Sed Working Weardrobe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sed Working Weardrobe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2011 Salı

Uyumsuzluk!

Bu akşam kursa gitmiyorum!
Dün akşam da yoktu zaten-
Pazar İktisat'a gittim fakat kafam çok dağınıktı belki de bir kelime bile anlamadım.
İnsana tanınan kısıtlı zamanı sevmiyorum.
Mesela dün gece Lis'le msglaşıp durdum, bi yandan saçımı kurutup, öbür yandan kendinden geçen cildime krem boca ettim.
Sanki 4. bir elim varmış gibi kıyafetlerimi topladım. Saat 2 gibi yatabildim. Ama hala aklımda 3dk.'ya bir iş daha sıkıştırıp şu Vergi sistemlerini okumak için kitabı aldım elime.
3. sayfa sonunda uyudum.

* * *
Hayır kesinlikle yanlış anlaşılmasın evli değilim, çocuğum yok. Sorumluluklarım belli hatta bolca egoist bile sayılabilir. Fakat bence zaman fena halde kısıtlı!

* * *

Dün akşam gaz sıkışmasından düdüklü tencereyi patlattım. Dalga geçmiyorum tencere tısladı, fısladı, pısladı patladı. Neyse ki içinde haşlanan karnıbahar, brokoli & havuçtu! Pastırmalı kuru fasulye değil. Akan suları kurulayarak durumdan yırttık. Hoş evde hafif bir pırt kokusu vardı ama bişi sayılmaz.

* * *

Bugün geçirdiğim son birkaç haftaya göre daha iyiyim. Özellikle zaman konusunda. Oburum ben vakit oburu verdikçesini reddetmeden yerim. Ama yine de yetmez!
Bu oburluk içinde tek tedirginliğim burda bununla uğraşırken şu arkamı döndüğümü kaybetmek olur. Onun için aynı anda 5 şey yaparım ama hep de yarım kalır!

* * *

Papuç siparişlerim geldi ama bir çiftin sağ teki sıkıyor. Napalım böyle giyicem artık bunu free shipping & %15 discounta sayarım! Akşama Nihat & Zuzu gelicekler çana çan-charlarse var fena:)

Günün özeti de uyumsuzluk içimden sürekli taşan:)

10 Şubat 2011 Perşembe

O kolunu koyacak yer bulamazsın ya :)

Olur ya böyle ayakta dımdızlak dururken o eline koluna yer bulamazsın.. İlle de koyacak bir yer ararsın manasız bulamazsın şu günlerde böyle geçen hayatımın resmidir bu!


