Lis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Kasım 2011 Çarşamba

Sana da oluyor mu?

Bugün bana oldu...
Bir sürü anıyı özledim...
Yine olsa yine yaşasak dedim.
Bazen oluyor insana zaman geçtikçe.
Zaman geçtikçe hayat anlamını değiştiriryor.
İnançları, sevgileri, evet ve hayır'ları değişiyor içinde...
Gün geçtikçe daha çok tartıyor ne yaptığını.

Evine 2 kere hırsız girdi diye 2. defa evlenen bir kadınla tanıştım bugün.
Ben henüz bir evlilik ile baş edemezken!
Evime defalarca hırsız girdiği halde devam ederken...

Birbirlerini hiç affetmeyen insanlar tanıyorum mesela,
Mesela artık kime, net olarak neden niye kızdığımı bilir çözerken.

Bugün bana oldu geçirdiğim onca zaman içinde korkularım, hislerim, inançlarım, değerlerim hepsi bir terziye doluştular sanki..
Bugün ölçüp biçerken bazeılarını "Yine olsa" diye andım.

Mesela Tanya'nın 40. doğumgününü özledim. Birlikte geçirdiğimz bu kadar şey içinde yüzünde o heyecanı görmeyi...
1ce'yle Stephen Jones'a gittiğimiz günü özledim. Topuklarımla beni antikacılarda dolaştırıp, 1 kutu ekleri yiyip, trafikte kahkaha bombardımanı içinde.. yine olsa dedim.
Annemi özledim. Onun karınca hallerini, katılarak gülmelerini.. telaşsız hallerini özledim.
Kızıl'la Antalya dönüşümüzü özledim. Havalimanında patlayıncaya kadar gülmüştük, yine gülsek...sırtımı sıvazlamasını özledim.
Sosyetik'le uçakta uzun uzun, içimizi dökercesine sohbet edip, şarap içmeyi özledim. ' tekerlek üzerinde aldığımız tüm virajlardan sağlam çıkmayı...
Hep birlikte kaygısız, sorunsuz, umarsızca eğlendiğimizde, o an orada olan herkese güvendiğimi düşündüğüm hatta böyle hissetmeye çok yakın olduğum günleri özledim.. Hayatta hala birilerine güvenebildiğimi hissetmeyi...


Anneannemi özledim. Birlikte uzun sohbetler ettiğimiz, onun iyi olduğundan emin olduğum günleri, telefon çaldığında onun adını görünce kalp çarpıntıları yaşamadığım günleri...

Bütün özlediklerimin yanında hatta hemen yanıbaşımda bütün bunları düşünürken içimi huzurla dolduran o ses, o nefes...
Özlerken bazen de özlemenin ne kadar da güzel olduğunu hissettiriyor.

5 Temmuz 2011 Salı

Bu postu çok zor yazdım neler attlattı bir bilsenn

Bu postu dün gece yazmıştım..
Gerçekten yazdığımla kaldım bir tuş, bir cut, bir save...
Motorsikletli kadınlara hazır olmayan yurdum erkeklerinden uzun uzun söz etmiştim.
Uzun yıllar sonra dün ilk defa bisiklete binme teşebbüslerimi anlatmıştım.
Hatta komşunun bisikletiyle garajda deneme sürüşü yaptığımı fakat arabalara "çarpmaktan" çekindiğim için dönüşleri alamadığımı. Bisiklete binmenin de unutulabileceğini..
Yazmıştım da yazmıştım.
Sonuna Lis'e gidecek bir mektup yazmıştım fakat geriye sadece şu aşağıdaki fotolar kaldı. Onlara yine Lis'e gidecek küçük bir not ekleyip yeni bir post yazacağım.




Lis,





LA'den ev aldım. Bir tane yetmedi 2 tane aldım. Artık dönüşümlü kullanırız. Baktım önleri de pek boş kaldı birer Veyron & McLaren aldım. Korkma onları dönüşümlü kullanmayacağız sana 2 bana 2 aldım;))


























* * *

Eskiden yürüyüşe çıktığımız zamanlar daha eğlenceliydi, eski herşeyi sevmenin tadını çıkardığımız zamanlardı.. Belki de biz daha eğlenceliydik şimdi sevimsiz göbekli tipler olduk en iyi dostumuz da televizyon. Oysa 28 kişi arabaya atlayıp kırlarda ip atlamaya gidebilirdik.




Görüldüğü gibi üzerinde oturduğum lastik patlamış:))))))

3 Şubat 2011 Perşembe

Lis'in Doumgünüğğğ!

Biraz buruk biraz sevinçli ama 3 Şubat!
En sevdiğimiz günlerden biri Lis'in doumgünü:)
Kıtalarımız ayrıldı, hatta voice mailbox'ını da setup etmediği için!!!! konuşamıyoruz bile!
Hfffff :(
İYİ Kİ DOĞDUN BENİ DUYUYO MUSUN!!!!
İYİ Kİ VARSIN!!!!

Öğlen Ozi aradı o da Belçika'da herkes bir yerde keşke evlensem düğün falan olsa o zaman mecburen gelmek & hep bir arada olmak zorunda kalırlardı.
Bir tek Siso burda.. O zaten küçük gitmesine müsade etmem ama zaten Antalya'da yaşıyo...
Ozi'nin gelmesine az kaldı..
Lis'n gelmesine var daha...
Siso ben ne zaman istesem gelir...
İyi ki hepsi tek tek birer birer var.
Belki yanımda olamazlar her zaman ama varlıklarını bilmek çok güzel.
seslerini duyunca iyi olduklarını bilmek huzur verici.
İnsan yaşlandıkça böyle şeylerin önemi yüz katı artıyor.
Onun için tekrar doğumgünün kutlu olsun Lis'im iyi ki varsın:)))

Sana da hediye de yapmıştım ama henüz yüklenemedi:) Yüklenir yüklenmez buradan öpücem gözlerini kihkihihkhihkhkhi:)))

