkadaşlarım ve üslerim vardı.
Toplu taşımada görev alan erkelerin hepsi "bey".
Saygı ve nezaket çerçevesinde muhatabım olan hepsi "bey".
Belki de...
- Evde "Canavar"!
- Yada sokaka da "Canavar"!

* * *

Ekranlarda ubb haberlerini izleyen anneler, oğullarınızdan bir an şüphe ediyor musunuz?
Yada modern evliliklerin mensubu hanımlar, "bey"lerinize bakarken içinizde bir şüphe?
Üzügünüm bunların hepsi bende var.
Bugün oğlum olsa oğlumdan, sokakta "bey"lerden, babamdan, eşimden, "bey" tüm akrabağlarımdan şüphelenirim.
Çünkü yaşadığım yerde kadının özgüveni yok.
Verilmiyor, olanı harcanıyor.
Bunu "bey"lere kadınlar öğretmiyor.
Kanunlar böyle, toplumun kadını algılayışı böyle, beyinler böyle, kafalar böyle!

Çünkü kadınlara verilmeyen haklar ne yazık ki hala "bey"lere veriliyor.
İş dünyasında kadın konumuna göre "aptal" veya " kötü kadın" olarak anılıyor.
Kadınları koruyan yasalar olmadığı gibi kadınlar da kendilerini koruyan yasaları bilmiyor, öğretilmiyorlar.
Sırası geldiğinde bu yasalardan faydalanmak isteseler bile kimse ciddiye almıyor.
Aslında çoğu da uzak duruyor başına daha kötüsünün gelmesinden çekinerek.
Çünkü "yuvayı dişi kuş yapar"!
Kadın evini, işini bırakıp gidemez.
Çocuğunun annesidir, para kazanmak zorundadır, ailesine, akrabalarına, mahallesine "hesap vermek zorundadır".
Başına ne gelirse ya unutacak yada yukarıdaki kalabalığı karşısına alacaktır.
Zaten adı çıkacaktır.
Her giydiği, her hareketi, sözü, yaptığı mercek altında olacaktır.
Kimse kendi işine bakmayacak herkes ona bakacaktır.
Bunu bilir ve çoğu susar.

Kadını mı eğitmek, bilmiyorum, önce kendimizi eğitmekle başlasak.
Biz çok geri kalmış insanlarız bunu da kabul edelim artık!
Sosyal ağlarda caka satarak, gece kluplere takılarak, son model arabalar, lüks hayatlar ilerlemek değil bunu da bir kavrayalım artık!
Görgüsüzlükle kendini eğitmeyi birbirinden ayıralım artık!

Kadın veya erkek, olarak evet 2 ayrı cinse ayrılmış olabiliriz fakat insan olarak bir farkımız yok.
Kadını dinen, madden ve manen ayırmayı da keselim artık!
Erkek de eminim ki kadın da Allah'ın huzurnda aynı olacaktır - bence.
Kendimize bir bakalım, beynimizden, bedenimizden, hayatlarımızdan biz sorumluyuz.
Özgürlüklerimiz ne yazık ki başkalarının özgürlükleriyle değil "kıt" beyinleriyle sınırlı - şu günlerde!
Özgürlük ve gerizekalılık arasındaki farkı da bir anlayalım artık!

Akla ve zekaya hasret kaldığımızı düşünüyorum.
Eğitim kişinin kendinde başlar, öyle olmasa beynimiz olmazdı.
O zaman "miyavlayarak "anlaşırdım bizim kediyle. O bile acıkınca mama kabının başında miyavlıyor.
Gayret ediyor bizimle iletşim kurmak için birşeyler yapmaya.
Demek insan olarak biz daha fazlasını yapabiliriz.
Kadın da başlayıp kadın da bitmiyor herşey.
Allah'a şükür bütün "bey"lerin aklı tam, çalıştırıp kendilerini eğitebilirler.
Zaten bunu kendileri yapmazsa, o egolarını delip kimse yaptıramaz onlara - anneleri dahil!.
Kimse kimseden üstün değildir, olamaz bunun mantıken bir açıklaması da yok bence.
Ego'su sağlamlık başkadır kendini üstün görmek başka!