Soğuk ama güneşli günlerde gözlük takıp, yün elbise giymekle meşgul, günlerin beni umursamadan hızlı çekim trafik gibi akışı içinde delirmiş bir vaziyet.
Geneli eğlenceli aslında 30ların tadını çıkartıyorum:) "30lu yaşlardan bi bok anlamazın, sen yavaşladıkça hayat hızlanır 40da herşey 20lerine döner 50de iş biter"
Buna çok yakın bir yerdeyim.
Tiyatro kursu; ilk sahneye çıkışım "Kalorifer" hakkında sahnede 3dk. konuşmak üzerineydi & benden beklenmeyecek üstün bir başarı sergileyerek salonu gülmekten yerlere serdim. Herkesçe şiddetler Ferhan Şensoy'a benzetildim. Övüldüm, sevildim. Fakat 2. sahnem berbattı. 5 duyu hakkında kendi yazacağım bir oyun ödevi vardı. Bahane değil ama ben son gün öğrendim & hazırlıksız yakalandığımda sahnede yaptığım en iyi şey poz vermekti. Ayrıca bir salon dolusu acımasız gözün her yerimde kusur aradığı felaket bir andı. Bitmesi için dua ettim. Felaketim & ben koltuğumuza çekilirken dilim hala 5 karış her eleştiriye cevap yetiştirdim.
İktisat Teorisi; insanın yarım kalmış işleri hayatının hep en yoğun olduğu dönemlerde, nikahtan bir gece önce pörtleyen sivilce gibi dikilir karşısına. "Artık kurtulmam gerek senden İktisat Teorisi, barışmayı dilenen eski sevgili kadar yapışkan çıktın!" İktisatın iplerini elden bırakmamaya gayret ediyorum.
Pamuk & Ay; hiçbir zaman hayvanlardan tiksinmedim, ödümü de patlatmadılar. Öyle arada hislerim vardı ki, sokakta yürüyen insanlardan farkları yoktu benim için. Bu şehrin, bu dünyanın, bu hayatın tıpkı çevremdeki herşey gibi bir parçası oldular. Fakat hayatıma "Ay" girdi. Minnacık vücuduna kocaman gelen göbeği, aç kalmamak için bulduğu herşeyi yemesi, günlerce kaka yapsın diye beklemek, kucağımda saatlerce uyuması.. Kedi sever değil sanki kedi tapar olup çıkıverdim onunla. Algıda seçicilik arttı, etrafımdaki bütün kediler belirginleşmeye başladı. Rutin değil ayrıcalık gibi yerleşiverdiler hayatıma. Sonra birgün annem Pamuk'la çıkageldi. Eve hayat geldi. Ortalık şenlendi. Pamuk giderken üzüleceğim için o gitmeden ben onu görme biletlerimi ayırttım bile. Gece 12 "çişmix" saatimiz var. sahibi değilsem de bişeyiyim geceleri gelip yatağımın ucunda uyuduğuna göre.. Onlar da ilgi istiyor. Hatta istedikleri 3-5 şeyden biri de sadece ilgi.
Bu sene "yeter artık" dediklerim; çok yalnız kaldım bu sene. Aslında hep çok yalnızdım. Etrafımda kocaman bir kalabalık olsa bile ben hep yalnızım. Belki tek çocukluktan, belki çok fazla kaybetmekten alınan ağır dersten, belki de seviyorum içten içten yalnızlığı bilemedim.. Kafamı dinledim yanlışları buldum. Doyum! Beni doyuran bir hayat değil yaşadığım. Kapısı penceresi eksik ev gibi. Pencere yokmuş da muşamba germişim, kapı yokmuş da sunta dayamışım gibi.. Gözmeden gelmişim nihayetinde. Yapmak istediğim işlerin asla bugüne kadar yaptıklarım olmadığını. Bazen mecburiyetten bazen de yufka yüreklilikten bir sürü yaptığımı anladım. Ozi gitti sonra Lis'de gitti bence artık sosyetik'te gitti. Yollar ayrıldı. Daha önce de yollarımın ayrıldığı birileri oldu. Şmdi bir başka oldu... Anladım ki sonunda brgün konuşacak kimse kalmadığında deli gibi kendi kendime anlatıp, kendi kendime akıl verecek raddeye gelmemek için bunu bir yere boşaltmam lazım. İşte o boşaltımı yapabilmek için alt yapı hazırlıklarındayım. Bazen vazgeçecek gibi olsam da, bütün cesaretim, bütün motivasyonum, inanacım kırılsa da bir kere de sadece denemeyi göze aldım. Üstelik bu denemeyi başarabilirsem ki bir tarafım çok başarılı olacağım yönünde çalışıyor o zaman şu an vazgeçmediğim birçok şeyden de bir hamlede vazgeçebilecek olduğumu biliyorum. Bu beni rahatlatıyor.
Umrumda değil; Rozalarım azdı, sivilceler yine sahnede, her sabah sürecek kremlerm var & umrumda değil artık. Geçen sene bu zaman tek derdim, canımın acısı cildimdi. 1 sene de gülüp geçer hale geldim, alıştım. Napalım Kainat Güzelllik Yarışması'nda taç garantim yoktu ya benim. Olduğum gibi kabullenilmedikten sonra orada yerim yok demektir. Daha rahatım artık bu işlere..
Kinden arınmak gibi; dün eski patronumla karşılaştım & onu görünce sevindim. Bu hayatta sevdiğim yüzlerden biri onunki. Kin yokmuş içimde, ona karşı kırgın değilmişim. Bugün ona selam verecek kadar yeri varmış içimde. İçimde kin olmadığı için arınmış hissettim iyi geldi.
Denemediklerimi denemek & kulak asmamak; OHHH! o kadar iyi geldi ki. Esra ile kaç zamandır konuşuyoruz "Ya ben çok memnun kaldım sen de yap" dedi durdu beynimi yedi. Fakat benim beynim annemin askeri düzen çocuk yetiştirme tarzından kalma olduğu için çok zorlandı. Bizim evde "Kenan Evren gelse 21.00'da yatakta olacaksın" vardı. Aştım onları çok mutluyum. Bugün müjdeli haberi Esra'ya verdim. Bazen yapmaktan korktuklarını yapmak gerek. Ben motorsiklete binmeye de böyle başlamadım mı? Nerde bıraktım o Sed'i? O zaman yapacaksın kızım korkunun ecele faydası YOK!
Takılarım; bizim eve hırsız girdi. Bu sene tam 3 kere soyuldum. Bilgisayarım, cep telefonum & şimdi de takılarım. Gittiklerine üzüldüm. Ama ölmedim üzüntüden sadece özelime bana bir yabancının bu kadar yaklaşması çok rahatsız etti. Tanımadığım biri benim dokunduğum birşeylere dokundu. Aldatılmakla, tecavüze edilmek gibi tuhaf bir duygu bu. Cinsel algıyla değil tabi... Bu son sefer takılarım gitti. Maneviyatı çok büyük takılarım. Anılarla dolu.. Belki de onların artık benim anılarımdan çıkası vardı. Hırsızın peşine takılıp gittiler. Bu çağda kişinin evinin dahi güvenli bir yer olmadığını bir kere daha öğrendim. Kıymetli hiç birşeye sahip olmamak gerektiğini anladım. Bir de bana ait herşeyle kurduğum o duygusal bağın zararlı olduğunu... Tanıyanlar bilir yüzük delisi olduğumu, takısısz denize bile girmediğimi. OHHH ferahlık hepsi gitti!!!! Yerlerine birşeyler aldım ama kaybedip duruyorum & umursamıyorum. Çünkü herşey bırakıp gidiyor ister istemez varsın onlar da gitsin yeter ki hala yerine koyacak gücüm olsun.
Biraz da o düzeltsin kendini; kişileri olduğu gibi kabul et Sed. Bırak yorma kendini o görsün o düzeltsin kırpık kırık köşelerini her koyunun asılacağı bacak aha da şu kendi bacaklarıdır buna da engel olacak öyle bir güç, dirayet verilmedi kızım sana!!! Ki bence 2011'e dair en önemlisi budur bunca laf kalabalığımın. Bazen alen bile olsa yürüyp geçmeyi bileceksin, bilmiyorsan öğreneceksin.
PS:
Nihat gel hadi anlatacaklarım birikti bak bloglara döker oldum:)



13 Aralık 2010 Pazartesi

The Chromatics

On 9th Dec. at Salon IKSV at 22.00 The Chromatics were on stage. It was their 1st time in Istanbul & they liked the Istanbul audience!
For me the most interesting part of this experience was, the band members were selling their cd's, group tshirts after the show. This is very unsual in Istanbul. They were talking to people, taking fotos with them, signing the things they bought.. I can not think any Turkish singer or a group selling their cd's by themselves!
But I like it because I feel like they are not robots or commercials they are normal people & just musicians. Here is a video from the show I think you will enjoy it!
And this time I prefer not to wear high heels because I wanted to walk some. Most of the days I go to European side I don't have time to jump in a "dolmuş" or a "vapur" or a "tramvay" in one time go to Taksim. Anyway I enjoyed my dresss:) & my time;)
Oooo- also Kim ki o! was there too!

