Anneanne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anneanne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2012 Pazartesi

Ne tuhaf ben hayatımda hiç yapmadım...

Bugün tuhaftı yalan yok - şaşırtıcı - hatta beklenmedik...
Sabah gözleirmden uyku akarken evden çıktığımda aklımdaki gün bu değildi.
Basit bir görme testi olacaktı hepsi o..
Anneannem kolumda son birkaç haftadır periodik olarak yaptığımız Kızılay yoluydu gideceğimiz.
Randevu saati anneannemi teste aldılar ben o sırada oje sürdüm aceleden yanıma kitabımı almamışım - hay salak!
Mecburen oje sürdüm, tabi o nasıl bir aceleyse ojeyi alıp kitabı almamak!

Anneannem çıktığında kıpkırmızıydı!
O kadar kırmızı ki gerçekten sıkılmıştı test süresinde, aman ne zor şeymiş herkes yapamaz bu testi üniversite gibi, dedi oturdu.
Test sonucunu aldık, doktora gittik baksın diye, anneannemin adını hatırlıyordu, bizimle birlikte bir hastayı daha aldı içeri.
Biz kontrol o muayene...
Anneannem muayene koltuğunun tepesinde, biz kenarda ezik gibi.
Bu arada zavallı doktor sürekli tetkikleri falan yazıyor.
Ne kadar uzun iş o hasta ile ilgili bilgileri yazmak sırf bunun için hepsine bir asistan almalılar.
Adam yazıyor biz bekleşiyoruz, anneannemin rengi düzelir gibi olmuştu şimdi kızarıyor.

Hepimiz kurbanlık sus pus bir hal sıkıcı da, kimbilir neler düşünüyoruz.
Derken anneannemi muayeneye başladı doktor, ışıklar söndü, ışıklar yandı, sağ göz sol kulak, sol göz sağ kulak, aşağı bakınız, yukarı bakınız, kapatınız, açınız.
Sıkıldık tastamam ve doktor muayeneyi bitirdi rengimiz kıpkırmıı hepimizin.

Konuşacak konuşamıyor, ık mık kem küm.. anneannem, neyim var doktor bey görecek miyim?, gibi bir cümle kurdu.
Niye göremiyor mu ki? Nasıl yahu?!
Doktor herşeyin çok iyi olduğunu ama görme kaybı olduğunu sebebini kaç zamandır yapılan bunca test ile bulamadığını, yapılmasını istediği başka testler olduğunu ve hala birşey yoksa Nörooftalmoloji uzmanına görünmesi gerekitğini söyledi.
Anneannem muayene koltuğunda sanırım bu laflardan bir kelime anlamadı derken, doktor bey ile özel görüşmek istiyorum lütfen odayı boşaltır mısınız?, dedi.
Ne tuhaf ben hayatım hiç böyle birşey yapmadım, yapamadım, cesaret edemedim, belki utandım, ben zaten doktora gidince, iyisiniz, derde yürür giderim soru da sormam soramam.
Anneannem hiç beklmediğim müthiş birşey yaptı.
Ne de olsa hasta olan kendisiydi ben refakatçi yanımdaki kadın bir yabancı..

Doktor ile görüştüler sonra doktor bizi içeri aldı.
Kapının önünde başbaşa kaldığım kadına istemsiz olarak, nasıl çıkarttı bizi dışarı, demiş oldum.
Fakat içeri yine beraber girdik, kadınla artık akraba olduk sanırım.
Doktor elimize testler yazıp verdi, anneannemin artık gelmesine gerek kalmadığını, testlerden sonra sonuç için birimizden birimizin gitmesinin yeterli olacağını söyledi.
Evet kadınla akraba olmuştuk. Ben gidemezsem kadın annenannemin test sonuçları için gidebilirdi.

Eve döndüğümüzde anneannemle çay içtik, simit yedik.
Bence uzun bir şok geçiriyordum.
Anneannem doktorla ne konuştuğunu söylemedi, ne de olsa onun özeli, görememekten korktuğunu söyledi.

Birkaç haftadır bence yaşlanmak git gide gözümde büyüyor, bir yandan da yaşlanıyorum.
Tıpkı çocuk yapmak gibi...
Karmakarışık bir hislerdeyim.
Anneannem duysun diye kulaklık, görsün diye gözlük, eli tutsun diye atel takmak zorun birkaç hafat dediğim bu periodda geldiğimiz yer burası, Yaşlılık=Robokop!
Orana burana birşey takmadıkça yaşlanma özgürlüğü yok:(

Bugün bana dua etti durdu anneannem sonra "Sen yaşlanınca seni kim doktora götürecek" dedi.
Ciğerimi yaktı geçti....