11 Kasım 2010 Perşembe

Komik birgün

Sanırım sabahtan beri durmak dinlenmek bilmeden iş yaptım.
Yüz kişiye çemkirdim, bin kişiyi azarladım.
Özellikle bu sabah ofise girdiğimde aklıma gelen "kendi işini tastamam kendin yapamıyorsun ki, illa birine yaptıracağın işler de çıkıyor be Sed" cümlesi öğleye kadar kulaklarımda çınladı.
Çünkü birilerine yaptırmak gereken işler yapılamadı!
İş hayatında en nefret ettiğim ifade "olmadı" demektir.
Olamayan şey ölümsüzlüktür iş değil. Her işin bir oluru vardır.
Oldurmak istemektir baş kural.
Eski işimde daha fenaydım bu konu da.
Biri bana "Yok o dediğiniz olmaz" dediği anda göz dönmesi butonuma parmakla değil yumrukla basılmış gibi fırlardım yerimden. Oldurana kadar uğraşır, uğraştırırdım.
Eski iş arkadaşlarımın benden kurtuldukları için hergün dua ettikerini düşünüyorum.
Uzun zamandır üsütümdeki iyilik ise "Tos" yüzünden, törpülendim ona baka baka, iyi huy geldi üstüme.
Yoksa tam bir cadı olabilirim içimdeki potansiyel çok fazla. Babam da cadı derdi sinirlenince bana. Ama sevmiyorum ben Cadı. Kimsenin onu uyandırmasından hoşlanmıyorum. Uyandırılmaması için çaba sarfediyorum.
Çok keskin hatlarım var yeni bileylenmiş bıçak kadar parıltılı birde görmezden gelmek mümkün değil.
Zaman zaman batron da diyor aslında "Bizim bu Sed cadı biraz kızı korkutmuş olmasın!" :O Keşke görünmese:(
Belki de burçlardan kaynaklanıyordur.
Aslan burcuyum ben, yükselenim de Boğa.
Yıldız haritama göre İkizler etkili Boğa. Huzur hiç yok neredeyse! Herbiri kendince lider olmak için biribiri içinde yarışıyordur kesin.
Son günlerde ne kadar sevimli olduğumu yazıp duruyorum ya bugün en sevimlisiyim bence;)
Sabahtan beri çemkirdiğim şeyler özünde çok kolay & komik şeyler ama hayat okadar tuhaf k bazen en komik, en kolay denecek olay bir anda hayatın merkezine oturup etrafındaki herşeyin yönünü etkileyecek kadar önemli oluyor.
Dün akşam müthiş bir serüven yaşadım. Hepsi Kızıl Sonya yüzünden!
Zaten bin kere aradım ama o gülmekten alamadı kendini.
Bense az kalsın sabaha kadar gözüme uyku girmeden saatleri sayacaktım!
Neyse Leopar pantolonuma kavuşunca hepsi hızla geçti:)
Bu arada Lis'ten tonla haber var; mesela çok üşümüş, arkadaş edinmiş, yemeğe gitmiş, alışveriş yapmış, biraz burkmuş ama sonra gülmüş, içinde Çelik şarkısı çalan bir araba görmüş, metroya binmiş, otobüs durağını bulmuş! Her anlattığı keşif gibi. Kıristofkolomb oldu bizimki:) San Francisco'yu yeniden keşfediyor. Adım atmayı henüz öğrenir gibi.
Dinlerken heyecanı beni benden alıyor:)
Hadi bugün giydiklerim Lis'e gitsin -iste başaracaksın!- sabah bunları giyerken savım başkaydı ama olsun dğeiştirdim canım öyle istedi!
;)

6 Kasım 2010 Cumartesi

Sis & Cumartesi

İstanbul'da sisten görünmüyor.
2 gecedir korku filmi şehri oldu.
Camdan baktığımda kaşı binayı görmüyorum. Görmeyeyim aslında memnun olurum ama denizi, gökyüzünü, bulutlar & varsa uçan kuşları görmek istiyorum!
Hava kirliliği de olabilir bu şehrin üzerine çöken..
Neyse sonuç olarak hepimiz evlerdeyiz.
Sabah Lis uçtu:)
Uçuş hala serbest:)
Evde televizyon, bilgisayar, kitap, höbü vakit geçirmekle meşgul herkes..
Ben de klasiklere devam ediyorum, bayılıyorum ilustre edilmiş kitaplara.
Zaten animasyon filmlerin de hastasıyım!
Biraz sonra D&R'ı soymaya çıkıcam. Elde kalanların hepsi bitti.
Araba Sevdası dizi olur mu acaba?
Yada Aşk-ı Memnu'dan çizgi roman!:O
Off kulağımda Bengü çalıyo son ses "Ciddi ciddi gidiyo musuuuuun?"
Bu ne kardeşim DJ programını açtım çıka çıka Bengü çıktı!!!
Çok korkuyorum korku filmi çekelimmmm had dışarı!
KAr yağınca kar topusu tutar ya insanın benim de sis de korku filmim tuttu derken hahahahahah Whistling Kill Bill çalmaya başladı!!!!!!!!!!!
Dur ışıkları söndürüp camdan bakıcam:)
Prrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr.