9 Aralık'ta Salon İKSV'de saat 22.00'da The Chromatics sahnedeydi. İstanbul'daki ilk konserlerinde, İstanbul izleyicisini oldukça sevdiler!
Konser sonrasında grubun kendi cd, tshirt gibi ürünlerini kendileri satması bana çok ilginç geldi. Çünkü hiçbir Türk şarkıcı veya grubu bu şekilde hayal bile edemiyorum!
Bu hali sevdim açıkçası çünkü gözüme ticari kaygı gütmeyen & robot gibi olmayan, sadece müzik yapan normal insanlar gibi göründüler:)
Konserden kısa bir videoyu da eklemek istedim umarım sevilir!
Bu sefer topuklu papuç giymemeyi terch ettim. Çünkü Taksim'e giderken dolmuşa, vapura, tramvaya binmek için pek fazla vakit olmuyor. Biraz da yürümek istedim & kıyafetimde geçirdiğim vakitte çok hoşuma gitti:)
Aaaa- unutmadan Kim ki o 'da oradaydı!

The Chromatics in Istanbul from ayse kardelen on Vimeo.



12 Kasım 2010 Cuma

You have it ! LV baby;)


LV Suadiye/Istanbul/Turkey
bak işte oldu! senin sokaklarında da var artık devasaaaaa mağazalar!Louis Vuitton Suadiye'de hemen karşısındaki Burberry'nin & az ilerisindeki Brand Room'un yanına yerleşti.

dünya markaları onlara ulaşmayan & tüketimde Asyalı kadınlarla yarışacak kapasiteye sahip Türk kadınlarına nefes aldırmadan bir bir sahaya çıkıyorlar.


LV/NY/USA

Bağdat Caddesi açık alışveriş merkezi gibi olacak yakında. Çünkü küçük bütçelere hitap eden ekonomik butiklerin yanında ihtişamlı markalar bir bir yüklselmeye başladı üstelik mağazalar dükkan ebatlarından kurtulup katlı mağaza boyutlarına geçerek.

Budan uzun yıllar önce şu an Suadiye'de D&G'nin yanında yükselen MNG, şu anda Shaya markalar zincirine ait Topshop, Topman, Miss Selfridge, Dorothy Perkins'i aynı binada ağırlıyordu.

Sanırım Bağdat Caddesi'nin Çarşı(Boyner) & MarksandSpencer'dan sonra açılan en yeni katlı mağazasıydı. Bina şu anki MNG'nin şık mimarisiyle daha güzel görünüyor olsa bile bana göre o günün daha H&M, Topshop, Dorothy Perkins gibi markalarıyla tanışmamış alışveriş canavarları için gerçekten cennet gibiydi.

O zaman da, bu sabah da aynı şeyi düşünüyorum, büyük mağazalar küçük butiklerin sonu mu? Hayır. Çünkü ikisinde bulunabilecek ürünler birinden kesinlikle çok farklı. Bu soru aklıma her geldiğinde küçük butiklerde bulduğum eşsiz parçalar aklıma geliyor. Bulduğum küçük butiklerden alışveriş yapmak & yeni bulduğum dükkanlardan bahsetmek hep ağzımı sulandırır, tıpkı yeni bir tarifi denemk gibi iştahım kabarır çünkü göz önündeki bir mağazadan alışveriş yapmak çok kolay ama kenardaki butikte geçirilecek 20dk. bazen paha biçilmez olur.

Çeşitlilik & kıyaslama açısından sayının artması bence çok iyi çünkü bundan herkese fazlasıyla pay çıkar;)

* * *
Dalton Brothers:))
Çizgi roman okumaya Red Kit & Daltonlar'dan devam edeceğim:))

11 Kasım 2010 Perşembe

Komik birgün

Sanırım sabahtan beri durmak dinlenmek bilmeden iş yaptım.
Yüz kişiye çemkirdim, bin kişiyi azarladım.
Özellikle bu sabah ofise girdiğimde aklıma gelen "kendi işini tastamam kendin yapamıyorsun ki, illa birine yaptıracağın işler de çıkıyor be Sed" cümlesi öğleye kadar kulaklarımda çınladı.
Çünkü birilerine yaptırmak gereken işler yapılamadı!
İş hayatında en nefret ettiğim ifade "olmadı" demektir.
Olamayan şey ölümsüzlüktür iş değil. Her işin bir oluru vardır.
Oldurmak istemektir baş kural.
Eski işimde daha fenaydım bu konu da.
Biri bana "Yok o dediğiniz olmaz" dediği anda göz dönmesi butonuma parmakla değil yumrukla basılmış gibi fırlardım yerimden. Oldurana kadar uğraşır, uğraştırırdım.
Eski iş arkadaşlarımın benden kurtuldukları için hergün dua ettikerini düşünüyorum.
Uzun zamandır üsütümdeki iyilik ise "Tos" yüzünden, törpülendim ona baka baka, iyi huy geldi üstüme.
Yoksa tam bir cadı olabilirim içimdeki potansiyel çok fazla. Babam da cadı derdi sinirlenince bana. Ama sevmiyorum ben Cadı. Kimsenin onu uyandırmasından hoşlanmıyorum. Uyandırılmaması için çaba sarfediyorum.
Çok keskin hatlarım var yeni bileylenmiş bıçak kadar parıltılı birde görmezden gelmek mümkün değil.
Zaman zaman batron da diyor aslında "Bizim bu Sed cadı biraz kızı korkutmuş olmasın!" :O Keşke görünmese:(
Belki de burçlardan kaynaklanıyordur.
Aslan burcuyum ben, yükselenim de Boğa.
Yıldız haritama göre İkizler etkili Boğa. Huzur hiç yok neredeyse! Herbiri kendince lider olmak için biribiri içinde yarışıyordur kesin.
Son günlerde ne kadar sevimli olduğumu yazıp duruyorum ya bugün en sevimlisiyim bence;)
Sabahtan beri çemkirdiğim şeyler özünde çok kolay & komik şeyler ama hayat okadar tuhaf k bazen en komik, en kolay denecek olay bir anda hayatın merkezine oturup etrafındaki herşeyin yönünü etkileyecek kadar önemli oluyor.
Dün akşam müthiş bir serüven yaşadım. Hepsi Kızıl Sonya yüzünden!
Zaten bin kere aradım ama o gülmekten alamadı kendini.
Bense az kalsın sabaha kadar gözüme uyku girmeden saatleri sayacaktım!
Neyse Leopar pantolonuma kavuşunca hepsi hızla geçti:)
Bu arada Lis'ten tonla haber var; mesela çok üşümüş, arkadaş edinmiş, yemeğe gitmiş, alışveriş yapmış, biraz burkmuş ama sonra gülmüş, içinde Çelik şarkısı çalan bir araba görmüş, metroya binmiş, otobüs durağını bulmuş! Her anlattığı keşif gibi. Kıristofkolomb oldu bizimki:) San Francisco'yu yeniden keşfediyor. Adım atmayı henüz öğrenir gibi.
Dinlerken heyecanı beni benden alıyor:)
Hadi bugün giydiklerim Lis'e gitsin -iste başaracaksın!- sabah bunları giyerken savım başkaydı ama olsun dğeiştirdim canım öyle istedi!
;)