4 Şubat 2012 Cumartesi

Benim Kraliçe Anneannem!

Herkes bilir bizim oraların kadınları azimlidir, anadır, candır, arkadaştır, güzeldir, güleçtir, utangaçtır, dürüsttür, saftır, çalışkandır, zariftir.
Anneannem özel bir kadındır.
Benim daha sayamadığım binlerce sıfatı vardır.
Yumuşacık bir yüreği vardır.
Yumuşak değildir elleri çalışkandır, yedirir, yıkar, bakar, pişirir, okutur, paklar, adam eder.
Benim en sevdiğim yanı da hep güleçtir.
Bir ağlar yüzbin güler! üstelik gülmez bir başına yanında kim varsa gülecektir onunla elbet sohbeti hoş, sesi tınılıdır.
Anneannem bizim ailenin "Kraliçe"sidir.
O bir söz eder herkes susar, kabullenir sorgulamadan.
Ve "Kraliçe"liğine layık olmuştur hep o kadar zarfitir, duruşu özel, hep bakımlı.
Bugün anneanne günü yaptım. Çünkü "en iyi arkadaşım" beni çok özlemiş, "Gel" dedi, yola koyuldum.
Bize Kızıl Sonya'da eşlik etti!:) Süpriz sanatçı aldık yayına:):)
Anneannem, adını duyunca "Seviyorum o kızı" diyor.
Onu da can gibi basıyor canına:)
Bugün anneanne günüydü, anneannem bir tek yayına süriz sanatçı aldık "Ben makyaj yaptıramadım, Murat'a da gidemedim" diye biraz dertlendi.
Murat anneannemin kuaförü, anneanneme assolist fönleri ve topuzları yapıp gönlünü eden insan:)
Canım anneannem senin tek derdin makyajsız da kusursuz görünen yeşil gözlerine çekemediğin kaleminle, eksik fönün olsun çünkü sen yüreğinle, gülüşünle zaten dünyaların en güzelisin:)
Taze gidilmiş etkinlik başlığımda bugün Anneanne&Kızıl Sonya Günüm var:)

Akşam da Nekropsi konserine gidecektik fakat topuğum o kadar ağrıyor ki bütün gece ayakta durmam imkansızdı:/
Neyse günüm çok güzel geçti çok rahatım:)

16 Ocak 2012 Pazartesi

Bana "Hamsi" Gibi Bakma!

Aslında böyle bir konu yoktu bugün yazmaya karar verirken...
İnsanların birbirini aptal yerine koymasıyla ilgili birşeyler vardı.
Çok yapıyorlar çünkü üstelik, bence, vardıkları tek yer düşman kazanmak.
O kadar çok var ki!
Son zamanlarda dikkat ettim dikkat etmemeye çalışıyormuşum meğerse" bu" insanlara!
Karşısındakini aptal sanıp öyle tuzak ve oyunlar kuranlara ama ille de gözüne sokmaya uğraşıyorlar, hayır o nesi yani?
Neyse sıkıldığım ve aslında dikkat etmemeye çalıştığım için bu konuyu yine yeniden harika bir yemek konusuyla değiştirdim!
Ve taaa taaaa karşınızda bereketli deniz mahsülü haftası:)

Cuma günü biricik Ayşe'm, Tayland güzelim bana sushi yapmış getirmiş.
Haftasonuna girerken şööööyle ev yapımı bir sushi ile keyif çok zevkli oldu.
sushi'den Kızıl Sonya & Dr. Erol'da kısmetlendi:)
Ooooh elinize sağlık Ayşe'm:)


Cumartesi bütün Kadıköy'ü benim paftalarımı çoğaltmak ve yün aramak için dolandık.
Kar, yağmur, çamur ve buzzz gibi hava da bize eşlik etti:)
Kızıl son dakika "aaaaa akşam kebap yemeeee gidene kadar Ayhan'a gider fal baktırırım" dedi ve karanlık Kadıköy'ün fal cafesinde sıra bekledik.
Kızıl sanırım bir daha ayhan'a gitmeyecek çünkü ayhan ve ben birbirimizi hiç görmemiş olsak bile hep her konu da aynı fikirde ve yorumda bulunuyoruz:)))
Neyse eve dönünce yorgunluktan ve soğuktan perişan olup bayılıp uyuyunca geçen haftalarda Kanal D'de izlediğimiz Mutfağım da izlediğim Hamsitarifini uygulama fikrim yalan oldu!