5 Kasım 2010 Cuma

American Apparel Dream

Başlık neden İngilizce?
Çünkü günlerdir Lis'i Amerika'ya gönderiyoruz gündüzüm gecem Amerika & İngilizce oldu hatta öyle bir raddeye geldim ki bu bence biliçaltı için gelinecek son noktadır. Rüyamda Made In America sloganıyla bildiğiniz yada şu an benden öğrendiğiniz American Apparel kıyafetler gördüm.
....
Dün gece 23.00'da Lis'e gittim bugün Avrupa Yakası'na geçip oradan Amerika yolunu tutacağı için dün, bir müddet için 6 ay kadar, onu son görüşüm oldu.
Kendimi çok iyi terbiye ettim, 6 ay zaman zarfını hiç aklıma getirmediğimde ağlamayacağımı tespit ettim, yoldan bir şişe vodka, bir kutu elma suyu & 1 paket pop corn aldım (artık idare et içim dışım Amerika oldu) Lis'e gittim.
Bizimki odanın ortasında kapağı açık, içi boş dev bavulu, odanın her yanında yığılmış giyisiler, papuç & çantalar, bilgisayar başında Facebook peşinde!
"Ne yabtın siiiieeeen yaa" demekten geri duramadım.
Neyse annemden genetik haminne gibi yere çöküp başladım katlamaya. Nevresim, don, ceket insanın yanına alınabilecek neyi varsa hayal et, yanına koy beni katlar pozisyonda!
Dünyaları katladım. Bizimkinin elinden iş gelmiyormuş onu da tespitledim! Sanırım ne yapacağını bilmemekten.. İlk defa hem yurtdışına hem böyle uzun bir yolculuğa çıkmanın verdiği birşey o isimsiz bir hal.
Bavulu topladık, basküle koyduk, tarttık 1,5 kg. geçmişiz 23 kg. limitini. "Olsun" dedik. Önce birazını çıkarsak mı dedik, ama bu da minimumu zaten dedik, bir daha tarttık, aaa el bagajı üst limiti de 8kg., heh oldu oldu derken bavulu kapının önüne park ettik. İçine benim girebildiğim hatta Lis'in girebildiği bir bavul hayal et. E o ancak park edilir.
Oturduk sofaya, pop corn & elmalı vodka eşliğinde, ne konuşmak saat 02.00 olmuş hala konuşasımız var. Fakat onun artık bir "hazır olması" lazım, uyuması lazım, bastığı yeri bilmesi lazım.. Kapıda bir kısa sarıldık "Yaparsın yaeee", "Yaparım yaeeee" eşliğinde ayrıldık.
Dün akşam karnıbahar pişirirken müzik dinleyip, yarım şişe beyaz şarap içtim belki de onun etkisiyle arabadan el sallaşıp, dattırı düt düt güle oyanaya ayrıldık.
Ben ya beton oldum artık iyice, yada bütün gece "Lis bak dönerken bunların hepsini at, deli gibi taşıma eskir zaten hepsi" demekten kafama kesinlikle geri dönceği kazındı. Rahattım. Belki de aşırı gevşeğim bilemedim:O!
Neyse American Apparel Dream'in başlaması böyle oldu. Gece yattım, Allahım deliricem sabaha kadar tanıdığım kim varsa herkesi Amerika'ya gönderiyorum & hepsinin bavullarını ben topluyorum, lan topladıklarıma bakıyorum.. Yahu bunların hepsi birbirine benziyor bu ne abi! Herşeyn markası American Apparel!
Sabah yataktan nasıl yorgun kalktım anlatamam. Hatta sabah Amerika'da uyandığımı sandım sonra hopbala yarim yaz geldi dellendim iyice diye yüzümü yıkadım ancak işe geldim.
Tabi bu Amerika macerasının hatırına American Apparel'ı da biraz anlatmakboynumun borcu oldu sanırım:)
American Apparel, Musevi bir genç olan Dov Charney tarafından gençlik yaşlarında t-shirt markası olarak başlamış has bi öz bi Amerikan markasıdır. T-shirt olarak kalmamış, her daldan teksitili ele geçirmiş orda gördüğünü de başka yerde göremeyeceğin hatta nerde görsen "Kanka bu American Apparel" dedirtecek bir stil edinerek bugün Amerika'da Los Angeles bölgesinde yaklaşık 5000 kişiyi istihdam ederek büyük bir tekstil ağı kurmuştur.
Ben American Apparel'e baktığımda aklıma ilk gelen şey Vintage Amerikan tarzı olur hep. Texaslı kızı nerde görsen o hırpani jean şort, çizmeler, göğüs altından bağlanmış kareli gömlekten falan tanırsın ya Ammerican Apparel kızı da o benzer birşey fakat içine biraz daha erotik kaçmış, spor & rahat ama seksapeli süper yüksek bir çizgi...




American Apparel alıp kurumsal hayatta giymen mümkün değil ama kendine güven ciddi şekilde ön planda. Mesela tanıtım için kullanılan modeller alışık oluduğun Victorias Secret kızarından değil. Her ikisi de baştan çıkartıcı ama biri makyajlı, iğne topuklu, push uplı diğeri o sabah yataktan kalktığı saçıyla, makyajsız, silikonsuz, sokaklarda bolca bulunan yuvarlak kalçalı kadınlardan.


Renkli taytları elinle koymuş gibi bulabileceğin, annenin 80'ler de jeanlerin içine giydiği bodylerin cirit attığı, renkliliği & kadınsılığı iç içe geçirerek, sokakların en seksi kadını, gece kluplerinin en marjinal kızı olup kokoşları geride bırakıp hatta biraz da ezip geçmiş & gençlerin hatta her yaştan herkesin ilgisini de üzerine çekerek Broadway'de hemen her köşede rastlayabileceğin Amerikalığı yani rahatlığı & özgürlüğü tarzlaştırmış en popüler markadır.

Peki nereden alırsın AmericanApparel'i?
http://www.americanapparel.net/'ten dünyanın her yerine konuçlanmış mağazalarını bulabileceğin gibi online alışveriş yapmak da mümkün.

Peki ben bu kadar anlattım ben Amerikan Apparel kızı mıyım?
Üzülerek cevap veriyorum ki HAYIR:(
Hala giyinirken "Ay oram ay buram" diyerek zaman zaman gizlenmeye zaman zaman öne çıkmaya uğraşıyorum. Hala Avrupa-Amerika görmüş Türk erkeklerinin lehçesiyle baya bir Türk kızıyım. Henüz rahat & özgür olamadım!

Elbise China online alışverişten:)
Dün ahbap arkadaş muhabbeti beni şaşırtmayan sweety bordo çoraplarım Penti.
Papiler sanırım herkesin evinde var Steve Madden evlere servisle sattı bu bootileri.


Bilekliğim son höbüm:) Düğmeleri Merve ile aldık, fermuar & lastik sarı eteğin artıkları:)
Bu da aynı renkli taytlar gibi ilk benim aklıma gelmedi elbet;)

4 Kasım 2010 Perşembe

She moves to San Francisco



( - Nbr Süreyya? - İyim Edacım sen? - Aii noolsun ikonluk işte koşuşup duruyorum - Sorma tatlım, al benden de o kadar!)
I have to strat from the begining..
We were 5 - 6 when we first met at grandma's garden. She had a beautifull blonde Barbie with her. Her long curvy hair and funny face what I will never forget. We had grown up together.
I don't have sisters or brothers but she did her best to be a sister to me.
We were drinking liqueur listening to Sezen Aksu. We had a lot to talk a lot to cry a lot to fight a lot to laugh. But Ajda Pekkan was the queen for me!!
Playing games, going to school, making new friends time passed now it's today..
She came from far away goes to far away today for a long journey, a new experiment, maybe to a new life. No one knows but its time for her She moves to San Francisco! But I am sure Spring time will be love time!




If you're going to San Francisco
Be sure to wear some flowers in your hair
If you're going to San Francisco
You're gonna meet some gentle people there

For those who come to San Francisco
Summertime will be a love-in there
In the streets of San Francisco
Gentle people with flowers in their hair

All across the nation such a strange vibration
People in motion
There's a whole generation with a new explanation
People in motion people in motion

For those who come to San Francisco
Be sure to wear some flowers in your hair
If you come to San Francisco
Summertime will be a love-in there

If you come to San Francisco
Summertime will be a love-in there

* * *

Lis'in partysi için ne giyeceğimiz derdimizdi ya!


