Sedd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sedd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2012 Pazar

Benim Kuaförüm!!!

Kolay kolay kuaföre gitmem ben. Ne föne, ne kesime, ne boyatmaya.
Zaten sıkılırım öyle kafama ellensin falan..
Fakat düğün, nişan falan bir özel gün olsun, saçlar gösteriyor üstü başı, bir de eller!
Manikür, oje bunlar ne kadar önemli.
Tırnakları, eli insanın doğuştan şekilli değilse iş tastamam maniküristin yeteğine ve sanatçılığına kalıyor.
İstanbul'da bir sürü kuaföre gittim. Arkadaşlarımdan bir sürü anı ve facia dinledim.
Fakat mesleğinin erbabı Doğan & Tunay kadar yeteneklisini daha duymadım.
Çok kuaförcü değilimdir ama konu saçım ve tırnağım oldu mu hassasım bu böyle bilinir:)
İnsan yerde ararken gökte bulur ya işte Onlar 'ı bulmam tam da böyle oldu.
İyi ki buldum!
Tunay'ın sanatı, Doğan'ın yeteneği, tüm ekibin hassasiyetli ve titiz çalışması profesyonelliğe ve memnuniyete dayalı.
Saçımı bunca yıldır kesmek, boyamak ne bileyim öyle böyle evirip çevirmek isteyen niceleriyle karşılaştım ve kurtuldum.
Ama Onlar 'a gittiğimde bir sefer bile böyle bir rahatsızlık duymadım. İstemediğim veya istemyeceğim saç vs. teklifleri bir sefer bile sunulmadı.
Hep huzurla gittim ve sevinçle çıktım.
O neşeli günlerimi de, çekilen halaylara, zıplamalara, terleme rağmen bozulmayan saçımla, tırnağımla da hep birinci:)

27 Ocak 2012 Cuma

Blogger & Designer Buluşması!

Taze Gidilmiş Etkinlik çatısı altında bu akşam Nimo&Esra'nın organizasyonu vardı.
Tıpkı Yalan Dünya'da Nurhayat'ın şu sözleriyle bütünleşir gibi her türlü hava, yol, meteor, dolgu topuk ve ispanyol paça pantolon koşuluna rağmen gidildi ve katılındı.
Nurhayat'ın Rıza'dan vazgeçmeye niyeti yok / Yalan Dünya / Diziler / Video / Kanal D Web TV

Gidilince şöyle fotoğraflar da çekildi:)












Veeee bir sürü yeni arkadaş yapıldı :)))

Eve dönerken Galata, Beyoğlu, Tünel, Karaköy, Kadıköy semalarında uçan & rüzgara karşı hala ve azimle yürümeye çalışan o kocamaaaaaaaaaaaaaaaaaan ispanyol paça pantolonlu başı böğrü açık titreyen kız da bendim:) evet:)

Vapur da dayanamayıp Nimo'nun "Yemeeeee kıyamican" dediği kukiyi de yiyen bendim:)

Çok eğlendim kızlaaar öperim hepinizi ve bunu saymam bir daha ki sefer sizi Chedeliko Studio'ya beklerim;)

23 Ocak 2012 Pazartesi

Nazara mı geldik ne?

Kaza geçirmeden usta olunmuyor...
Popüler parmak "başparmak" küçük bir kazaya uğradı.
Twit atamıyorum!
Facebook't zorlanıyorum!
Yemek yemek de zor:/
Koluma kadar acıyor desem tam olur.
Nazara mı geldik ne?
İyi de gidiyorum yalan yok.
Zorlayarak yapıyorum 3 gündür...
Bakalım ne olacak..
Parmağımı öyle görünce başı kesik tavuk gibi ordan oraya koştum durdum.
Sesim de çıkmadı sanırım şoka girdim dilim tutuldu.
İğne yapılırken bakamayan ben parmağımı öyle görünce sanırım kitlendim kaldım.
Davul parmağım var:)
Neyse yine de iyilikler benimle olsun.
:)

19 Ocak 2012 Perşembe

Hadi Gidelim!