Anneannemler buna Hamsi Kulumika derler. Tam olarak böyle mi yazılıyor bilmiyorum bu duyduğumdan anladığım tamamen!
Neyse böyle kılçığı alınmış Hamsiyi, mısır unu, yumurta, ıvır zıvıra bulayıp kızartıyorsun.
Normal de ben sevmem böyle şeyleri.
Bir kere ben Hamsi sevmem!
Sadece büyük balık yerim bak şimdi onunda adını unuttum.
Bir de Karaköy'de balık ekmek yerim o'dur, o kadardır:)
Fakat ne güzel yaptılar bir bilsen ben de evin hanımı olarak denemye karar verdim.
Hayır zaten evde dondurulmuş hamsi var böyle denedim:)
Ölmedik yaşıyoruz:)

Bu yemekten sonra yediğimiz benim nefis çilek tatlım:)
Fakat çilek daha olmamış onun için ben silip süpüremedim:/
Balık sonrası yenilir iyi de gider,
iyi yıkanmış, minnot doğranımış 2 kup çilek,
üzerine bolca pudra şekeri,
krema da kullanılabilir,
kakaolu puding de,
eritilmiş çikolata ise paha biçilmez olur:)
Bu resim de son da olmalıydı ama işte bloggerla uğraşamicam bu kadar oldu,
Bakınız rakı, hamsi kuli:) ve harika capari salatası!
Sondan başa doğru giden bu postumda hamsinin tüm işlemlerden geçtikten sonraaaa kuli olmuş hali:)
1 kg. hamsi,
ayıkla - yıka - kılçıklarını al - bir daha yıka!
1 kg. hamsiye 3 - 4 yumurta gidiyor,
idareli olursan 3 yeterli
yumurta - yıka - kır - çırp
işte en önemli kısım,
1 büyük 1 küçük soğan
bolca maydo (maydonoz)
soy - yıka - pinçikle
soğan ve maydo minnto kıyılıp karıştırılır
ben tuz ve karabiber de ekledim
un!
ay un aslında kalça ve basenlerin BAŞ düşmanı!
o popolar bundan büyüyor işte :(
pis un senin verdiğin tadı da bir halt vermez ama işte artık koşcaz mı depçez mi ne yapcez..
bence 2 kaşık mısır unu, 4 kaşık beyaz un yeterli
una da tuz karışıtırıp resmen obezite reçetesi yapmış oldum
aa aaaaaa caparili yeşil salatanın yakın remsi de araya girmiş
dereotu - kıvırcık - capari - limo ve zeytoğ (limon ve zeytinyağ)
Evet resimlerin mükkemmel sıralması:) kimseleri hayrete düşürmesin:)))
bu saatte bu kadar olur
düşün ki o hamsilerin kılçıklarını çıkardım
iki hamsiyi ortadan 2 ye açıp avcumda yatak yaptım
arasına soğan ve maydo karşımını koyup
üzerini yine ortadan 2ye açılmış 2 hamsi ile kapadım
una buladığım bu kapamaçları
sonra yumurtaya buladım
veee tabi ki kızarttım!!!
ÇOOOOOOOOOOK zordu!
allahım televizyonda izlerken o teyzeler nasıl da hemencecik yaptılar!
anneannem ve annem nasıl da kompedan olmuşlar!
ya beeen - ezik - o ellerim un ve balıktan vıcır vıcır
her yerime un yapıştı
ellerimi 20 kere yıkadım
hala hayretler içerisindeyim kızartmayı başarabildiğim ve bir bütün olarak duran o hamsi soğan karışının resmine baktıkça!
bir ara bu iş hiç olmayacak sandım - pes edecektim çünkü elime yapışan un hamur kıvamına geldi
öyle kala kaldım hamsiler birbirine değil avuçlarıma yapıştı
ooooooof of!
sonunda kızarttım oldu:)))
yedik hala iyiyiz:)
bu da "Ay" ben kızartmaya başlarken miawlarının doruklarına çıktı
sonunda dışarı attım mutfaktan
çünkü gece burnumun içinde hamsi kokan yastık gibi tüyleriyle uyumasına müsade edemezdim:)

Bütün mutfak tabi ki elden geçti!
ne kadar çekmece, dolap, masa, tas, ocak hepsi ovuldu
öldüm bittim vallahi
kendimi de yıkadım
üstümüzü başımızı da komple makinaya attıktan sonra
eeeh işte ancak bu saat oldu
ojelerimi sürüp postumu serdim:)
yarın büyük gün çünkü Manavgat'ta açtığımız butiğimiz için çalışmalarımız var!

işte böyle:)

2 Kasım 2011 Çarşamba

Sana da oluyor mu?