Madonna blazerım!!!! Yhiiiiuuuuuuuuuuu sezonbaşı almıştımmmm:)) Aiiii siyah mayom o kadar kıymetli kiiii London günlerinden yadigar! Gömlek yakası & manşetler çoooooooook eski & yineeee hayalim Merve sayesinde gerçek oldu:))
Birgün ben dara dara "Merve babanın gömleklerinin yakasıyla manşetlerini keselim mi takarız hee" diye anlatırken kendisi bunlar babaannesinin sandığından bulup "Al olm kesme bişi bunları yap napıosan" diyerek bana verdiğinden beri 1. en sevdiğim aksesuar 2. Amsterdam'dan aldığım sinekli papyon! Yaşa Merveee!

Düğmeler Zeki Müren'si geçen haftasonu aldık Merve'yle :)) Zamanında Bulgaristan'dan geliyormuş bu düğmeler:) Atıyor da olabilirim belki de Çekoslovakya dedi adam...:S:S


Bir sürü etek diktim ama içlerinde en güzeli Zeya için yaptığım gri & fıstık yeşili balon etek sonra Tanya için yaptığım Deli Dünya etek & yine işbirlikçim Merve ile diktiğmiz bu etek en güzeli sanırım!

Modeli biraz VOgue'dan & hippi akımından esinlenmiş olsak bile üzerindeki tasarım tamamen kişisel, özel:))) Çitten atlayan kuzular & kömür taşıyan tren:) Dr.'da şablon yaptı kendisi fena grafittici olduğundan yetisini kullandık:)

Ortaya işte böyle bir kılık çıktı:)))
O aykalarıma dolanan Ay!
Yapma kızım çoraba bişi olucak!:O

Bu da sanatsal olsun diye günün birinde toplayacağımız (Merve & Ben) çok değerli arabamızın önünde manken pozu! Photos by Dr. Erol.

Son olarak bugün üstümde çatlayan çorabım!
Hufffffffffffffffffff hergün 1 çorap paralıyorum moralim çok bozuk!:(((

Bu fotoğrafı özellikle koydum aslında hemen arkasında Amerika peysajı var Lis Cumartesi gidiyor manzarası bol, porsiyonları büyük Amerika'ya diye..

PS: Tabi Amerika resminde İngiliz markaları kullanmak olmadı ama napalım yazmadık işte ne olduğunu!
PS to Tanya: Muchas gracias y grandes besos para los zapatos bonitisimos:))
PS: Mavi tayt çorap & sarı Penti tabi ki;)

2 Kasım 2010 Salı

Delilere Zam geldi!

29 Ekim şokundayım hala.. 3 gün nasıl geçti Nasıl?
1- Tembel
2- Daha tembel
3- Bomba etkisi!

Pazar sabahı huzur & saadet dolu günler geçirirken geçirirken birden bir bomba patladı.
Cumartesiden tozutmaya çıkmış evlatlarını merak eden anneler bomba ile telefonlara saldırıp evlatlarını aradı.
Şimdi düşünüyorum da hiç gizlimiz saklımız yok be, ezbere biliyorlar Taksim-Beyoğlu sürttüğümüzü!
Şimdi ki analardan ne sigara saklanıyor, ne seks, ne kredi kartı borcu..
Bizim gibi olmaya alıştılar- alışacaklar bir hal aldılar, yazık Türk anne formatından çıktı kadınlar.
Memleket oldu mu sana göbeğinden vurulmuşa dönmüş!
Artık herşeyi bekle evladım bir kere herşeye "Evet" dedin.

Geleceğe Dönüş filminin 20. yılındayız kutlamak namına dün gece izledik.
Fakat eski film patlaması(patlamak, bomba hayatımıza girdi ya bir daha o bağlamda) vardı mesela Bodyguard'ı izledik sonra da JAwıS vardı. Onu da izleyelim derken süremiz doldu.
Lis'in son haftasıyız, dün film izlerken 1 gece de İngilizce Öğrenin ders programıyla kendisinin son kurduğu cümle "I was burning" ile yayınımız sona erdi.

Yarın akşam da kendisine veda edeceğiz malum Antartika'ya gittiği için bir veda şart. O bu konu değil de bu cesaret nasıl birşeydir diye kendisine yönelttiğim sorulara verdiği deli deli cevaplar beni benden aldı evladım.

Misal diyorum ki "Kızıııııııııııııım ya hiç rahatsız olmuyo musun böyle tanımadığın insanların evine gitcen orda yaşican ben olsam çişe gidemem"
cevap "Ya o ayrı allahtan tuvaletim ayrı lan ona da ekstra para verdik gidince söylicem sizin dininiz imanınız para olmuş"
"Ama yani hiç mi sıkılma yok abi ne bileyim"
"Ben şindi farkında değilim gidince olur kesin de daha inanmıyorum sanki 1 hafta izinliyim haftaya tekrar işe dönücem"
"He iyi o zaman gitmişken Remington saç kıvırtıcı al en iyisi o bi de Amarıkan malı ucuzdur 15 dolar?!"
"iyimiş lan işim yok zaten beri oturup saçımı kıvırtırım lüle lüle"
Gibi bir saçma geyik ortamı.
Kendisi has, öz, ilkel falan birimlerine 1 gece de Amarıka datası yükletmeye çalışınca tabi varılan nokta bu oldu.
Esasen şu an derdimiz ne Amarıka, ne İngilizce, ne Amarıkalı cici aile, tek dert veda da ne giyilecek! İşte bu kadar da sığ insanlarız biz:)))

Sığ-sığ-sığ sığ- sakın atlama boynun kırılır!

Cumartesi bize gelen bir takım arkadaşlarımızla evde 1980-90 Erdek yazlık ortamı yarattık.

İnşallah şort, dize kadar 3 çizgili çorap, 3 çizgili terlik veya kauçık tabanlı bağcıksız spor ayakkabı & leopar şifon uçuşan beach kostümlerimizle 2011 yazına damgamızı vurmak niyetindeyiz.

* * *

Bu arada bir LAnvin değiliz ama sanılmasın ki höbülerimize ara verdik. Asla! Su uyur höbü uyumaz.
Ancak tembellik bünyeye ağır tesir ettiğinden ne bir tek fotoğraf çekilebilmiş ne de kompütere yüklenebilmiş olmaktadır.