9 Kasım 2010 Salı

Samantha olmam lazım

Sabahtan beri bekleyen yazım!
Yazmasam daha iyi artık aslında çünkü yıldım az önce son bıktım tükettim.
Blog içinde tek bir düğmeye dokundum & BİTTİ!
Bütün herşey değişti artık o eski blogum değilsin.
Alıştığın şeylerden vazgeçmek ne zor özellikle benim gibi tuhaflar için..
Marangoz olsan tek bir tip sandalye yapardım, boyacı olsam tek bir renk boya ile boya, dişçi olsam tek bildiğim dolguyu herhalde!
Aslında severim yaratıcılığı ama güven sorunum var var böyle dağlara köylere sığmayan!
"Ya eskisi gibi olmazsa?!"
Ya olmazsa olmaz bırak yenisine de elbet alışırsın di mi?!
Cık di değil alışamam, o tadı ararım, kokuyu, yabancı gelir hepsi bana, bağlarıma bağlıyım ben.
Blogum şu an yani mecbur kalıp eskisine benzetmeye çalıştığım "yeni" haliyle büsbütün başka bana. Sanki şifresini kırıp başkasının bloguna girdim ordan yazıyorum.
Tek bir düğmeye dokundum burda dünya değişti ne yazacaktıysam artık kelimesi kalmadı!
Saçımı başımı yolmayacağım ama bir müddet bu hale alışamayacağım da kesin.
Zaten yine o sevimsiz uyandığım sabahlardan biriydi.
Gel-git akıllı olduğum için...
Bugün en çok Şükrü'ye kılım mesela bazen şalteri indirip kalıyor, elektirik akımı söz konusu değil.
Sonra müşteri temsilcisine kılım- tam "Aileme sözüm var üniversiteyi bitireceğim en geç bu sene" diyen fakat o üniversitenin kapısından hiç girmeyen erkek profili var ya heh - o model!
Bütün bunların yanı sıra blogda kılbaz listemde! Herşey değişmiş başka bir bloga uyandım bu sabah!
Kafamın içi kazan gibi dolu dopdolu.
Günler hızlı geçiyor ya bazen sözüm yok ilerisi için yapacaklarım çabuk geliyor en azından.
Şöyle bir parmağımı çevirmemle Samantha olabilsem keşke!

8 Kasım 2010 Pazartesi

Çok sevimsizm bu sabah!


Cumartesi gaza gelip kendimi D&R'a attıktan sonra çizgi roman ne bulduysam topladım.
Daha önce aldıklarımla beraber kütüphanede müthiş bir seri oluştu.
Şimdi okuduklarım içinden tavsiyelerim Dava, Gulyabani & Çizgilerle Komunist Manifesto.
Dava & Çizgilerle Komunist MAnifesto siyah beyaz Gulyabani renkli & çok eğlenceli, akşamları oturup cips yemek yerine bunları okuyorum.

Cumartesi gece 'locos Buenos geldiler. Tubiyle bütün gece makyaj yaptık. O sırada içeride Ada Zombilerin Düğünü izleniyordu.
Biz o makyajarla daha zombiydik!:))
Bir vakit belki postlarım resimleri baya bi zombiydik:))






Cuma gecesi hiç uykum yoktu.
Eve dönerken şansımı denemek & elimi alıştırmak için Faber kumaş boyaları aldım.
Sadece Faber vardı!
Bu aslındaVatan Bilgisayar'ın alışveriş poşeti.
Artık benim alışveriş poşetim!
Rengarenk boyadım, kuruttum, ütüledim & tat taaaa!
Bugüm işe gelirken beslenme getrdim içinde:)
Dün kıymalı makarna, karnıyarık, karnıbahar kızartması & beze yaptım!
Abarttığımı tırnaklarım kırılınca anladım.
Bütün akşam suda oldukları için tırnakların şaftı kaydı eeh makarna da çok olunca işe geldi beraber!

Pazar günü MAdo patladı!
Sahilde yürüyorken o dumanı görünce koşa koşa gittik!
Çok üzüldüm herkesi "Orada dğeilsin di mi" diye merakla.
Ama orda olan birilerinin yakınları da çok üzüldü sonra kendimi çok bencil hissettim.


Bugün baktım bu hafta hava sürekli 20d. olucakmış renkleri döşendim.
Ya bu sabah ne kadar sevimsizim oysa!
Neyse ki kıyafetleir dünden hazırladım.
Eskiden 1 haftalık hazırlardım ne rahat olurdu sabah "Negiycembe" derdi yok.
Şimdilerde kafam çok meşgul hep bip sesi veriyor önümde yapılması gereken tonlarca höbü var!
Bu görüntümle savım "Ey her sabah lotcunun köşesindeki enginar tezagahına yaslanan kim olduğu belirsiz erkek mahluk bu kıyafetimle de senden & topladığın seyircinden nefret ediyorum. O yanan sen olaydın!"

Çok sevimsiz olduğum için kısa kesip gidip içeride makarna & salata yicem!


aaaa 1dk. yaaa Cem Yılmaz kitap çıkarmış! Filmlerinin senaryonlarını kitap yapmış o 1!
2'de Av Mevsimi Yavuz Turgul'un mega bir kadro ile son filmi 10 Aralık'ta sinemada başrol Şener Şen, Cem Yılmaz Çetin Dekindor & OKAN YALABIK!!!
İple dğeil halatla beklemez miyim?
Beklerim çekil 1 benimmm!