Bugün bana oldu...
Bir sürü anıyı özledim...
Yine olsa yine yaşasak dedim.
Bazen oluyor insana zaman geçtikçe.
Zaman geçtikçe hayat anlamını değiştiriryor.
İnançları, sevgileri, evet ve hayır'ları değişiyor içinde...
Gün geçtikçe daha çok tartıyor ne yaptığını.

Evine 2 kere hırsız girdi diye 2. defa evlenen bir kadınla tanıştım bugün.
Ben henüz bir evlilik ile baş edemezken!
Evime defalarca hırsız girdiği halde devam ederken...

Birbirlerini hiç affetmeyen insanlar tanıyorum mesela,
Mesela artık kime, net olarak neden niye kızdığımı bilir çözerken.

Bugün bana oldu geçirdiğim onca zaman içinde korkularım, hislerim, inançlarım, değerlerim hepsi bir terziye doluştular sanki..
Bugün ölçüp biçerken bazeılarını "Yine olsa" diye andım.

Mesela Tanya'nın 40. doğumgününü özledim. Birlikte geçirdiğimz bu kadar şey içinde yüzünde o heyecanı görmeyi...
1ce'yle Stephen Jones'a gittiğimiz günü özledim. Topuklarımla beni antikacılarda dolaştırıp, 1 kutu ekleri yiyip, trafikte kahkaha bombardımanı içinde.. yine olsa dedim.
Annemi özledim. Onun karınca hallerini, katılarak gülmelerini.. telaşsız hallerini özledim.
Kızıl'la Antalya dönüşümüzü özledim. Havalimanında patlayıncaya kadar gülmüştük, yine gülsek...sırtımı sıvazlamasını özledim.
Sosyetik'le uçakta uzun uzun, içimizi dökercesine sohbet edip, şarap içmeyi özledim. ' tekerlek üzerinde aldığımız tüm virajlardan sağlam çıkmayı...
Hep birlikte kaygısız, sorunsuz, umarsızca eğlendiğimizde, o an orada olan herkese güvendiğimi düşündüğüm hatta böyle hissetmeye çok yakın olduğum günleri özledim.. Hayatta hala birilerine güvenebildiğimi hissetmeyi...


Anneannemi özledim. Birlikte uzun sohbetler ettiğimiz, onun iyi olduğundan emin olduğum günleri, telefon çaldığında onun adını görünce kalp çarpıntıları yaşamadığım günleri...

Bütün özlediklerimin yanında hatta hemen yanıbaşımda bütün bunları düşünürken içimi huzurla dolduran o ses, o nefes...
Özlerken bazen de özlemenin ne kadar da güzel olduğunu hissettiriyor.

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Öğrettiğin, kattığın, gözün gibi baktığın için minnettarım