Ancak özlü & kısa anlatımıyla bilenklik & etekten oluşan bir takım hazır giyilmek için saatini beklemektedir evin yalnız, derbent, sessiz dolaplarında.

Bu da dün ofise gelip titremekten diş döktüğüm halmden sonra Easy wear isimli yine bir savı olan ısınalım kapıcı Salihlerden medet ummayalım adlı çalışmamdan bir Küple.

Hadi bitti bu bılog sıradaki!


1. resimde pop donması ile aklı başına gelen şahıs 2. resimde çeşitli ılık (get warm) kıyafetleir & dansı eşliğinde ısınmış 3. resimde ısınmaktan pişip tekrar donma pozuna geçmiştir Lütfen evlerinizde, işyerlerinizde & açık /kapalı alanlarda market & sofralarda denemeyiniz.
Esenlikler,

29 Eylül 2010 Çarşamba

Umudumuz Mehmet James!

Lis Amerika'ya gidiyor ya.. Giderken konuk yazar olarak burdan bir veda edecek.Lis, Amerika'ya gitmeye kara verdiğinden beri tek düşündüğümüz şey yapacağı "manita" yani Mehmet James!
Mehmet James, Amerikalı bir Türk.
Ailesi gelenek & göreneklerine bağlı ama modern bir Türk ailesi.
Mesela bayramlar da hala memleketi arayıp ana-dana herkesle bayramlaşıyorlar.
Fakat şükran günü olduğunda da toplanıp hep birlikte yemek yiyorlar.
Birgün buraya dönmek isteseler Mehmet James rahatlıkla Cihangir'de yada Nişantaşı'nda manzarası göz kamaştırıcı, dekorasyonu tasarım harikası bir daireyi rahatlıkla "afford" edebilir.
Burada yapacağı işten dudak uçuklatan paralar kazanabilir.
Lis'le de burada klasik bir türk düğünü yapıp ailenin gönlünü alabilir bir abimiz.
Mehmet James, böyle yapılı, atletik ama zeki, gözlerinin içi ışıl ışıl, tabi ki Fenerli, haftasonları tam bir maç arkadaşı olacak fanatik, yatakta baştan çıkartıcı bir yıldız, sözleriyle kafa ütülemeyen, eğlenceli, sosyal, allah seni inandırsın bir de çalışkan!
İngilizce'yi takır takır konuşuyor, "Yapma DARlink".
Amerika'da doğdu diye cibiliyeti değişmemiş.
Bizim Lis'i kavradı mı ayaklarını yerden kesen esmer kara yağız bir türk genci.
Hatta Mehmet James olacak tip var elimizde,
Lis önce "O Mahmut James olmasın" dedi ama ben kendisini Mehmet James'in yeniliklere açık bir ailesi olduğunu hatırlatınca keyfi yerine geldi.
Bu arada Mehmet James çok muhabbet bir eniştemiz olduğu için insanın karşında karnına kramplar girmemesi mümkün değil.
Ancak Mehmet James'in bizim çok bilmiş "Matematik Mühendisi" Lis'i susturacak donanımı da olduğu için hem güldürüp hem düşündürebiliyor.
Eeeee işte böyle biri bekliyor bence onu Amerika'da, ne gideceği okul ne yanında kalacağı aile, ne nerde yatıp, ne yiyip, ne içeceği umrumuzda değil!
Tek zorumuz Mehmet James!
Lis bu yaşında burdan kalkıp kısmetine gidiyor olsa gerek di mi anneanne?

1 Temmuz 2010 Perşembe

Tarihi Bodrum...

Bu sabah Lis Birigit Bodrum'a tatile gittiler.. Ben Bodrum'a ilk portakalda vitaminken gitmişim.
Sonra 6 yaşımda gittim, bizim yazlığın ana kapısından içeri o giriş, her yaz, her tatil Bodrum'a taşındım.
En sevdiğim şey doğumgünümde Bodrum'da olmak & Maçakızı'nda annemin bana party yapmasıydı.
Annem ne sabırlı kadındı ki yaklaşık 40 çocuğu sıraya sokar, ağzında düdük sol-sağ diyerek bizi Maçakızı'na götürüp orda bize tahammül ederdi.
Babam da ne hikmetse kumarhaneye gitmek için hep o tarihi bulurdu.
Sonra Lis'de gelmeye başladı Bodrum'a, ananem, Ozi, teyzelerim..
Lis geldiği sene Barış'a aşık olmuştu aralarında kaç yaş vardı bilmiyorum 10? Lis o zaman 9 yaşındaydı BMX’le Barış'a hava yapıyordu. Barış ona bakmayınca "Acaba neden" diye düşünüyordu. O sene yazlığın en popüler çocuğu olan Barış, Zeynep'le sevgiliydi. Sonra Zeynep'in ailesi Barış'ı veto etti. Zeynep out, Arzu in oldu. Arzu esmer, minyon, yeşil gözlü, güzel bir kızdı. Okay'la da Arzu, ya kankaydı ya sevgili olabilirlerdi. Ama bu Okay, Barış'tan yakışıklı, voleybolcu, tam bir afetti. Okay'ların Bodrum'un başka bir yerinde daha bir yazlıkları vardı. Efendi, aklı başında olduğundan gezmeden gezmeye sahneye çıkardı.
Lis, Barış'la olamayacağını onu Arzu'ya kaptırdığını ancak iskelede denize balıklama atlayarak Barış'ın dikkatini çekmek için zıpladığında, çocukluğunda getirdiği obezliğiyle iskele tahtalarını kırıp, arasına sıkışan bacağından akan kanlardan sonra anladı.. Ona şevkatle yaklaşan Barış & bütün ahali kah ağlıyor kah gülüyordu haline..