Kadına odaklanmayı bırakmak gerekiyor, toplumun tümünü "insan" olarak ele almak gerkeiyor.
İnsan olarak haklarının olduğunu herkesin bilmesi gerekiyor.
Artık şu baskıları da bir yerde bırakmak gerekiyor. Amcamın kızına ne benim ne yaptığım? karnımı o mu doyuruyor?!

Eğer karşımdakine karşı ilk yaklaşımım içinde nezaket, kibarlık, incelik varsa bu benim kişisel tercihim oluyor.
Rahatlıkla "lan" diye seslenebilirim bir erkeğe, bunun da aramıza öreceği duvarları bilirim.
Bak bana neler biliyorum değil mi?
Demek ben kendimce bu kadar yol alabiliyorsam toplumca neler yapılır!

Ubb'nin bir tarifi yok ama sebebi kişinin kendinde saklıdır.
Sebebi kişinin kendini eğitmek yerine yozlaştırmayı tercih etmesindedir, verilen eğitimi az veya çok almak yerine aklını kötülüklere çalıştırmasındadır, üretmek yerine tüketmeyi tercih etmesindedir.
Zaten boş duran insan aynı hareketsiz duran su gibi kirlenir, pislenir.

Umarım bir yerde durmayı öğrenirsiniz "bey"ler, öğreniriz dünyaca!
Kabalıkla varılacak yerin ancak kabalık ve kin olduğunu öğrenir ve kendimizi eğitmeyi tercih ederiz umarım.
Ucuz Beylere Bakın, dedim ya; ucuz olmak kolaydır, pahalı ve nadir bulunan olmaya gayret etmek meziyet.







8 Aralık 2011 Perşembe

Yarın?

Yarın ne giysem?
Yarın ne yesem?
Yarın nereye gitsem?
Yarın kimi çekiştirsem?
Yarın saçımı nasıl yapsam?
Yarın armut pişse ağzıma düşer mi?
Çok yakındır eminim bunu bütün bloggerlar yapacak.
Çünkü artık sıkıldık bugün ne giydiğinizden.
Siz onu blogunuza koyana kadar biz çoktan giyinip evden çıkmıştık!
Bize bir faydanız olmadı kendi reklamınızı yaptınız biz de şiştik kaldık.
Mesela aranızda bölüşün annem, kurumsal styling yapası blogırlar, sokak modacısı blogırlar, mahallenin markete giden teyzesi blogırlar, dün boktum bugün koktum blogırlar ayrılın bölüşün aranızda!
Yarın hava yağmurlu kurumsallar ne giysin, devlet üniversiteliler ne giysin , özel üniversiteliler ne giysin, mahalleden Dilrubağ teyzem markete giderken ne giysin?
Yapın annem bunu.
Bak siz yapmazsanız biz yaparız ama mesleğinizi elinizden alırız.
Hadi güzel kızlarım annem benim hadi tıklayın klavyeyi, patlatın flaşları, akşamdan yapın annem blogunuzu sty(sıçan)linginizi!
Olmuşla, ölmüşe çare yok!
Giymiş çıkmışsın olmuş bitmiş, ama bize olacakla, ölecekten haber ver.
Yarın nereye gitcen, ne yapcan, ne giycen!
4sqr'den kendini check inliyosun ya birgün evvelden de kimbilir gider bekleriz seni oralarda..
Bakarız o bloglardan yazış hallerin kromatikten mi dönme, özünden mi öyle!
Hadi başla bugünden çalış!
Ancak yetişiceniz annem bize!

2 Kasım 2011 Çarşamba

Sana da oluyor mu?

Bugün bana oldu...
Bir sürü anıyı özledim...
Yine olsa yine yaşasak dedim.
Bazen oluyor insana zaman geçtikçe.
Zaman geçtikçe hayat anlamını değiştiriryor.
İnançları, sevgileri, evet ve hayır'ları değişiyor içinde...
Gün geçtikçe daha çok tartıyor ne yaptığını.

Evine 2 kere hırsız girdi diye 2. defa evlenen bir kadınla tanıştım bugün.
Ben henüz bir evlilik ile baş edemezken!
Evime defalarca hırsız girdiği halde devam ederken...

Birbirlerini hiç affetmeyen insanlar tanıyorum mesela,
Mesela artık kime, net olarak neden niye kızdığımı bilir çözerken.

Bugün bana oldu geçirdiğim onca zaman içinde korkularım, hislerim, inançlarım, değerlerim hepsi bir terziye doluştular sanki..
Bugün ölçüp biçerken bazeılarını "Yine olsa" diye andım.

