Kızıl Sonya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kızıl Sonya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2012 Cumartesi

Benim Kraliçe Anneannem!

Herkes bilir bizim oraların kadınları azimlidir, anadır, candır, arkadaştır, güzeldir, güleçtir, utangaçtır, dürüsttür, saftır, çalışkandır, zariftir.
Anneannem özel bir kadındır.
Benim daha sayamadığım binlerce sıfatı vardır.
Yumuşacık bir yüreği vardır.
Yumuşak değildir elleri çalışkandır, yedirir, yıkar, bakar, pişirir, okutur, paklar, adam eder.
Benim en sevdiğim yanı da hep güleçtir.
Bir ağlar yüzbin güler! üstelik gülmez bir başına yanında kim varsa gülecektir onunla elbet sohbeti hoş, sesi tınılıdır.
Anneannem bizim ailenin "Kraliçe"sidir.
O bir söz eder herkes susar, kabullenir sorgulamadan.
Ve "Kraliçe"liğine layık olmuştur hep o kadar zarfitir, duruşu özel, hep bakımlı.
Bugün anneanne günü yaptım. Çünkü "en iyi arkadaşım" beni çok özlemiş, "Gel" dedi, yola koyuldum.
Bize Kızıl Sonya'da eşlik etti!:) Süpriz sanatçı aldık yayına:):)
Anneannem, adını duyunca "Seviyorum o kızı" diyor.
Onu da can gibi basıyor canına:)
Bugün anneanne günüydü, anneannem bir tek yayına süriz sanatçı aldık "Ben makyaj yaptıramadım, Murat'a da gidemedim" diye biraz dertlendi.
Murat anneannemin kuaförü, anneanneme assolist fönleri ve topuzları yapıp gönlünü eden insan:)
Canım anneannem senin tek derdin makyajsız da kusursuz görünen yeşil gözlerine çekemediğin kaleminle, eksik fönün olsun çünkü sen yüreğinle, gülüşünle zaten dünyaların en güzelisin:)
Taze gidilmiş etkinlik başlığımda bugün Anneanne&Kızıl Sonya Günüm var:)

Akşam da Nekropsi konserine gidecektik fakat topuğum o kadar ağrıyor ki bütün gece ayakta durmam imkansızdı:/
Neyse günüm çok güzel geçti çok rahatım:)

16 Ocak 2012 Pazartesi

Bana "Hamsi" Gibi Bakma!

Aslında böyle bir konu yoktu bugün yazmaya karar verirken...
İnsanların birbirini aptal yerine koymasıyla ilgili birşeyler vardı.
Çok yapıyorlar çünkü üstelik, bence, vardıkları tek yer düşman kazanmak.
O kadar çok var ki!
Son zamanlarda dikkat ettim dikkat etmemeye çalışıyormuşum meğerse" bu" insanlara!
Karşısındakini aptal sanıp öyle tuzak ve oyunlar kuranlara ama ille de gözüne sokmaya uğraşıyorlar, hayır o nesi yani?
Neyse sıkıldığım ve aslında dikkat etmemeye çalıştığım için bu konuyu yine yeniden harika bir yemek konusuyla değiştirdim!
Ve taaa taaaa karşınızda bereketli deniz mahsülü haftası:)

Cuma günü biricik Ayşe'm, Tayland güzelim bana sushi yapmış getirmiş.
Haftasonuna girerken şööööyle ev yapımı bir sushi ile keyif çok zevkli oldu.
sushi'den Kızıl Sonya & Dr. Erol'da kısmetlendi:)
Ooooh elinize sağlık Ayşe'm:)


Cumartesi bütün Kadıköy'ü benim paftalarımı çoğaltmak ve yün aramak için dolandık.
Kar, yağmur, çamur ve buzzz gibi hava da bize eşlik etti:)
Kızıl son dakika "aaaaa akşam kebap yemeeee gidene kadar Ayhan'a gider fal baktırırım" dedi ve karanlık Kadıköy'ün fal cafesinde sıra bekledik.
Kızıl sanırım bir daha ayhan'a gitmeyecek çünkü ayhan ve ben birbirimizi hiç görmemiş olsak bile hep her konu da aynı fikirde ve yorumda bulunuyoruz:)))
Neyse eve dönünce yorgunluktan ve soğuktan perişan olup bayılıp uyuyunca geçen haftalarda Kanal D'de izlediğimiz Mutfağım da izlediğim Hamsitarifini uygulama fikrim yalan oldu!