Ne çok söylerim, ne çok söyledim, söyleyeceğim elbet:)
Bazılarında yok olacağım , bazıları yarım kalacak gitmelerimin kapının eşiğinde, bazen yüreğimde gideceğim yine gelmemek üzere...
"Hadi gidelim" denilince sanki pırpır kelebekler uçar içimde,
Ne tuhaf, tam bir "gezentiyim" özümde.

Yine öyle bir havamdayım,
Kalk gidesim var bir uyan arıyorum.
Bir şarkı dinliyorum,
Bir koku geliyor burnuma,
ve günbatımı,
dolaptan çıkan hoodienin kokusu...
koluma takıp birini gidesim var buram buram.


31 Aralık 2011 Cumartesi

Benim Yeniyıl Partim:))

Mönümün başrolü Kuru Patlıcan Dolmam!



Chedeliko kazağım ve yaka iğnem!
Chedeliko kazağım!
Annemin hediyesi bootilerim veya
Irregular Choicelarım!
Chedeliko şapkam!
Yine annemin hediyesi çantam!
Chedeliko yüzüklerim!
Uyduruk rujlarım :P
Bodym!
Deri elbisem!
Işıldayan çoraplarım!

Kızıl Sonya ile aldığımız Flormar ojelerim!
Rengi o seçmişti:))
Ve tabi ki yeni ve harika bir yıla başlangıç için bol enerjim, kahkaham, şansım, inancım, başarım, sağlığım, huzurum, kazancım, mutluluğum!
Herşey tam ben hazırım:)

Herkesin yeniyıla ilk adımı benim gibi olması diliyorum:)))
Mutlu 2012! herkese:)

7 Kasım 2011 Pazartesi

Bayram = Yeni "Papuçlar"

Bazen düşünüyorum, hem seviyorum hem de sevmiyorum bayramları.
Gidecek tek anneannem var, bayram olmasa da severek gidip görüyorum onu.
Ama bazen içim biraz burkuluyor.
Bayram sanki kocaman mutlu ailelere aitmiş gibi bir sancı, bir burkulma...
Geçen bayram "Ne olur bir sonra ki bayram burada olmayalım" demiştim.
Kimsecikler yoktu, anneannem de dahil.
Ezik, sıkıntılı bir bayramdı.
Hepten sıtkım sıyrıldı.
Bu bayram öyle değil herkes burada ama yine de gidip görecek kimselerim yokmuş.
Yani o büyük mutlu ailelerden değiliz biz.
Herkes biriyle mutlu mesut, uzun sofralar, keyifli yemekler, el öpmeler, şakalaşmalar..
Klasikçi değilimdir, hep başkaldıran olmuşumdur ama ne bileyim yaşlanıyorum herhalde.

Bu akşam "Bayram Yemeği" yedik.
SılacanCan evlerinde bizi ağırladılar.
Çok kalabalık, uzun bir masa değildi ama işte bir arada olundu.
Başkaldıran olarak Mimar Sinan Üniversitesi Atölyelerinin yeni dönem 16:00'da kapanışına, Torna tesviye bölümü mezunlarından 2 kişiyle çözüm buldum.
Gülüştük, devrim yapacağım dedim.
Çok şanslıyım görüntüm böyle değil:)))
Saçlarımı kesmek için yoğun istek aldım.
Gülüştük.
İçimde yine bir burukluk vardı...