Güzeller güzeli anneannem.
Hep derim, ben anneanne çocuğuyum diye.
Annem çalışkan bir karınca iken ben dünyaya gelince, beni anneannem büyüttü.
Sabah gözümü anneannemin evinde açar akşam da orada kapardım.
Öğlen uykusuna yatırınca, gözlerimi kapar uyumasam da uyuyor gibi yapıp hayal kurardım.
Bazen Ozi de olunca annem, anneannem de kalmama müsade ederdi.
Anneannem ikimizi de uyutmak için ortamıza yatar masal anlatır sonra dua öğretir, dilimiz döndüğünce dua ettirip, şükrettirip uyuturdu bizi.
Öpmezdi, sarılmazdı, elini öptürmezdi, kucağına oturtmazdı.
Bunları yapanlara da kızardı. "Çocuk uyurken sevilir" derdi.
Biz ondan önce uyuyor olsak gelip hepimizi alnımızdan öper, biliyorum.
Çok şık giyinirdi, ayakkabıları, takıları, özel kumaşları Bağdat'tan ve İtalya'dan gelirdi.
Beyoğlu'ndan Bostancı'ya taşınmış olsa bile kuaföre ve Rum terzisine her bayram, her yılbaşı, her doğumgünü, her düğün öncesi yine oraya giderdi.
Dikiş dikerdi, hepimize kazaklar örerdi, tığ bilmezdi zaten hala da tığ işini sevmez.
Evin dekorasyonunu imkan oldukça yeniler, perde, koltuk kumaşı, tabak çanak seçerdi.
Eski komuşularını, arkadaşlarını, kardeşlerini hep anımsar.
Her fırsatta Fizan'da olsalar yine ziyarete giderdi.
Bizi tiyatroya götürürdü.
Hem de kolumuzdan çeke çeke, hiçbir numara ona sökmezdi.
"Uykum var, acıktım, çişim geldi.." tiyatro koltuğunda buluverirdin kendini.
Hep vicdanını dinlerdi, hala da ilk ona kulak verir.
İnadı tuttumu dediğini yapardı.
Sarma, vurma, mıhlama, hamsi hepsinde uzmandı.
Yemek istemezsen yedirmezdi.
Acıkınca sandviç ve ayran verirdi.
İş yaptırmazdı, yapınca kızardı.
Sarma için birkaç kadın toplanırlardı, masanın kenarına ilişince oyalanayım diye önüme bir parça koyardı. Arada öğretirdi ama "Sakın sen yapma ben sana hep yaparım" derdi.
Çok yaramzlık yapınca eline şiş ve yün verip "Akşama deden gelmeden bitecek bu" der, sustururdu.
Okula başlayınca "Okumayı seveceksin, benim gözlerim görmüyor sen okuyacaksın bana "derdi.
Annemi "Bu yemekler çok kötü hiç anneannemin yaptıklarına benzemiyor" diye ağlatırdım.
Bugün hala anneannem "Seni tek doğurmadım" der.
En iyi arkadaşızdır hep.
Hala "İyilik yap at kenara" der.
Hala "Ruhunu kirletme" der.
Hala "Kimse kötülükten yapmaz bilmeden yapar" der.
Hala "Keşke avukat olsaydım" der.
Şimdilerde hastalanıyor, yoruluyor, gözyaşı döküyor , ne ben ne o kabul etmesek bile yaşlanıyor.
Kilo verince üzülüyor, canının istediklerini yiyemediği için hiç yemek istemiyor.
Yazlık evin bahçesinde oturmak, akşam komşuya çaya gitmek, sabah erkenden kalkıp denize girmek istiyor ama olmuyor.
Yürüyüşte tanıştığı arkadaşlarıyla nerde karşılaşsa selamlaşıyor.
En iyi arkadaşı hemşire Nezahat teyze, Hasan kardeşini, babasını her fırsatta anımsayıp ruhları için dua ediyor...
Benim güzeller güzeli anneannem, seni çocuklarınla, dedemle, kardeşlerinle, diğer torunlarınla paylaşmak ne kadar zor.
Bugün yaptığım herşeye destek oluyor, cesaret veriyor, hala öğretiyor.
Minettarım ne diyebilirim ki, hiç ödenmeyecek bir borç gibi minettarım..


8 Aralık 2010 Çarşamba

Mocha lAttE

Güneş gözlüklerimle oturacak kadar gözüme gözüme geliyor güneş,
Aslında yeni yılı severim ben,
Süslenmiş çam ağacı,
Hediyeler,
Havada çarpıştırılan şampanya kadehleri,
Kollarımı kaldırıp,
Başımı sağa sola hafif sallayarak dans etmeyi,
Topuklarım üzerinde uçuşan elbisemi,
Fakat bazen telefon çalar.

Haftasonu gezecek kadar güzeldi hava,
Yaz gibi,
Bahar gibi,
Straples bluzumla,
Çıplak ayaklarıma topuklu giyip,
Flavio'da Pier'i sokakta dinleyip,
İçkimi yudumlarken,
Eğlenmeyi çok severim ben ama bazen telefon çalar.

Sahne sanatlarına bayılırım,
Gününü yakalayıp,
Ne yapıp edip gider izlerim,
Düşüş'ü izledim geçen hafta,
Gözlerimi aça aça izledim,
Kadınları,
Osmalı kadınlarını,
Osmalı'yı düşerken,
Alkışlayarak bitti,
Fakat bazen telefon çalar.