Anneannemler buna Hamsi Kulumika derler. Tam olarak böyle mi yazılıyor bilmiyorum bu duyduğumdan anladığım tamamen!
Neyse böyle kılçığı alınmış Hamsiyi, mısır unu, yumurta, ıvır zıvıra bulayıp kızartıyorsun.
Normal de ben sevmem böyle şeyleri.
Bir kere ben Hamsi sevmem!
Sadece büyük balık yerim bak şimdi onunda adını unuttum.
Bir de Karaköy'de balık ekmek yerim o'dur, o kadardır:)
Fakat ne güzel yaptılar bir bilsen ben de evin hanımı olarak denemye karar verdim.
Hayır zaten evde dondurulmuş hamsi var böyle denedim:)
Ölmedik yaşıyoruz:)

Bu yemekten sonra yediğimiz benim nefis çilek tatlım:)
Fakat çilek daha olmamış onun için ben silip süpüremedim:/
Balık sonrası yenilir iyi de gider,
iyi yıkanmış, minnot doğranımış 2 kup çilek,
üzerine bolca pudra şekeri,
krema da kullanılabilir,
kakaolu puding de,
eritilmiş çikolata ise paha biçilmez olur:)
Bu resim de son da olmalıydı ama işte bloggerla uğraşamicam bu kadar oldu,
Bakınız rakı, hamsi kuli:) ve harika capari salatası!
Sondan başa doğru giden bu postumda hamsinin tüm işlemlerden geçtikten sonraaaa kuli olmuş hali:)
1 kg. hamsi,
ayıkla - yıka - kılçıklarını al - bir daha yıka!
1 kg. hamsiye 3 - 4 yumurta gidiyor,
idareli olursan 3 yeterli
yumurta - yıka - kır - çırp
işte en önemli kısım,
1 büyük 1 küçük soğan
bolca maydo (maydonoz)
soy - yıka - pinçikle
soğan ve maydo minnto kıyılıp karıştırılır
ben tuz ve karabiber de ekledim
un!
ay un aslında kalça ve basenlerin BAŞ düşmanı!
o popolar bundan büyüyor işte :(
pis un senin verdiğin tadı da bir halt vermez ama işte artık koşcaz mı depçez mi ne yapcez..
bence 2 kaşık mısır unu, 4 kaşık beyaz un yeterli
una da tuz karışıtırıp resmen obezite reçetesi yapmış oldum
aa aaaaaa caparili yeşil salatanın yakın remsi de araya girmiş
dereotu - kıvırcık - capari - limo ve zeytoğ (limon ve zeytinyağ)
Evet resimlerin mükkemmel sıralması:) kimseleri hayrete düşürmesin:)))
bu saatte bu kadar olur
düşün ki o hamsilerin kılçıklarını çıkardım
iki hamsiyi ortadan 2 ye açıp avcumda yatak yaptım
arasına soğan ve maydo karşımını koyup
üzerini yine ortadan 2ye açılmış 2 hamsi ile kapadım
una buladığım bu kapamaçları
sonra yumurtaya buladım
veee tabi ki kızarttım!!!
ÇOOOOOOOOOOK zordu!
allahım televizyonda izlerken o teyzeler nasıl da hemencecik yaptılar!
anneannem ve annem nasıl da kompedan olmuşlar!
ya beeen - ezik - o ellerim un ve balıktan vıcır vıcır
her yerime un yapıştı
ellerimi 20 kere yıkadım
hala hayretler içerisindeyim kızartmayı başarabildiğim ve bir bütün olarak duran o hamsi soğan karışının resmine baktıkça!
bir ara bu iş hiç olmayacak sandım - pes edecektim çünkü elime yapışan un hamur kıvamına geldi
öyle kala kaldım hamsiler birbirine değil avuçlarıma yapıştı
ooooooof of!
sonunda kızarttım oldu:)))
yedik hala iyiyiz:)
bu da "Ay" ben kızartmaya başlarken miawlarının doruklarına çıktı
sonunda dışarı attım mutfaktan
çünkü gece burnumun içinde hamsi kokan yastık gibi tüyleriyle uyumasına müsade edemezdim:)