2 Kasım 2010 Salı

Delilere Zam geldi!

29 Ekim şokundayım hala.. 3 gün nasıl geçti Nasıl?
1- Tembel
2- Daha tembel
3- Bomba etkisi!

Pazar sabahı huzur & saadet dolu günler geçirirken geçirirken birden bir bomba patladı.
Cumartesiden tozutmaya çıkmış evlatlarını merak eden anneler bomba ile telefonlara saldırıp evlatlarını aradı.
Şimdi düşünüyorum da hiç gizlimiz saklımız yok be, ezbere biliyorlar Taksim-Beyoğlu sürttüğümüzü!
Şimdi ki analardan ne sigara saklanıyor, ne seks, ne kredi kartı borcu..
Bizim gibi olmaya alıştılar- alışacaklar bir hal aldılar, yazık Türk anne formatından çıktı kadınlar.
Memleket oldu mu sana göbeğinden vurulmuşa dönmüş!
Artık herşeyi bekle evladım bir kere herşeye "Evet" dedin.

Geleceğe Dönüş filminin 20. yılındayız kutlamak namına dün gece izledik.
Fakat eski film patlaması(patlamak, bomba hayatımıza girdi ya bir daha o bağlamda) vardı mesela Bodyguard'ı izledik sonra da JAwıS vardı. Onu da izleyelim derken süremiz doldu.
Lis'in son haftasıyız, dün film izlerken 1 gece de İngilizce Öğrenin ders programıyla kendisinin son kurduğu cümle "I was burning" ile yayınımız sona erdi.

Yarın akşam da kendisine veda edeceğiz malum Antartika'ya gittiği için bir veda şart. O bu konu değil de bu cesaret nasıl birşeydir diye kendisine yönelttiğim sorulara verdiği deli deli cevaplar beni benden aldı evladım.

Misal diyorum ki "Kızıııııııııııııım ya hiç rahatsız olmuyo musun böyle tanımadığın insanların evine gitcen orda yaşican ben olsam çişe gidemem"
cevap "Ya o ayrı allahtan tuvaletim ayrı lan ona da ekstra para verdik gidince söylicem sizin dininiz imanınız para olmuş"
"Ama yani hiç mi sıkılma yok abi ne bileyim"
"Ben şindi farkında değilim gidince olur kesin de daha inanmıyorum sanki 1 hafta izinliyim haftaya tekrar işe dönücem"
"He iyi o zaman gitmişken Remington saç kıvırtıcı al en iyisi o bi de Amarıkan malı ucuzdur 15 dolar?!"
"iyimiş lan işim yok zaten beri oturup saçımı kıvırtırım lüle lüle"
Gibi bir saçma geyik ortamı.
Kendisi has, öz, ilkel falan birimlerine 1 gece de Amarıka datası yükletmeye çalışınca tabi varılan nokta bu oldu.
Esasen şu an derdimiz ne Amarıka, ne İngilizce, ne Amarıkalı cici aile, tek dert veda da ne giyilecek! İşte bu kadar da sığ insanlarız biz:)))

Sığ-sığ-sığ sığ- sakın atlama boynun kırılır!

Cumartesi bize gelen bir takım arkadaşlarımızla evde 1980-90 Erdek yazlık ortamı yarattık.

İnşallah şort, dize kadar 3 çizgili çorap, 3 çizgili terlik veya kauçık tabanlı bağcıksız spor ayakkabı & leopar şifon uçuşan beach kostümlerimizle 2011 yazına damgamızı vurmak niyetindeyiz.

* * *

Bu arada bir LAnvin değiliz ama sanılmasın ki höbülerimize ara verdik. Asla! Su uyur höbü uyumaz.
Ancak tembellik bünyeye ağır tesir ettiğinden ne bir tek fotoğraf çekilebilmiş ne de kompütere yüklenebilmiş olmaktadır.

Ancak özlü & kısa anlatımıyla bilenklik & etekten oluşan bir takım hazır giyilmek için saatini beklemektedir evin yalnız, derbent, sessiz dolaplarında.

Bu da dün ofise gelip titremekten diş döktüğüm halmden sonra Easy wear isimli yine bir savı olan ısınalım kapıcı Salihlerden medet ummayalım adlı çalışmamdan bir Küple.

Hadi bitti bu bılog sıradaki!


1. resimde pop donması ile aklı başına gelen şahıs 2. resimde çeşitli ılık (get warm) kıyafetleir & dansı eşliğinde ısınmış 3. resimde ısınmaktan pişip tekrar donma pozuna geçmiştir Lütfen evlerinizde, işyerlerinizde & açık /kapalı alanlarda market & sofralarda denemeyiniz.
Esenlikler,

28 Ekim 2010 Perşembe

İyice Azıttım artık!!!