Kafamın içinden şu anda beynimi çektiler sanki
Sanki yerine buhar sıktılar
İçini dumanla doldurdular
Sanki bakıyorum
Ama gözlerime birer perde indi
Bazen telefon çalar dinlerken boğazından
Gram nefes gitmez
Çekemezsin içine br soluk
Ateş basar!
Kulaklarım şu anda bile tıkanmış gibi
Beni dinleyecek duyacak biri olsa
Avazım çıktığı kadar bağırsam
İmdat!
Anneannem.
Aslında annem.
Onun adının geçti kelimeler kalbimi ezer hep
Gözlerim dolar yolda beyaz saçlı nenelere bakamam ben
İsterim ki onlar sıcak evlerinde,
Omuzların örgüden şalları,
Camdan bakarak,
Torunlarından gelen bir telefona sevinsin,
Açık çayını yudumlasın,
Albümlerine baksın,
Tansiyonu çıkmasın,
Acile hiç kaldırılmasın,
Serumlar takılmasın ince narin tenlerine,
Kalplerine birşey olmasın,
Yedikleri yarasın,
Keyif alsınlar,
Ama bazen telefon çalar.
Yok birşeyi şimdi iyi ama bu acili 2. ziyareti.
O telefon çaldığı anlarda yaptıklarım yaşadıklarım gözümden film şeridi gibi geçip gidiyor.
Yaptıklarımı ben değil bir başkası yaptı sanki ben günlerimi doldurdum.
Onun sesini yine telefonda duymadan huzuru olmayacak kişi olurum.

23 Ekim 2009 Cuma

Bugün mü?


Cuma işte!

Arabam soyulup, camı kırılıp, bilgisayarım & tüm geçmişim çalındığından beri, arada birkaç adet gülüp eğlensem bile tshımın 13-17 gibi üst limitleri aşarak, beyinsel & hayati fonksiyonlarımın durmak üzere olduğunu öğrenip, 10 tahlil, 5 doktor, her sabah hastane, sürekli başdönmesi, panik atak geçirdiğimden, kendimce kafamda hesaplaşıp artık bir tomar taşı kalkmamak üzere gerçekten yerine oturttuğumdan beri tam 2 hafta sonra bugün mü işte yine Cuma!

Sevgili hırsızıma Allah seni bildiği gibi etsin, maddi değil sadece manevi çünkü sen benim 29 yıllık geçmişimi yedin, diye seslenmekten başka şansım yok. Ordan burdan fotoğrafları toplasam bile ipodum çöp oldu içindeki 900 şarkı ne yazık ki bilgisayarımla gitti. Yazılarımın hepsi kayıp! Yarın öbür gün birisi çıksa kitap yapsa köşe olur! Boyu devrilsin:) Ayrıca yaşadığım şokla & düşündükçe beni sürekli kendini sorgulamaya iten aptallığımla geçirdiğim bunca gün.. Cuma işte!

Anneannem & dedemin tonlarca fotoğrafını çekmem gerekiyor.

Bir sürü oyun var görmek istediğim ama bilet bulmak gerçekten zor!

Opera hayranlığım bu yıl 2 katına çıkan bilet fiyatları yüzünden sekteye uğramış durumda.

Yapmam gereken işlerin en başında örmeye başladığım süeteri bitirmek var!

Sanırım 4-5 aydır aynı kitabı okumaya çalışıyorum! Henüz varamadığım "GÖÇ" bölümünün kitaba 2 defa basıldığını üstelik ilkinin yaprakları ters olarak basıldığını daha yeni keşfediyorum. Korsan değil, D&R'dan alındı ama yapraklar ters kitabı ters çevirip okumalı!

Hala hepsini kaybetmeden sağlımı bir ucundan yakaladığım için mutluyum.

Yapmak istediklerimi bulduğum & karar verdiğim için hırsıza, 30 yaşa & tavan yapan tshıma teşekkür borçluyum.

Her sabah üşenmeden bana kahvaltı hazırladığı & ona arkadaşlık ettiğim için "iyi ki beni büyüttüğüne hergün sevinen" anneanneme de ayrıca teşekkür etmeliyim.

50sinden sonra hayat görüşü değişen & içindeki o müthiş kadının dışarı çıkmasına izin veren annemi daha çok mutlu görmeyi istiyorum.