Bütün mutfak tabi ki elden geçti!
ne kadar çekmece, dolap, masa, tas, ocak hepsi ovuldu
öldüm bittim vallahi
kendimi de yıkadım
üstümüzü başımızı da komple makinaya attıktan sonra
eeeh işte ancak bu saat oldu
ojelerimi sürüp postumu serdim:)
yarın büyük gün çünkü Manavgat'ta açtığımız butiğimiz için çalışmalarımız var!

işte böyle:)

2 Kasım 2011 Çarşamba

Sana da oluyor mu?

Bugün bana oldu...
Bir sürü anıyı özledim...
Yine olsa yine yaşasak dedim.
Bazen oluyor insana zaman geçtikçe.
Zaman geçtikçe hayat anlamını değiştiriryor.
İnançları, sevgileri, evet ve hayır'ları değişiyor içinde...
Gün geçtikçe daha çok tartıyor ne yaptığını.

Evine 2 kere hırsız girdi diye 2. defa evlenen bir kadınla tanıştım bugün.
Ben henüz bir evlilik ile baş edemezken!
Evime defalarca hırsız girdiği halde devam ederken...

Birbirlerini hiç affetmeyen insanlar tanıyorum mesela,
Mesela artık kime, net olarak neden niye kızdığımı bilir çözerken.

Bugün bana oldu geçirdiğim onca zaman içinde korkularım, hislerim, inançlarım, değerlerim hepsi bir terziye doluştular sanki..
Bugün ölçüp biçerken bazeılarını "Yine olsa" diye andım.

Mesela Tanya'nın 40. doğumgününü özledim. Birlikte geçirdiğimz bu kadar şey içinde yüzünde o heyecanı görmeyi...
1ce'yle Stephen Jones'a gittiğimiz günü özledim. Topuklarımla beni antikacılarda dolaştırıp, 1 kutu ekleri yiyip, trafikte kahkaha bombardımanı içinde.. yine olsa dedim.
Annemi özledim. Onun karınca hallerini, katılarak gülmelerini.. telaşsız hallerini özledim.
Kızıl'la Antalya dönüşümüzü özledim. Havalimanında patlayıncaya kadar gülmüştük, yine gülsek...sırtımı sıvazlamasını özledim.
Sosyetik'le uçakta uzun uzun, içimizi dökercesine sohbet edip, şarap içmeyi özledim. ' tekerlek üzerinde aldığımız tüm virajlardan sağlam çıkmayı...
Hep birlikte kaygısız, sorunsuz, umarsızca eğlendiğimizde, o an orada olan herkese güvendiğimi düşündüğüm hatta böyle hissetmeye çok yakın olduğum günleri özledim.. Hayatta hala birilerine güvenebildiğimi hissetmeyi...


Anneannemi özledim. Birlikte uzun sohbetler ettiğimiz, onun iyi olduğundan emin olduğum günleri, telefon çaldığında onun adını görünce kalp çarpıntıları yaşamadığım günleri...

Bütün özlediklerimin yanında hatta hemen yanıbaşımda bütün bunları düşünürken içimi huzurla dolduran o ses, o nefes...
Özlerken bazen de özlemenin ne kadar da güzel olduğunu hissettiriyor.

7 Haziran 2010 Pazartesi

"Pirenses Oldum Ben"

Geçti mi sana koca bir haftasonu:))
Cuma bir hızla başladı!
Yine ekip tolpandı yeni üyelerimiz vardı..
Lis, ben, doktor erol, söbü, mimar, küçük kardeş & onun kankası toplanıp Miss Pizza Şişhane'ye gittik.
Cihangir'den sonra tat&sunum yabancı gelmedi sadece mekanın ebatları büyümüş eee bu da tercih edilir bir durum malum 7 kişiden bahsediyorsak.
Bizim tercihlerimiz Calzone, Mr. Pizza & Asparagus oldu. Tabakların diplerini sıyırdık:)
Orda oturmaktan şişince kalkıp Lokal'e gittik. Normalde itiş tıkış olur ben hep bayarım itilip öyle ayakta dikilmekten fakat bu sefer gayet normaldi kalabalık..
Ben yine de Asmalı Lokal'i Tünel Lokal'e tercih edebilirim:)
Ayakta itilmeden duruken Lis "Aşığım, orda, hof, cınım.." gibi kelimeler söylüyordu. İsmini bilmediğim şahsiyet Yaprak Dökümü'nden NEjla'nın kocası:)) bizim enişte:):)
Lis'i arkadaşın yanına çekip "Arkadaşım size aşık & çok hayran bir resim çekebilir miyiz?" diyerek kolundan tutup Lis'i yanına yapıştırdım. Buyrun resmi:)