Yazlık arkadaşları, aşkları, bisiklet, zeytin savaşı, otelin havuzuna kaçak girmeler, gece denize girmek, su da tepişmek, karada tavla, iskambil, okey derken büyüdük..
Çok büyüğüz böyle yaklaşık 15-16 yaşındayız Akşam babam "11 buçuk, en geç 12 evdesin" tekmiliyle site içinde gezme & bisiklete binme izni veriyor.
"Peki" diyorum kaptığım gibi bisikleti vınnn, bisikleti bir yere atıp meydandaki ilk Bodrum dolmuşuna binip kendimi Bodrum'a atıyorum. Tabi yaşım çok büyük & isyankar bir kişiliğim olduğu için yaz günü ayağıma postal & o sene kestiğim 501 kottan şortum & siyah beyaz tshirtim üzerimde..
Bodrum'a varınca koşar adım Barlar Sokağı'na gidiyorum. Hadigari-Yettigari'de de girişte fosforlu kaşe basıyorlar koluna böyle fil mi, hipopotam mı ne bir desen.. Ben o kaşeyle Sokak Bar'a girmeye çalışyorum. Kapıda beklerken kafamı bir çeviriyorum bütün kış Cadde'de karşılaştığımız Lis'in okulundan o ekip orda!
O zaman bunlar "mega 3lü" ne bileyim "Vale 3lü" sü falan.. Tolga, Fatih & Okan! Kapıda sohbet (hayır ben 15sem onlar 18 neyin sohbeti) “üniversiteyi kazandın mı? yok beni İngiltere'ye gönderiyorlar”, giriyoruz içeri kendime bira ısmarlatıyorum & tabi ki babam Gaddargazi, bira içtiğimi fark ederse kırılacak bacaklarımı korumak için birayı yanımdaki saksıya döküyorum. Dökülen bira için bitti numarası çekiyorum sonra tuvaleti bahane edip koşarak ilk ev dolmuşuna binip, bisikletimi attığım yerden bulup eve gidiyorum.
Aslında adımı "Aslıcürret" koysalarmış tam yeriymiş. Bizim evin girişine gelmeden postalları çıkartıp elime alıyorum, eve arkadan yaklaşıp, terasta şezlongdan gelen horlama sesine ölçüm yapıyorum.. O yazlığın kapısı da ne gıcıktı Allahım açarsın gıcırdar, kaparsın gıcırdar.. Parmak ucunda giriyorum içeri, üstümü değiştirip yatıyorum hani böyle uykudan uyanmış havası yaratmak için 1 saat dönüyorum yatakta.. Utanmadan kalkıp “babaaaa yerine yatsana sinekler yicek” diye de uyandırıyorum babamı...
Yazlık bitip İstanbul’a dönüşte Lis’e bunları anlatınca Lis kıskançlık krizi geçiriyor. “nası yaparsın öyle şey yaa” diye bana çemkire çemkire..
Bu sabah Lis yine Bodrum’dayken bana 15 yıllık geçimişin büyük itirafını yaptı “Ben yapamadım o nası yaptı diye çemkirdim sana, ben senden daha büyükken.. Evet ya Barış’a da ondan aşıktım kendimi hep büyük sandığımdan..”
Gülüştük, ne benim ne onun kızımız yada oğlumuz olamaz diye de akıl verdik birbirimize.. Zavallı babam bilse ki bisiklete binmeye diye Bodrum!a gidiyorum öyle horlaya horlaya uyuyabilir miydi şejlongunda
He bu arada annem bütün bunların hepsinde sırdaştı;)

7 Haziran 2010 Pazartesi

"Pirenses Oldum Ben"

Geçti mi sana koca bir haftasonu:))
Cuma bir hızla başladı!
Yine ekip tolpandı yeni üyelerimiz vardı..
Lis, ben, doktor erol, söbü, mimar, küçük kardeş & onun kankası toplanıp Miss Pizza Şişhane'ye gittik.
Cihangir'den sonra tat&sunum yabancı gelmedi sadece mekanın ebatları büyümüş eee bu da tercih edilir bir durum malum 7 kişiden bahsediyorsak.
Bizim tercihlerimiz Calzone, Mr. Pizza & Asparagus oldu. Tabakların diplerini sıyırdık:)
Orda oturmaktan şişince kalkıp Lokal'e gittik. Normalde itiş tıkış olur ben hep bayarım itilip öyle ayakta dikilmekten fakat bu sefer gayet normaldi kalabalık..
Ben yine de Asmalı Lokal'i Tünel Lokal'e tercih edebilirim:)
Ayakta itilmeden duruken Lis "Aşığım, orda, hof, cınım.." gibi kelimeler söylüyordu. İsmini bilmediğim şahsiyet Yaprak Dökümü'nden NEjla'nın kocası:)) bizim enişte:):)
Lis'i arkadaşın yanına çekip "Arkadaşım size aşık & çok hayran bir resim çekebilir miyiz?" diyerek kolundan tutup Lis'i yanına yapıştırdım. Buyrun resmi:)


Lokal'den sonra 45lik'e gittik. Kapıda gördüğümüz Reina muamelesi beni oldukça şaşırttı. İçeri giremedik onurluyuz:) Bakın hala linki veriyorum belki siz girebilirsiniz diye:)
Lakin bu bünyelerin giremediği yer yok o nasıl oldu anlayamadık:)
"Gidilecek yerler çuvala mı girdi" kalkıp Kiki'ye gittik. Ben yazdıktan sonra oldu saırım bu içerisi 1 milyon kişiydi! Atıyorsam ne olayım:) İçeri yaklaşık 20 dakika da girdik 20 dakika da çıktık. İçeride tek kelime durmadık, 1 duble de içmedik kalabalığı siz ordan anlayın:)
İstanbul gece hayatı tam orada bitmek üzereydi benim için, eskiden Lis'in & ekibin çok takıldığı benim her gidişimde bir araba söylendiğim Gizli Bahçe'ye gittik.
Sokakta oturmanın & uzun sohbetin dibine vurduk. Çok eğlendiğim bugüne kadar söylediklerimin hepsini de yuttum:)
Artık sabah oldu tabi gittik yattık hatta taksi de uyumuşuz taksici "Arkadaşlar sağdan mı soldan mı" diye böğürerek uyandırdı bizi:)

Tabi Cumartesi hızını alamayanlar çil yavrusu gibi hemen başka içkili programlara kaydılar:)
Bu sefer benim ekip annem, Kızıl Sonya & Siso'ydu.
Mekan da Posh.
Eğlendik, sohbet ettik, gülüştük.
Bu sefer sabahlıklarımızı almamıştık evin yolunu tuttuk.
Anacım yine yollarda bana "Kızım gitme şu karşılara bak burda da ne güzel yerler var"dan girdi.
"O başka bu başka" ile cevap vermeye çalıştım nafile:)
Neyse gece eve döndüğümüzde :)) benim dolabın çekmeceleri bozuldu.
Annem Brigit'in marangozlarına taş çıkartarak taktı çekmeceleri ama ezandı yatarken:)