Daha bir sürü şey görmek istiyorum & bugün Cuma işte bir sürü şeyin üstesinden geldikten sonra yine Cuma!

Bu arada haftaiçi ellerinde köpekleri ortalığın ıssızlığının tadını çıkaran, haftasonu ortalığa çıkmaktan pek haz etmeyenleri anlamış olmanın verdiği tuhaf sevinçten de memnuniyet duyuyorum..

PS: Pişmaniye nasıl lezzetli bişidir kimse bilmez;)


29 Temmuz 2009 Çarşamba

10...9...8....7....6...5...4...

Hmmmmm yaşımı küçültür bir Garfield karikatürü buldum!
Say evladımmm 3....2...!
Gergin miyim?! Hayır değilimm?!?!
Yo yo yo yoyoyoyoyoyoyoyoyoyoyooyoyoyoyoyoyoyoyooy!
Ps. sabah anneannemden inciler ile güne başladım;
Anneannemin temizlikçisi Vasfiye'nn yavru kedileri annelerine hiç benzemiyormuş. Anneannem Vasfiye'ye sormuş "Bunların bu kedinin yavruları olduğuna emin misin? Annelerine hiç benzemiyorlar..."
Vasfiye'den unutulmaz cevap "Teyze bunlar dayılarına benziyolar!"
Anneannem "Kedinin dayısını mı tanıyorsun kızım!?"

18 Mayıs 2009 Pazartesi

tEK sEferde İÇİne Çekeceksin!


Geçen akşam anneannemin evinde oturuyorduk. "Ajans" bitti dedem "Hadi ben yatıyorum kızım" dedi, kalkıp odasına geçti. Anneannem zehir hafiye, dedem ne yapsa işi gücü onu takip etmek. Dedemden 1 - 2 dk. sonra o da kalkıp gitti. Yine 1 - 2 dk. sonra kapıda belirdi, eliyle işaret ederk "gel" dedi. O kadar kalkasım yoktu ki yerimden. Şimdi pencerenin kenarına konan kuşları yada aşağıda kuyruğuyla oynayan kediyi göreceğim.. Aflana poflana kalkıp gittim. "Sessiz ol içeri girme" dedi. Başımı odaya uzattım:) dedem, cam kenarında, onun krallık zamanlarından kalma atölyesindeki sandalyesinde oturmuş, camdan öyle bakıyor. O cam sadece sokağı görüyor. İnsanların yürüyüp gittiği, araba, otobüs, minibüsün itişip tepiştiği yolu görüyor. Dedem de o pencereye sanki film izler gibi bakıyor. Üzülmek, sevinmek, kaygılanmak, karmaşıklaşmak, sonra yine sevinmek arası duygular silsilesi yaşadım.
Ben küçükken, dedem gençken birgün onun yaşlanıp benim ona belli etmeden büyüyeceğim & o fark etmeden onu izleyeceğim hiç aklıma gelmezdi. Sanırım o da hiç böyle birşeyi düşünmüş olamaz. Dedem bir kükrerdi biz hepimiz "hazır ol" a geçerdik. Hala korkarız ondan, hala çekinir dan dun konuşamaz yanında bacak bacak üstüne atamayız. Sigaralar hala anneannem bekçi dikilerek mutfakta içilir, elimizde whisky bardağıyla yakalanınca "dede sana getiriyordum" denir, evden çıkarken hala "Seden nereye gidiyor" dediğinde "Yeliz'e gidiyor" cevabı verilir. Biz bütün bu numaraları sürdürmeye gayret ederken dedem de bizde an be an yaşlanıyoruz. Birgün birbirimizden ayrılacağız & evet biz onu mutlu etmiş duymak istediği şeyleri duymasına sebep olmuş olarak içimiz rahat edeceğiz. O da tıpkı cam kenarında oturuşu gibi sessiz bize bakarken bu numaraları yutmuş taklidi yapmakatan mutlu bir hayat sürmüş olacak.
Sonunda birgün ben "dedem" olacağım. Bir cam kenarından hayata, yan odadan gelen çocuklarımın & torunlarımın seselerini duyarak bakacağım. Üzerinde oturduğu sandalyenin bile binlerce anısı, o sandalyede oturup bağladığı işler, kazandığı paralarla bugünleri kurmuş olmanın huzuru... Hayat tek nefeste içine çekilecek bir büyü gibi bir anı bir anını tutmayan & asla bir önceki ana geri dönemeyeceğin...
Ps. ofisteki bu sandalyeyi eve götürmenin yollarını arıyorum!