Fakat bu bayram hiç beklmedik birşey yaşadım.
Bütün gülüşmelerin arasında Sılacan elinde bir paket yanıma geldi.
"Al bakalım bu senin" dedi.
Bir küçük kız çocuğunun bayram da en büyük hayali yepyeni ışıl ışıl kırmızı rugan papuçtur.
Bayram öncesi alınırsa arife gecesinden itibaren heyecanı alır yürür..
Başucunda bekler, rüyasında görür, bayram sabahı kırmızı rugan papuçlarını herşeyin altına giymeye razıdır.
Onlarla prenses, kraliçe, peri masallardan bildiği harika bir karaktere dönüşecektir.
Her ne olursa olsun kırmızı papuçlarıyla bayram iyi geçecektir.
Sılacan paketi uzatırken sanki boyum kısaldı, ellerim, yüzüm gözüm küçüldü bir an 25 yıl geriye gittim, paketin içinden bir çift ayakkabı çıktı.
Ayakkabı delisi olmam şöyle dursun, ayağımdaki ayakkabıları atıp Sılacan'ın hediyesi papuçları ayağıma geçirmemle sanki kalabalık, mutlu bayramlara layık ailenin bir ferdi oldum.
Sılacan, kendi has bir tarzı, karakteri olan zevkiyle bana daha önce görüp beğendiğim bu papuçları bayram hediyesi yaptı.
Çok tuhaf çünkü o andan itibaren "sus" geldi.
Bütün bayram boyu hatta hayat boyu zevk ve keyifle giyesim var bu papuçları.
Onlar ayakkabı değil "Papuç" şımarık bir özlemin esası.

Umarım herkesin bayramı içinden taşan özlemlerin gerçeklenişi gibi olur.
Sılacan, 2011 biterken bu koca yaşımda beni yeniden 6 yaında hissettirmeyi başardı yanakların öptüm, utandım da.

Herkese iyi bayramlar....

8 Ekim 2011 Cumartesi

Tık tık tık kim O!


Fotoğraf makinasını şarj edemeyen biri var: BEN!
Okunmamış kitaplar üst üste yığılır ya heh işte tam onun gibi her yanım şu an.
İşler, fikirler, hayaller, planlar neler neler yapılması gerekiyor fakat sıra gelmiyor.
Aaaa bir bakmışım 24 saat bana yetmez olmuş.
Bu arada bir leylek sürüsü gördüm, tam yaz biterkendi:)
Onlarla beraber seyahat eder oldum.
Bursa, İzmir, Antalya & seyahatlerim bitmedi:)))
Aman da bitmesin zaten fakat yapmak istediklerim arada kaçınca fena tepem atıyor.
Yaşım geçiyor anne! benim etrafımdan daha hızlı olmam gerek!
Bugün adalıydık:))) mesela uzun bir yolculuk fakat mükemmel bir iş çıkardık.
Dedim ya şarjım yoktu:/
Aiii ne bağırıyosun!
Tamam şarjsız o işler yapılmazdı ama sabırlı olursan buraya da düşecek elbet.
Hayalim F1 pilotu olmaktı ya yok ben Yamaç Paraşütü yapcam:))))

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Tuhaf Pazartesi

Klavye ile bütünleşmek üzereyiz.
Parmak uçlarım bile sıcaktan yapış yapış oldu.
Ay sıcak, ay yağmur, ay yaz gelmedi derken yaz darbe yaptı.
Şu an denizde olması gereken bünyem kıvranıyor.
Fakat dedim tuhaf Pazartesi, herkesi yüzü düşük..
Düşünceler, planlar, birşeyler..


Mesela şu an bilgisayarım kesin hararet yaptı.
Dokunmak mümkün değil inanılmaz ısındı..
Bugün telefonum hararet yaptı konuşurken konuşurken aradan caz coz sesler geldi..
Ama bugün anneannemle konuştum sesi iyi geldi..
Bu çok mutlu birşeydi!
Mesela tonla başla işim var,
Gel gör ki bu da çok mutlu birşeydi!
Dedim tuhaf bir Pazartesi.
Üstelik bugün geçsin diyemiyorum artık günlere çünkü geçip gidiyorlar bir daha asla geri gelmiyorlar.
Geri gelmedikleri zaman "geçsin" dediğime üzülüyorum.

Kaç yaz daha geçecek ki hayattan
Hepsine geçsin, gitsin dersem ne kalacak geriye yaşanacak?