Lokal'den sonra 45lik'e gittik. Kapıda gördüğümüz Reina muamelesi beni oldukça şaşırttı. İçeri giremedik onurluyuz:) Bakın hala linki veriyorum belki siz girebilirsiniz diye:)
Lakin bu bünyelerin giremediği yer yok o nasıl oldu anlayamadık:)
"Gidilecek yerler çuvala mı girdi" kalkıp Kiki'ye gittik. Ben yazdıktan sonra oldu saırım bu içerisi 1 milyon kişiydi! Atıyorsam ne olayım:) İçeri yaklaşık 20 dakika da girdik 20 dakika da çıktık. İçeride tek kelime durmadık, 1 duble de içmedik kalabalığı siz ordan anlayın:)
İstanbul gece hayatı tam orada bitmek üzereydi benim için, eskiden Lis'in & ekibin çok takıldığı benim her gidişimde bir araba söylendiğim Gizli Bahçe'ye gittik.
Sokakta oturmanın & uzun sohbetin dibine vurduk. Çok eğlendiğim bugüne kadar söylediklerimin hepsini de yuttum:)
Artık sabah oldu tabi gittik yattık hatta taksi de uyumuşuz taksici "Arkadaşlar sağdan mı soldan mı" diye böğürerek uyandırdı bizi:)

Tabi Cumartesi hızını alamayanlar çil yavrusu gibi hemen başka içkili programlara kaydılar:)
Bu sefer benim ekip annem, Kızıl Sonya & Siso'ydu.
Mekan da Posh.
Eğlendik, sohbet ettik, gülüştük.
Bu sefer sabahlıklarımızı almamıştık evin yolunu tuttuk.
Anacım yine yollarda bana "Kızım gitme şu karşılara bak burda da ne güzel yerler var"dan girdi.
"O başka bu başka" ile cevap vermeye çalıştım nafile:)
Neyse gece eve döndüğümüzde :)) benim dolabın çekmeceleri bozuldu.
Annem Brigit'in marangozlarına taş çıkartarak taktı çekmeceleri ama ezandı yatarken:)

Pazar artık uykuya vermişiz bünyeleri, hava da aynı bugün ki gibi yağmur..
Evde bir türlü memnun olamadığım ojelerimle itişiyorum. Bu sıra manikürden yana çok bahtsızdım.
Neyse annem Optimum & Paladium tutturdu.
Haziran2da yağmur olmadı tabi kadının içi şişti:)
Kızıl Sonya'yı kaptığımız gibi koyduk kendimizi Optimum'a aman ne kalabalık koşar adım Paladium'a gittik.
Cho'da ortalığı karıştırırken Günaydın2da yediğim köftelerin enerjisinden olsa gerek üşenmeden giydim bulduğum pembe elbiseyi..
Şöyle kabarık, süslü püslü bir elbise giymeye çok hevesim vardı:)
Giyince başladım repliklerime "Bakar mısnız bu elbisenin fiyatını sormak için bir Pirensesi ayağınıza mı bekleyeceksiniz gelip bana fiyatını söyler misiniz?"
Ardından gülüşmeler gülüşmeler:)


Bu arada elbisenin bedenine bile makmadan giydim:) Medium bedenmiş.

Bunu Lis'e yazdığımda "Kimmiş o medyum" dediği için de burdan bir kez daha tebrik ederim:)

Teklif edilen Small'ı ise elbisenin ederini öğrenince giymeme anneciğim engel oldu. Bekar kız gibi üzerimize kalır diye uzaklaştık oradan:)

Pirenses oldum:) çok sevindim:)

Kraliçe'nin tahtında gözüm var!