Hava ne kadar güzel, çiçekler, böcekler, hayat lara lara la la lara lara la la!
Ay bu ne! Ne bu hava yaaaaa! Çüş demek istiyorum & diyorum ÇÜŞ!
Sabah tam manasıyla ne giyeceğimi bilemedim & sapıtıp işte böyle çıktım evden.
Hatta bu iyi hali bile, ayağımda yağmur çizmelerim vardı, topukluları sonradan ofiste giydim.
Yolda beni gören kesin deli sanmıştır! Sansın umrumda değil. Bak o delinin aklına geldi, Penti & Aldo bana sponsor olsun bence, onlar olmadan kesinlikle sokağa çıkmıyorum çünkü!!!
Beni deli sanan önce etrafına baksın bana gelene kadar ne deliler & ne delilikler var bu ülkede insan "Oha" dedirten!
Ben ancak o deliliklere renk olurum!
Yerdeki o pembe şemşiye ile kendime ofiste Erol Atar ortamı yaratmış gibi oldum ama yolda saçlarım ıslanıp iyice deli sıçana dönmemek için kullandım, kurusun diye açtım oraya..
Bu arada bu tül eteklerden on binlerce aldım bu sezon hatta herkese alım, olmadı aldırdım da bunlar insanı koca popolu gösteriyo o nolucak?!:O
Ya olmaz olmaz yarın ofis kapandı, sanırım bu mükemmel havanın şerefine oldu bu mucize.
Yani hava güneşli değil bu personel zaten sokağa çıkamaz iyisi mi ofisi de kapatalım bunlar evde tomocan gibi oturup semirsinler de; bir fikir tabiiii.
Aiiii bu sabah hava o kadar güzeldi ki Tanya'lar hava alanına ancak 2,5 saatte vardı nerdeyse uçak kalkınca!
Bi de Nigger&Hostes'te Amsterdam'a gittiler aşağı yukarı o civar bir vakit aldı hava alanına gitmeleri!
Demek hava yağışlı olunca bu şehirde evden çıkmican - çıkarsan ya trafiğe kapılırsın - ya benim gibi deliye dönersin - yada beni gibi delilerle uğraşırsın! Sen seç:)
* * *
Bugün okulda olsaydım lise yada ortaokul olması gerekiyor, muhtemelen şiir falan okunur, tüm gün konferans salonunda pinekleyerek geçerdi.
Okul yarım gün olurdu.
Ödev falan hani olup olur da yaptıysan boşe giderdi.
Bugün din dersinde tahtaya kalkıp dua okuma riski olmazdı.
Resim dersinde kesin 1 hafta önce Cumhuriyet temalı resimler yapılmıştı.
Bugün ki etkinliklerde ya çok çalışkan bir tipsen ya mega haşere bir tipsen görev almak zorunda olurdun. Çalışkan zaten adı üstünde çalışkan, öteki de boş kalıp azmasın onun enerjisini faydalı işe kullanalım diye görevlendirilirdi.
Muhtemelen 1-2 hafta önce Cumhuriyet & Atatürk temalı kompozisyonlar, şiirler falan yazılıp, seçilip bugün çıkan özel sayı okul dergisine basılmıştı. yazısı çıknalar dergiyi hala bugün saklardı:)
Tören boyu o minnacık "kuş" beyinlere hayatları boyu taşısınlar diye bir fikir, bir bilgi yerleştirilmeye çalışılırdı.
O bilgi, o fikir zamanla büyür, olgunlaşır, yerine otururdu.
Tabi bütün bu bahsettiklerim bundan baya önce yani ben falan liseye giderken olurdu.
Şimdilerde ne oluyor bilmiyorum, hatta birşey oluyor mu onu da bilmiyorum..
Sanki bugünlerde 29 Ekimler daha bir derbi havasında geçiyor. Bizim zamanımızdaki çocuklar heyecan dolu olurdu, onların içine o heyecan yerleşirdi, vardı öyleydi onlar.. bayrakları hazırdı, yürüyüş saatini iple çekerlerdi, onlar o bayraklara, yürüyüşlere inanırlardı.
Bilirlerdi ki herkesin gönlü, fikri bir.
Şimdiler de neye inanır çocuklar bilmiyorum. hala heyecanlılar mı, heyecan konuldu mu içlerine kim bilir?
Yoksa kafalarıyla birlikte örtüldü mü tüm düşünceleri, heyecanları, ianaçları, bilgileri, fikirleri, öğrendikleri, öğretildikleri..
* * *
Herkesin 87. defa bayramı kutlu olsun, bu bayram hep olsun onunda üstü örtülmesin.

27 Ekim 2010 Çarşamba

Şimdi de uyku bu nesi?

Kafamı masaya dayayıp uyuduğum zaman herkes anlayacak işte!
Çok yorgunum bu nesi şimdi sabah sabah...
Evden çıkarken yanıma battaniyemi de aldım ne olur ne olmaz uyurum, üstüme kar yağmasınnnn!
Sabah gözümü açtığımda diyeceğim ama sanırım gözümü hiç açmadan işe geldim.
Tabi işe saatinde gelemedim!
Kış uykusu, ayı, ben hepimiz bir karedeyiz bu vaziyette.
Sabah o elbiseyi nasıl buldum, çorabı nasıl giydim ama o kadar uyanasım yoktu ki battaniye model hırkamı giyip geldim.
Bu hırkanın anısı var:) yine böyle soğuk kış günlerinden biri, üniversiteye girdiğim yıl, okulun soğuğu sırtımda, zatürre oldum olacağım zaten İstanbul Üniversitesi taş bina bilen bilir hiç ısınmaz, o yıl ilk defa Beyazıt-Laleli ile tanışmışım bu hırkayı ördüm.
Popoyu falan kapatır, pandik yemem, ısıtır üşütmem kafasıyla.
Okula giderken de yastık & battaniye görevi görür, sarmalanır uyurdum vapurda.
Bir kere de Beyazıt'ta şemsiyemle uçmuştum! Amca yakalmıştı beni:)
Off bu sabah o kadar uykum var ki gülmek için ağzımı açtığımda bile esniyorum...
"Cuma 29 Ekim dayan" diyen oldu mu? Olmasın ben Cuma aynı saatte burda olacağım.

PS: Bugün ne çok kişiye çemkirmem gerekiyor- uykum var ama pfff.
Elbisem Beyoğlu İş Merkezi sezonun en başında almıştım.
Çoraplar yine Penti . Dün akşam çorabım kaçınca soluğu Penti'nin Suadiye'de yeni açılan mağazasında aldım. Kaçan çorap yok satmış! 1 tane kalmış aldım umarım olur çorap dediğin kaçmamalı diyeceğim ama allah seni inanadırsın hepsi yakışıklı erkek gibi vıcır vıcır kaçmak içn fırsat kolluyor!
Bu papuçları bu sene sık sık giyeceğim ALDO hihohiho:)
Haydi tatlı rüyalar.

26 Ekim 2010 Salı

Sus Bi Çorabım Kaçtı!