Mesela Tanya'nın 40. doğumgününü özledim. Birlikte geçirdiğimz bu kadar şey içinde yüzünde o heyecanı görmeyi...
1ce'yle Stephen Jones'a gittiğimiz günü özledim. Topuklarımla beni antikacılarda dolaştırıp, 1 kutu ekleri yiyip, trafikte kahkaha bombardımanı içinde.. yine olsa dedim.
Annemi özledim. Onun karınca hallerini, katılarak gülmelerini.. telaşsız hallerini özledim.
Kızıl'la Antalya dönüşümüzü özledim. Havalimanında patlayıncaya kadar gülmüştük, yine gülsek...sırtımı sıvazlamasını özledim.
Sosyetik'le uçakta uzun uzun, içimizi dökercesine sohbet edip, şarap içmeyi özledim. ' tekerlek üzerinde aldığımız tüm virajlardan sağlam çıkmayı...
Hep birlikte kaygısız, sorunsuz, umarsızca eğlendiğimizde, o an orada olan herkese güvendiğimi düşündüğüm hatta böyle hissetmeye çok yakın olduğum günleri özledim.. Hayatta hala birilerine güvenebildiğimi hissetmeyi...


Anneannemi özledim. Birlikte uzun sohbetler ettiğimiz, onun iyi olduğundan emin olduğum günleri, telefon çaldığında onun adını görünce kalp çarpıntıları yaşamadığım günleri...

Bütün özlediklerimin yanında hatta hemen yanıbaşımda bütün bunları düşünürken içimi huzurla dolduran o ses, o nefes...
Özlerken bazen de özlemenin ne kadar da güzel olduğunu hissettiriyor.

9 Eylül 2011 Cuma

Falım da ferahlık çıktı

Biraz sonra çıkıyorum.
Zuzu'nun doğumgünü bugün!!! Onu kutlama zamanı.
Seni de pek bir boş bıraktım bilok, naparsın iş güç...
Dönünce herşeyi anlatacağım 2 vakte kadar bana ferahlık var falım da öyle çıktı.
Diyordum ki acaba benim düşünüp düşünüp evrene astığım düşünceleri benden başkası toplamasa!!!
Paylaşmayı öğrenemedim hala :)
Bugün saçlarımın yine en gıcık günü oysa bu yaza saçlarıma dair hikayelerim vardı benim:)
Seni özledim ama sana yazamadım pek bir buruk kalbim.
En zararlısı da kalbe, yakışıklı bir erkek!
Evde 2 çocuk var biliyor musun?
Çocuk mu bebek bebek!
Hayırlısı olsun 2 de çocuğumuz oldu...
7 aylık biri 3 yaşında biri...
Çevremde hamile & çocuklu halkası daralıyor mesela Chedeliko'nun ilk hamile elbisesini dikiyorum.
Bir de güzel hamile ki:) gözleri yüzü bebek gibi anne adayının...
Acaba hamilelik kadına güzellik mi?
Sen benim en tuhaf, en ilgin., en heyecanlı, bazen en umutlu bazen en çaresiz tecrübemsin!
Böyle karışık dondurma tuttu frutti kıvamında zaman geçiyor.
Neden yediğini anlamazsın ya?!
Ellerime kına sürdüm bekliyorum ya tutarsa...

31 Ağustos 2011 Çarşamba

Anımsadım..

Şu 9 günlük tatilin başlamasından itibaren binlerce yazı yazabilirdim.
Aklıma neler neler geldi, bu sırada neler neler yaşadım...
Tuhaf, yazamadım gitti.
Bugün geçmişle ilgili bir sürü şeyi anımsatacak birşeyler oldu..
Neden Pazar günlerini, plansız uzun tatilleri, hastalanıp eve tıkılmayı, sevdiklerinden uzak kalmayı, bayramlaşacak bir hal olmadığını uzun uzun o kadar çok şeyi anımsadım ki yıprandım.
Bazen, iyi ki yazmadım, diyorum.
Çok da harika olmayan anılarıma bir de geçirdiğim tıklım tepiş zamanları eklemenin ne lüzumu var.
Varsın onlar eksik kalsın...
Deterjanın bile doğaya zarar vermeyi keşfedilen şu çağda anıları hala sildirememenin geri kalmışlığına yanarım.