Bu aralar düşüncelerin beynimi ele geçirdği günler geçiriyorum.
Mesela diyorum ki; şöyle olursa ne olacak, böyle olursa ne olacak, peki öyle olursa ne olacak?

Aslında ne olacaksa oluyor işte engel olamıyorum ki.

Bırakayım olsun mesela nasıl bir fikir?

Olmaz beynim benim değil düşünceler tarafından ele geçirildiği için (sanki uzaylı bu düşünceler) ne olursa olsun sadece altyazı olarak geçip gidiyor.



Sevmiyorum bu geçip gitmeleri!

Sürekli birşeyler geçip giderse insana anı kalmıyor, yaşanmışlık kalmıyor, dost kalmıyor..

Bu sıralar en iyi dostum çamaşır makinası bence!

En çok onu görüyorum onun sesini duyuyorum.

Bilgisayarı da çok görüyorum ama sağlıklı bir dostluğumuz olduğunu sanmıyorum.
Bizim ki biraz çıkar ilişkisi ben onu kullanıyorum o da bana radyasyon veriyor.

Geçinip gidiyoruz!

Tuhaf bir Pazartesi bugün sendromik değil, panaromik dğeil, parapsikolojik değil ama tuhaf!

Sanki birileri gözümün içine baka baka tükeniyor.

Birileri bir trene bindi gidiyor.
Burdan da birileri geliyor ben tanımıyorum tanışacağız.
İsimlerine "önümüzdeki günler" diyorlar hiç yabancı gelmiyor...


5 Temmuz 2011 Salı

Bu postu çok zor yazdım neler attlattı bir bilsenn

Bu postu dün gece yazmıştım..
Gerçekten yazdığımla kaldım bir tuş, bir cut, bir save...
Motorsikletli kadınlara hazır olmayan yurdum erkeklerinden uzun uzun söz etmiştim.
Uzun yıllar sonra dün ilk defa bisiklete binme teşebbüslerimi anlatmıştım.
Hatta komşunun bisikletiyle garajda deneme sürüşü yaptığımı fakat arabalara "çarpmaktan" çekindiğim için dönüşleri alamadığımı. Bisiklete binmenin de unutulabileceğini..
Yazmıştım da yazmıştım.
Sonuna Lis'e gidecek bir mektup yazmıştım fakat geriye sadece şu aşağıdaki fotolar kaldı. Onlara yine Lis'e gidecek küçük bir not ekleyip yeni bir post yazacağım.




Lis,





LA'den ev aldım. Bir tane yetmedi 2 tane aldım. Artık dönüşümlü kullanırız. Baktım önleri de pek boş kaldı birer Veyron & McLaren aldım. Korkma onları dönüşümlü kullanmayacağız sana 2 bana 2 aldım;))


























* * *

Eskiden yürüyüşe çıktığımız zamanlar daha eğlenceliydi, eski herşeyi sevmenin tadını çıkardığımız zamanlardı.. Belki de biz daha eğlenceliydik şimdi sevimsiz göbekli tipler olduk en iyi dostumuz da televizyon. Oysa 28 kişi arabaya atlayıp kırlarda ip atlamaya gidebilirdik.




Görüldüğü gibi üzerinde oturduğum lastik patlamış:))))))

18 Mayıs 2011 Çarşamba

BaşRol kim?




Kendi hayatında Yardımcı Kadın Oyuncu olmak.. Şimdilerde günler böyle geçiyor.

Çok çalışmak, çok üretmek, çok hayal kurmak, çok gülmek, çok konuşmak... Hepsi başrol - Sed yardımcı.

Bu aralar en çok kiloları konuşuyoruz yine.. 3 kız bir araya geldik mi 2 konumuzdan biri kilolar diğeri erkekler geriye kalanı da "bikbik bukbuk". Geçen akşam Nouvelle Vague konserinde bile bunları konuşuyorduk. Utandığımız için konuşan resmimizi çekmedik:) Fotoğrafların bir kısmı oldukça bulanık kadın yerinde duramıyor!!! Guns of Brixton'da çok eğlendik ama bir hata yapıp erken çıktık Manner of Speaking'i kaçırdık!