Blackberrymin pili patladı!
Fotoğraf makinamın pili bitti!
Bu sabah açtığım çorabım kaçtı!

aiiiiiiiiiiiiii nası gıcık bir durum!
bak daha sabahın kaçı akşam olsa idare edersin, moralini bozmazsın falan filan ama saat 10.00 itibariyle çorabım kaçtı!
daha bu sabah paketini açtığım biricik çorabım. ya şişman mıyım! şişman mıyım ben!!! "cart" dedi kaçtı. sesini duydum o "cart"lama sesi kulaklarımda... bu sabah açtım paketi açılması & kaçılması arası 2 saat sürdü!
ühüüüü ühüüüüüü çorabımmmmm..
bayılıırm beyaz çoraba.. vanilya da ayrı güzel nerden alsam nası bulsam:( pfffff pfff.. sordum kalmamış..
ya bu sabah en derdim kaçan çorabım...
etek, çorap çok zevkli de kaçan çorap tam bi afra tafra!
ay heyt!

21 Ekim 2010 Perşembe

Eğleniyorummm!

Yoe yoe, sabah uykudan henüz uyanmış suratsız yüzümü görmek istemezsin!
Ama üstümdeki hobüm için dayanabilirsin bence:)

Bu sabah üzerime zevkle geçirdğim mor pelerin namı diğer "kup" Merve ile birlikte geçen yıl diktiğimiz tam bu havalık ideal bir outwear yani dışsal giyim:)
Fakat ben birkaç gündür mor pelerinimi revize ediyordum!
Üstüne yerleştirdiğim kurbikler & mantarlarla daha eğlenceli bir hale dönüştü.
Yemedim içmedim pelerin, papuç, eldiven, etek ne varsa hepsini kurbiklere uyarladım.
Yine bir savım var "Yeşili sev, doğayı koru":)

Mor pelerin Merve&Sed creatin wuuu huuuuu!
Bana kurbikleri & mantarları sevmediğini söyleme Heri!
Çoraplarım tabi ki gibi Penti!
Kırmızı bluz& yeşil eldivenler Mango-go!
Yeşil eteğim Alimod:) çok seviyorum yihuuu!
Evet tahmin ettiğniz gibi mantarlı papuçlarım IC!
Pelerin höbümden sonra sırada başka bir höbü daha var umarım Cumartesi hazır olucak!
Aaaaa ama tabi bu akşam Tanya'ya hobü yapıcam belki yarına onun resmini koyarım buralara.
Bu sıra hobülerle kendimi tazeliyorum, dinlendiriyorum, sadeleşiyorum, kendimi dinliyorum, içimden gelen sesi, o sesin beni götüreceği yeri arıyorum.
Çok iyi geliyor çünkü vakit böyle geçmez aslında henüz daha başındayken geçmişte atladığım bir noktayı yeniden almam lazım.
PS: fotoğraflar dün akşam ofisten çıkıp bu sabah ofise girdiğimde çekildi:)
PS: "çekildi" diye yazınca sanki Nihat odabaşı çekti gibi anlaşılmasın.
* * *


Aslında ofis bitkisiyim. -dün ofiste

Sokağa ancak işe giderken yada işten eve giderken çıktığımı fark ettim.- bu sabah işe giderken

Bu sabah fark ettim bütün fotoğraflarım içeri hayat! "Ofis"- yine sabah ofiste

Sokak yok.. ilginç... üzücü..tuhaf.. -bu sabah işe gelirken
-fotoğraf dün akşam ofisten çıkarken -
Dün ofisin en eğlencelisi yeni gelen PEnti çoraplarımdı!
Love Penti'es sloganım olur mu:))
* * *

19 Ekim 2010 Salı

Hee şimdi "Sabah sabah bu Lady Gaga pozu da nesi? di mi? Şusu; ofiste sabah ben, Hobit & Patrondan başka kimse olmayınca iş başa düştü. Napıcaktım "Yaee patron bi bakar mısın, bi fotoraf çekineblir miyiz bloaaa koycam da?" mı dicektim!
Okonomik krizi de göze alarak susup fotomu kendim çektim. Al canım!



Dün tv karşısında oturup hobü yaparken bir siyasi tartışma programında "sıfatlar" dikkatimi çekti. Normalde aptal sarışın moduna alıyorum kendimi böylece hayat bazen daha kolay oluyo ama sarışın modum bile etkilendi o sıftalardan.
Sürekli bölmek, bölünmek bunlardan bahsediliyor, referandum sonrası Yök-başörtü olayları, bu ülke de artık herkes eşarp mı takacak takmayan dışlanacak mı, ama bu topraklarda sadece müslümanlar yaşamıyor falan bir sürü konu gündemde ya.. Neyse yine bunları tartışıyorlar fakat ben ekrana bakmıyor olsam bile kendimi "endişeli modernler", "seçkin muhafazakarlar", "eşitliğe yakın", "sağa sıcak" gibi saçma sapan sıfat & terimlerden alamıyorum.
Pardon kimin kafasını karıştırmaya çalışıyorsunuz!
Çünkü bunlar kimseye bir kitaptan yada bir okulda falan öğretilmiyor. Ayrıca daha sağını solunu yeni yeni anlamaya başlamış bir toplumdan söz ediyoruz. Yazılı terimleri daha ayırt edememişken bu nesi? Neden lafla bölmek insanları, neden kafalara bunun sokulmak istenmesi, bu kadar ayrı, bu kadar çok çeşitten "bir toplum" olunabilinir mi?
Bu "ayrılık" sıfatlanadırmalar neden!
Çünkü artık sıkıcı oldu. Hepimiz kendimizi sarışın moduna alsak bile katlanılmaz bir hal alıyor. Her söz alan, söz hakkı olan demiyorum, ağzına bir mikrofon tutulup, önüne konuşması & bunu milyonlara duyurması için bir platform konulan herkes neden bir takım sıfatlarla ayrımcılık yoluna gidiyor.
Referandum'a evet yada hayır demek bir ayrımcılığın su yüzüne çıkması mıydı? Çünkü referandum sürekli demokrasi ile birlikte yanyana okundu. Öyle değilse kim kandırılıyor?
Kişilerin içinde hep ayrımcılık mı vardır?
Belli ki var.
Ülkenin durumu belli, yaşanan & aşağı yukarı yaşanacaklar ortada. Bugün olup bitenlerden biz değil ne yazık ki bizim çocuklarımız, torunlarımız etkilenecekler. Tıpkı zamanında yanlış yönlendrilmiş bir takım ekonomilerden, politikadan, yönetimden bugün bizim etkilenip nashibimizi aldığımız gibi.
Demem o ki, bu kafalarla ileri bir adım atmak mümkün değil. İlk sözümüz kendimizi ayrımcı sıfatımızla tanıtmak olursa - Merhaba ben seçkin modern Kutbak Zurzak!- öyleyse demokratik bir sistem umut etmemeliyiz. Bir laf vardır "her kafadan bir ses çıkmak" diye. O sesler yok olur gider, sesi çıkaranlar da kaynar gider.
Sıfatlardan, terimlerden & bütün bunların içindeki ana, özfikir olan ayrımcılıktan sıkıldım. İnsan insandır, insan gibi muamele görmeyi ancak insan gibi davranırsa hak eder.
* * *
Ya tam hobümü anlatıcaktım siyaset girdi araya! Neyse höbüm bitsin anlatacağım zaten.
Bugün giydiğim şeylerin yine bir savı var şöyle ki;
Üstü fıstık yeşili tülle kaplı, siyah beyaz çizgili eteği ben diktim. Standartların dışına çıkmayı öneriyorum bu eteğimde!
O rengarenk çoraplar yine Bijenkorf aslında bir sürü tezatın bir araya geldiğinde bir uyumu yakalayabileceğini öneriyor.
Omuzları kabarık bluzum Primark her ne olursa olsun dimdik ayakta dur !diyor
Tozluklarım Aldo, mavi bootieler de Bershka!
Bütün bunları tek tek niye mi yazıyorum; ayrı ayrı yerlerden gelmiş olsalar bile bir araya geldiklerinde daha bir şık durdukları için.
* * *

