Being Blogger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Being Blogger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2012 Cuma

Blogger & Designer Buluşması!

Taze Gidilmiş Etkinlik çatısı altında bu akşam Nimo&Esra'nın organizasyonu vardı.
Tıpkı Yalan Dünya'da Nurhayat'ın şu sözleriyle bütünleşir gibi her türlü hava, yol, meteor, dolgu topuk ve ispanyol paça pantolon koşuluna rağmen gidildi ve katılındı.
Nurhayat'ın Rıza'dan vazgeçmeye niyeti yok / Yalan Dünya / Diziler / Video / Kanal D Web TV

Gidilince şöyle fotoğraflar da çekildi:)












Veeee bir sürü yeni arkadaş yapıldı :)))

Eve dönerken Galata, Beyoğlu, Tünel, Karaköy, Kadıköy semalarında uçan & rüzgara karşı hala ve azimle yürümeye çalışan o kocamaaaaaaaaaaaaaaaaaan ispanyol paça pantolonlu başı böğrü açık titreyen kız da bendim:) evet:)

Vapur da dayanamayıp Nimo'nun "Yemeeeee kıyamican" dediği kukiyi de yiyen bendim:)

Çok eğlendim kızlaaar öperim hepinizi ve bunu saymam bir daha ki sefer sizi Chedeliko Studio'ya beklerim;)

12 Nisan 2010 Pazartesi

"Bu da mı gol değil!"





Yalanlar...Yalanlarrr..

Blog dünyasını da süslüyor yalanlar.

Şöyle uçuk kaçık birşeyler anlatayım da tıklayıp dursunlar beni varsın yalan olsun.

Blog dünyası çamuru seviyo.

Herkes blogtan meşhur olmayı muhteşem teklifler almayı hayal ediyo.

Blog insanı insana katıyo.

Bloglaşma var mesela. Blogdaşlık. Blogla ilgili bir sürü şey.

Blogu herkes isteğine yönelik kullanma hakkına sahip.

Tuhaf bir şekilde insanlar blogu da birbirine çemkirme aracı olarak kullanıyor bu haktan dolayı.

Acaba yazarken gerçekten beklenti içinde mi her blogır...

Yoksa gerçekten dediği kadar kayıtsız mı "tık"lanmışlığa..

Blogırlık bile yarış di mi o küçücük beyinlerde..

Bilemedim bu blog savaşları nereye kadar!

- - - - - - -

Ps. Cihaz geldi bişiler çekiyo işte. Ama insan lensinin bile bozuğunu ilk gözağrısı olunca bir başka seviyor.

3 Şubat 2010 Çarşamba

Söyleyeceklerim hoşuna gitmezse...

Herkesin var ne giydim, ne çıkardım, bugün kaç kere üstümü değiştirdim...
Herkes trend maker...
Herkes övünüyo, herkes de birbirini övüyo...
Böyle oturup bakıyorum & inan hiç ama hiç ilham vermiyor.
Mesela moda dergileri, daha kapağından girer ışık insanın içine.. Daha elin uzanırken içine akar... Hiç kapağından içeri davet etmeyen Elle gördünüz mü? Ya Look? Peki ya Agenda? Görülemez!
Kapağı açacaksın sayfaları karıştırırken mağazaya koşup onlara benzemek gelecek içinden. Yoksa olmaz o iş!
Adamlar modayı bırakır yemin ederim. Mankenler neden var? Neden koca bir piyasa var? Neden "ne giydim, ne çıkardımcılar" değil de "Modacı"lar var? Neden bir sor kendine?
Onlar olmasa sektör olmaz:) Hatta şöyle diyorum onlar olmasa ne giydim ne çıkardımcılar olmaz!!!
Misal & örnekli resim;
Aşağıda resmini gördüğünüz çizgiler ilk olarak Chanel tarafından sevgilisiyle deniz kenarında balıkçılara rastladığı birgün beyenilip giyilmeye başlanmıştır. Desen günümüze kadar gerek kalın, gerek ince gerek renkler değiştirilerek kullanılmış & kült olmuştur.
Çizgili desen insana asla daltonları anımsatmamıştır. Bakınız bu bana ait bir tasarım değildir, ben bu tasarımın sadece alıcısı & kullanıcısıyım:)

Şimdi resmini buraya koyunca poposu kocaman kızlarımıza "ben buldum al sen de giy" demek istemiyorum. Kimseye ilham vermek gibi bir kaygım da yok. Ama biliyorum ki ne giydim, ne çıkardımcılar herkesin dolabını karıştırmak istiyorlar:O
Serme kızım, yapma çocuğum! Bir yatakodasının bir de giyinme odasının kapısı kapalı tutulur.

Bir sürü şey moda ya, bir sürü desen, renk, şu bu ama bunlar herkese yakışmaz. Alkışlanmak için onu keşfeden olmak lazım iyi alıcı, iyi tüketici olunca modacı olunmaz bilmek lazım. Sokakta yürüken dikkat mi çekmek istiyor herkes anlamadım ki.. Ne giydiğini gösterince meşhur mu olacaksın bilemedim..

Vızır vızır konuşuyoruz burda ama parayı da, şanı, şöhreti, ünü de gümbürdeyenler götürüyor. Basit taklitçiler olmaktan öte geçemiyoruz. Kim istemez ki koskoca bir Devil Wears Prada olmayı! Kapıdan içeri girenin kıyafetini süzüp ilk kim tarafından o renkler bir araya getirildi, kimin koleksiyonunda podyum da sergilendi, kaç paraya satıldı, kaç yıl sonra ihraç fazlacılara düştü. Ama bunları bilmek saçları o değirmende ağartmak gerekiyor. Vitrinden topladıklarını anca kendin beyenirsin işte. Kendin giyer bakarsın sevecen bir kaç arkadaşın da çıkar "Ay harikaaaa" çeker. Noldu şimdi modacı mı oldum! Yoo gayette olmadım ta ki milyarlar benim yaptığımı yapıp adımı herkes duyup o işten kazandığımla bir şato da oturup taklitlerim çıkıncaya dek, affedersin bir nane olmadım:)



Bugün ki anarşist blogumu anarşist sayabileceğmiz sokakta yaşamasına rağmen beyazlığını koruyan & bununla inanılmaz dikkat çeken kedicikle bitiriyorum.

27 Ocak 2010 Çarşamba

En kısa BILOG!

* Tv projem başlayınca canlı yayında "Bılogır Gel Beni Gır" Poartisi vericem.
* İmza gününde imza yerine herkese Sağlıklı Yaşam ya 1 limon ya 1 portakal vereceğim.
* Her programda insanlara "Hayvan Sevgisi"ni aşılayıp, birgün dünyayı hayvanlar ele geçirdiğinde onların da bize tıpkı bizim onlara yaptıklarımız yapacaklarını hatırlatacağım.