Pazar artık uykuya vermişiz bünyeleri, hava da aynı bugün ki gibi yağmur..
Evde bir türlü memnun olamadığım ojelerimle itişiyorum. Bu sıra manikürden yana çok bahtsızdım.
Neyse annem Optimum & Paladium tutturdu.
Haziran2da yağmur olmadı tabi kadının içi şişti:)
Kızıl Sonya'yı kaptığımız gibi koyduk kendimizi Optimum'a aman ne kalabalık koşar adım Paladium'a gittik.
Cho'da ortalığı karıştırırken Günaydın2da yediğim köftelerin enerjisinden olsa gerek üşenmeden giydim bulduğum pembe elbiseyi..
Şöyle kabarık, süslü püslü bir elbise giymeye çok hevesim vardı:)
Giyince başladım repliklerime "Bakar mısnız bu elbisenin fiyatını sormak için bir Pirensesi ayağınıza mı bekleyeceksiniz gelip bana fiyatını söyler misiniz?"
Ardından gülüşmeler gülüşmeler:)


Bu arada elbisenin bedenine bile makmadan giydim:) Medium bedenmiş.

Bunu Lis'e yazdığımda "Kimmiş o medyum" dediği için de burdan bir kez daha tebrik ederim:)

Teklif edilen Small'ı ise elbisenin ederini öğrenince giymeme anneciğim engel oldu. Bekar kız gibi üzerimize kalır diye uzaklaştık oradan:)

Pirenses oldum:) çok sevindim:)

Kraliçe'nin tahtında gözüm var!

21 Nisan 2010 Çarşamba

Benimlisim

telefonu açıp, sana ağlayasım geldi
benim senden başka kimim vardı ağlayacak.
aklıma gelen ilk isimleri sayamam
gelmedi tek bir isim
sen vardın yine.

iyi veya kötü
beni dinlemeye dayanacak bir tek sen.
ne diyecektin diye soruyor musun hala
ben sabrına hayranım senin
yada belki de o senin beni bu şekil sevişin.

ben yine yanlış yollara girdim diyecektim sana
yine aynı hatayı yaptım
yapamacağım işler yaptım
o nasıl oldu diye sorarsan, yapamadım diyecektim yine.

sabırla dinlerdin biliyor musun
ben de üzülürdüm ağlardım
sızlanırdım
sesim bile kısılırdı tek sana isyan edebilirdim
sonunda bir kaç söz saklardın yüzüme etmek için
sonra sonsuz susardın.

benim kimim var diye düşündüm bu sabah
ne kadar zordu bu hayatı
hem tek evlat
hem tek arkadaşla geçirmek
benim kimim yoktu, daha kabarık bir liste olurdu.
benim iyi ki senim vardı
çok kimsem olmasından iyim.. benimlisim.


PS:

foto 1 Lis 2009 - İstanbul

foto 2 Lis 1983 - Arnsberg

foto 3 Lis & Sed 1988 - İstanbul İlhami Ahmet Örnekal İlkokulu

22 Mart 2010 Pazartesi

Roadie!

pic. from http://farm3.static.flickr.com/2713/4205653535_cb441152bd.jpg
Pazar günü yaptığımız tam adı bu bence "Roadie".

Geçen hafta bahsetmiştim "Pazar meşhur gün" diye.

Pazar 10.54 gibi Lis aradı " 1 saate alıcam seni, kirpiklerini tak hazır ol".

Bu çekim için muhteşem kirpikler almıştım. Günlerdir bekliyordum takmak için..

Kalkıp hazırlandım. Kıyafetler, makyaj malzemeleri derken çantam hazırdı.

Kirpikleri takmaya gelince ne olduysa oldu! Kirpik yapıştırıcı volkanik dağ gibi patladı & tabi ki gözleirm dolarken kirpikler kullanılamaz hale geldi.

Sinirim tepeme çıktığı & bütün modum döküldüğü için konudan uzaklaşıp Ersin Hocamın Yoga'ya başlarken ki sözlerini geçirdim aklımdan "Gündelik düşünceleri & herşeyi bir kenara bırakıp Yoga'ya odaklanın. Bütün düşünceleri bir kenara bırakıp sadece Yoga'yı düşünün".

O an yoga yapacağımdan değil ama konudan uzaklaşmak için yaptım. Lis geldi namı diğer Roadie & yola koyulduk.

Tarabya'ya gititk sanırım 1 saat sürdü. MMS'le buluştuk namı diğer phographer:)

Hazırlık süreci başladı. Roadie Lis sadece yemek düşünebiliyordu. Photographer MMS telaş içinde gün ışığı peşindeydi, ben sadece iyi kostüm & iyi saç & iyi makyaj peşinde...

Evden çıkışımız benim makyajımı & kostümümü kapatmak konusunda tam bir sınavdı.

Sarıyer'e doğru yola koyulduk. Pazar günü, güneşli bir havada yapılacak en son şey oralara gitmek. Sevgilim uyandırsa yine de gitmezdim!

Çekim yapacağımız yere vardığımızda arabayı park edecek yer bulamadık. Yukarıda bir yere park etmek için bir ara sokağa girdik!

2. bir kirpik kabusuyla burun buruna gelmemiz işte tam bu andı! Yol dimdik bir yokuş. Lis direksiyonda..

Yolun bitimine geldik karşımızda bir minibüs yüzü bize dönük.. Yol istediğimizde şöyle bir laf sarf etti " Seninggg mantıkın bu arbağın geri gitmesini alıyor muğğ?" & el kol harketleriyle de söylediklerini destekler işaretler yaparak.

Arabanın içinde 3.ümüz birbirimize & aşağı doğru uzanana dik yokuşa şöyle bir geri dönüp baktık. Lis arabayı geri aldı:O minibüs geçti gitti. Fakat biz kaldık! Araba ne ileri gidiyor yokuş o kadar dik ki ne geri! MMS direksiyona geçip arabayı yokuşun tepesine çıkartıp burnunuda yokuş aşağı çevirdiğinde arabadan çıkan duman gazetelerde okuduğumuz şu haberin somut kanıtıydı " Cinnet geçiren XX bilmemneci XX'i öldürdü".

Çekim yapacağımız yere tekrar döndüğümüzde bir park yeri nihayet bulduk. Eşyalarımızı yerleştirdik.

Poz verirken insanın kulakları tıkalı oluyormuş. Yada ben o an hala başka birşey düşünmemeye beynimi öylesine şartladım ki çıt çıkmıyordu. Harika çekimler yaptık. İnanılmaz eğlendik. Lis eşyalara & etrafa göz kulak oldu. Kamera arkası çekimleri yaptı. Telefonlarımıza cevap verdi. Sigarası elinde yorumlar yaptı. Güldürdü. Destek & kuvvet oldu.