Bence Blackberry herşeye sponsor olsun. Nereye gitsek elimizde BBler ya Twitter-4Sq-BBM laf ebesi gibi yazışıyoruz olmadı flaşbombang foto çekip gönderiyoruz.

Fotoğraf çekme de Japonları geçtik bence:)


Uzun süre blog yazamamk ne kötü!

Lafın neresinde kalmıştı unutuyor insan..

Mesela son aklımda kalan cildim! Çok yakında İstanbul'un En İyi 10 En Kötü 10 Dermatologu listesi yayınlayacak kadar deneyim kazanmış olacağım.

Biri tedaviyi yarım bırakıyor, öteki burayı düzeltirken öbür tarafı bozuyor, biri ticari,öteki insani böyle bir liste yapabilirim.

Sanırım hepsi fırsatı değerlendirip mahkemeye gitmekten çekinmez. Ama ben cildimi b.k ettiniz diye kimseye şikayet edemem. Ne de olsa .t .t .t kuyruğuna bir sisteme geçtik.

İlaç yan etki yaptı kaşım döküldü, bozuk çıktı kör oldum diye şikayet edebilecek kimse yok. Muhatap bulmak imkansız. Önğmde tavsiye edilmiş 5 doktor adı var! Evvelden de gittim 3 doktora hadi bakalım:)


Yaz geliyor içim pırpır kıpır kıpır! Tatil gelse, denize girsem, zeytinyağlı & karpuz yesem.. Tabi keşke herkes yese. Bunu böyle yazınca utandım kendimden:(

Bir de zayıflasam & tulumları giysem. Bu sezon rengarenk herşey cıvıl cıvıl. Tam bana göre!
Chedeliko'da öyle herşey renkli:) Mini çantalar, renkli taçlar, rengarenk tulum & tunikler. O kadar eğleniyorum ki! sokaklara hayata biraz renk gelecek diye.


Chedeliko'nun Yaz renklerini de paylaşmadan geçemeyeceğim:))






Geçen hafta çok hızlı bir Chedeliko günü geçirdim mesela! Bir evvel ki hafta Nublu'dan sonra birgün de 10 kapı gezdim:)


Boutique Rouge'da yeni sezonlukları çıkardık:) Ceren'le herşey çok heyecanlı!!! Güzel sohbet ettik. Sonra Cihangir'e gittim. Verda&Saba'nın yanına!! Matchbox'a . Uzun soluklu sohbet, şen kahkahalar (ne de olsa 3 hatun bir arada:)) Chedeliko'lar Matchbox'ta da beyenilere sunuldu:)

Verda&Saba'yla ayrıldıktan sonra Çukurcuma'da antikacılar da gezindim durdum. En son Can&Silacan, Nigger&Hostes, Dr. Erol&ben gitmiştik baharın ilk günleriydi, ıslak bir hava vardı ama güneş gözlüklerimizi de takmıştık.. Urgan'da BloodyMarry içip sonra Kara-a'dan gözlük almıştık. Dizlerimizin bağı çözülürken Flavio'ya gitmiş midemiz sırtımıza yapışınca da Karaköy Lokantası'nda geceyi kapatmıştık. Araya bolca vakit girdi ondan ara sokaklara girip çıktım.

Sonra Dr. Erol'un yanına Masumiyet Müzesi'ne gittim. Müze henüz açılmadı! Fakat çalışmalar tam gaz devam ediyor tez vakitte açılacak.

Sonra da Fasuli'de efsane kurufasulye yedik & eve döndük. Uzundur ilk defa birgün de 2 kez vapura binebildim. Vapur da çay bile içtim:))



















Bu arada bütün bu rengarenk fotoğrafları da Birce Mete çekti:)) Chedeliko kıyafetleri içinde bir poz da ben verdim:)))