8 Mayıs 2009 Cuma

"Ben kızken"

Bu hafta anneler günü Pazar'ı var. Anneler günü için anneme alacak hiçbir hediye yok. Anne olduğunu da ben ona hergün hatırlatıyorum;
evde hararetle birşeyler anlatıp kafasını şişirerek,
akşam geldiğimde kocası gibi "Ne yemek var" diye mutfağa dalarak,
her akşam kıyafetlerimi çıkarıp, çıkardığım yerde günlerce bırakarak,
sabahları uyandığımda yatağımdan "Anneeeeeeeeeeeeeee" diye bağırıp evde olup olmadığını kontrol ederek,
canım her sıkıldığında, tepemin tası her attığında ona telefon açıp boş boş konuşup içimdekileri ona anlatmayıp, sadece sesini duyarak rahatlama terapisi yaparak,
çok kızıp çok çatışarak ama çatışarak & fikir uyuşmazlığı yaşanacak kişinin o olmasından memnun olarak,
anne çocukçuluk değil, arkadaşçılık oynarak...

Anneme alınacak bir hediye de kalmadı zaten 29 yıldır her dakika ona bir hediye alıyorum. Benim hediye alma huyum çok fenadır kaptırınca duracağım yeri hiç bilemem. Anneme de böylelikle zırt pırt hediye alırım. Şimdi düşünüyorum bu anneler gününde ne yapsam... Anneanne de var. İlk annem annem, sonra anneannem annem, son annem de anneannem de annem:) İkisini birbirinden yemekleriyle ayırıyorum. Anneannemin menusunde "yaprak sarma" demirbaşken, annemin menusunde "salata" demirbaştır.

Neyse ben bunlarla uğraşırken en mini teyzem MAviş telefon açıp benden bu Pazar ikisini yemeğe çıkarmamı istedi. Zaten birşey yapacaksam da yapmak için geç kaldım bari teyzemin verdiği görevi yerine getirerek arada kaynarım dedim düşünmeye başladım. Anne, anneanne & tabi ki dede:) Kambersiz düğün olmaz! Fakat aklıma ne geldiyse hepsi uzak hepsi kalabalık zaten annem kesin başka bir fikir atar.. Kısaca bir yere karar veremedim ama düşünürken aklıma çok komik birşey geldi. Anneannem çocukluğunu, gençliğini İstanbul'da bir müteahhitin en büyük evladı olarak geçirmiş. Dedem de İstanbul'un her deliğine girmiş gezmeyi tozmayı çok sever.. Birbirlerini bu gezme esnasında bulmuşlar zaten. Onun için ikisinin de İstanbul'un her yerinde bir anısı var. Ne zaman bir yere gidilse başlıyor anılar, geçmiş zaman isimleri geçiyor, gözler doluyor bazen, bazen anlatırken kahakahalara boğulunuyor, bazen uzun uzun unutuluyor ne de olsa yıllar geçmiş, bazen birbirine karıştırılıyor... Ama anneannem için hep bir milad var "Ben kızken":)

"Ben kızken" miladı öldürüyor beni gülmekten. Ayıp diye değil sadece onun bile bir zamanı olduğundan. Anneannem ben kızken diye anlatıyor ya şimdi hep aklıma geliyor o zaman ki kızlar "ben büyünce" yerine ben kadın olunca mı diyorlardı. Erkekler ben oğlanken demez, onlar hep erkektir. Erkek çocuk olur ama kadın çocuk olmaz. Kadına kız sıfatı, kıza kadın sıfatı yakıştırılmaz. Sonra o geçişin adı "ben kızken" kalır. Peki en kadın olduğun menapoz zamanı o da bir milad değil midir kadının hayatında.. Bütün hormonları deli gibi değişirken.. "Ben kızken!" sadece çok eğlendiğimden & anneannemi hatırlamak için böyle anlatacağım torunlarıma anılarımı. Ben kızken biz Asmalımescit'te Lokal'e giderdik, ama Otto vardı sonra yenisi açıldı orayı da ayrı bir severdik. Hele yazları Alaçtı'da Otto'da yediğimiz pizzalardan aldığımız kiloları vermek için bütün kızlığımız boyunca diet yapardık. Ah ne günlerdi:))