Tabi ki talihsizlik peşimizi bırakmadı! Çekim sırasında MMS çekim yaptığımız mekanın azizliğine uğradı & basılabilir gibi görünen bir yere basıp düştü. Ne yazık ki kameranın filtresi kırıldı.

Bundan sonra ki çekimlerimiz geniş açıyla güçleşerek ama azimle artarak devam etti.

Mekanı değiştirirken Lis çevreyle ilgili izlenimlerini anlattığında gerçekten ağzımız açık kaldık!

- Oradan geçen bütün yayalar karşı kaldırıma dikilip bizi izlediler

- Oradan geçen araçlardan bir tanesi önü açık olmasına rağmen aracını durdurup, camdan yarı beline kadar sarkıp bizi izlerken arkasında oluşan kornalı çılgın trafik kalabalığını hiç umursamadı,

- Başı kapalı kadınlar fotoğraflarımızı çekti,

- Eşofmanlarıyla yürüyüşe çıkmış adamlar fotoğrafımızı çekti,

- Karşı kaldırımdan geçen bir grup kalabalık hakaret etti "Aşşağılık defol" gibisinden

- Bir grup adam toplanıp çekim yaptığımız yere geldi & geçip gitti

- Trafik defalarca bize bakan yaya & araçlar yüzünden birbirine girdi.

ve daha niceleri...

Analiz,



Toplumda "özgürlük" diye bir kavram hala yok.

Eşarplar ortalıkta fır dönerken çekim için giyilen mor elbise mahalle baskısına uğradı.

İstanbul'un orta yerinde hala yobazlık tam gaz devam.

Zamanında zavallı bir mankenimizin başına gelen kötü olayı hatırlar mısınız? Sevgilisinin tuzağı & kızın nasıl perişan oluşununun haberin sayesinde kameralı cep telefonu kullanımı artmıştı. Digital kameralar da aynı şekilde bence her ikisi de ehliyet ile satılmalı. Çünkü bugün kimlerin "Feyzbukunda" ne olarak "Teglendiğimizi" bilemiyoruz.

Yapılan hiçbir işe faydası olmadığı gibi yine ferdlerin manevi zararı yüksekti.

Modernlikten, kültürden, Avrupa Birliği'nden, şehirden & şehirleşmekten, yeni nesilden, gençlikten söz etmeyiniz. Lakin bunlar utanç kaynağı olabilecek niteliktedir.



Daha sonra Yeniköy'de çekim yaptık. Suya sabuna dokunan olmadı. Çekimimizi kazasız &belasız tammalayıp ayran-simit sefası yaptık.



Nitekim uzaylı değil bizler de bu toprakların aynı kanı taşıyan evlatlarıyız. Bizi ayıran dünya görüşümüz sayesinde elde edilecek bir refahlık varsa, bizden daha çok onlara yarayacak. Çünkü henüz bizim tek bir evladımız yokken, haklarımızı 5er çocuk yaparak & onları en kötü şartlarda, hiç birşey vermeden büyüterek çoktan ihlal etmekte olsalar bile..



Moda Çekimi diye yola çıktığımız Pazar Günü başka başka donelrele dolu herşeye rağmen harika birgündü. Herkesin eline sağlık. Herşeye rağmen tanıklık eden herkese teşekkürler.



Fotoğrafları tastamam yayınlayamayacağımız için bir elemeden geçirdikten sonra yarın burda ufak bir portfolyo olacak.

15 Ocak 2010 Cuma

1 Eylül 2009 Salı

Konumuz Kısmet, Pilot İsmet!

Bir hikayem olsa yazardım tıpkı içimden geçen herşeyi yazdığım gibi ama bu sefer ben hikayenin dışındayım sadece izleyicisi & sıradan dinleyicisi...

Fotoğrafı sabah Lis gönderdi. Dört gülen yüz, iki erkek, iki kadın.. Kim mutlu, kim geçti çizginin öbür yarısına.. Benim o fotoğrafın yanına koyacak bir başka fotoğrafım daha var mesela.. Üç kadın & özünde mutlu aslında!

Daha önce burdan Ferro'dan söz etmiştim.. Brigit'te gelecekleri vaad edip, annesinin kendisine uygun gördüğü "üst düzey yönetici"yle sevgililiğini ilan etmişti. Erkeklerin kaderini de anaları mı çizer aslında? Brigit kenara çekilmeyi becerebilirken, biz içimize sindirememiştik.
Ferro'nun bir arkadaşı vardı.. "Apartman çocuğu", Lis'le yakın ilişkiler kurmak çabasındaydı. Lis, Apartman Çocuğu'nun yanında gerçek bir "sokak çocuğu" gibi kalsa bile kendisine & ona bir ihtimal vermişti. Bir iki yemek, bir iki görüşme fakat iskeleye bağlanamayan sandal gibilerdi.. Olmadı.. Olmayışına üzüldü Lis bir nebze.. Sorguladı bazı bazı.. Apartman Çocuğu "arkadaşlarıyla takılıp, bira içip, maç izleyip, göbeğini kaşıyıp, küfür etse" bile olamadı. O da yoluna gitti. Brigit'te ki gibi yıpranmadık ama olmayanlar listesine bir yenisi daha eklenirken herkes kendini sorguladı.

Derken bu sabah o fotoğrafta Ferro, Apartman Çocuğu & gelecek vaad eden gelinler, sevgililer artık ne derseniz onlar kumpanyası Apartman Çocuğu'nun nişanında gülümsüyorlar. Gülümsemeleri daim olsun. Gerçekten daim olsun. Kıskançlık değil, küskün de değilim ama kafam karşık.. Anladım ki anneannem haklı "kısmet işleri bunlar". Eski kadınların bir bildiği var, var ki akıl erdirip cevabını bulamadığımız o cevap onlarda var.. Yada biz yeterince anaç, domes değiliz birşey.. Ama bildiğim tek şey olup bitenlerin bende cevabı yok.

"Kısmetsizler listesine bir tik daha atıp yola devam ederken, kendini sorgulamayacak olmanın yolları" isimleri o kitap çıktı mı?

Bu arada bana mektup yazmak isteyen olursa adresimi veriyorum;
Ü___ sk.
F____ ap.
N. 1_
K.2
D.?
S_____e - İstanbul