18 Ekim 2010 Pazartesi

Homme made tutu - Wedding - Madam modu

Hava çok garip değil mi?
Yağmur yağarken pastırmamsı sıcak, bu sebeple giyilemeyen çizme, fakat giyebilir her nevi ince çorap... yoksa bu atış sonbahar falan mı:)
Dün akşam ki düğünün etkisinden çıkamadığım için bu sabah yine tüllü, kabarık, fırıltılı birşeyler giymek istedim.
Penti'den aldığım bütün çoraplarım gibi bunları da çok seviyorum:) Zara'dan yazın indirimde alıp ancak giyebilidiğim & Bershka'dan annemin yine yaz indiriminden aldığı bluzum.. Yaz indirimlerini ancak giyebilmek nesi- hava sıcak mı ne? Neyse hepsi havaya & benim havama gayet uygun oldu.
Zaten danteldi kurdeleydi hepsine hayranım acaba Victorian mıyım?

Suada'ya düğüne gittik. "Patron" düğünü.. Dr. Erol uzundur ilk defa düğünde kravat takıp, kösele papuç giydi. Oysa düğünleri sevmez, hep rahatsızlanır & bu da çenesine vurur. Neyse zaten nikah kıyılır kıyılmaz ceketi & kravatı üstünden savururcasına çıkardı! Yine de ben renkli tshirtleri & spor ayakkabılarını daha çok seviyorum.
Günler önce Merve ile hazırladığımız kıyafetimi giyip "kek" kıvamında Suada'ya motordan düşmeden ayak bastıktan sonra ufak bir şok yaşadımmmm! Ne de olsa benim bir kaç hafta önce Lis'e "Aaaaa bu gelinliği beyendim bunu giyicem" dediğim gelinlik :) gelinin üzerindeydi.
Emin olmak için bugün gelip save ettiğim resme tekrar baktım! Evet gerçekten o!
Dahası da var benim 2. adım var ki o da gelinin adı!
En gıcık olduğum göz yoran sevimsiz düğün süslemeleri, sandalyelere geçirilmiş fiyonklar, beyaz beyaz satenler yoktu!
En istemedğim şey nikah şekeri ki dün gece yoktu!
Ayakta nikah benim fikrimdi!
Yemekli çatal bıçak sesli & ağız şapırdatmalı düğün yerine sürekli içki & kanepe servisi yapılan party havasında bir düğün!!!!! O benim fikrimdi!!!
Yahu sanki benim hayal ettiğim herşeyi biri onlara anlatmış gibiydi.
Şoku atlattıktan sonra ortamın keyfini çıkarmak kaldı.
Bütün bunları anneme anlattığımda "Ne var canım bunda frekanslarınız aynı insanlarmışsınız daha ne istiyorsun" dedi:O
Sevgili damat&gelin birbirine çok yakışmıştı altını çizmek isterim.
Çiftlerin yanyana duruşları nedense benim hep dikkatimi çeker, yine çok uyumlu bir çift evlendi iyi oldu.
Canlı jazz çok iyiydi.
Canlı müzik bitip DJ çalmaya başladığındaysa herkes dans etmeye başladı.
Gözüme ne mi çarptı - Kapalı gece kluplerinde dans edip, içki içerken sigara içme özlemi- görevliler bir süre sonra bu işe karışmadı.
Marmara'nın ortasında gece dışarıda sigara içmek dondurucu & alkol etkisini sıfırlayan bir haraket olduğundan herkes eylemine içeride devam etti.
Dumandan sayı az & haalandırma kuvvetli olduğundan hiç etkilenmedik!
Motorla karşıya geçişimiz yine "Aiiii beni tutun bu topuklarla denize düşmek istemiorum" nidalarımla son erdi.
Geceden geriye güleryüzlerimiz & cümleler dolusu tebriklerimiz kaldı!







* * *

16 Ekim 2010 Cumartesi

Bulut

Bence gayet normal!
Hiçbir tuhaflık yok. Eğlenceli, renkli, bir savı var en azından.
O benim BULUT KONSEPTİM!
Bu sabah işe yürürken herkesin afyonunu patlattım, dönüp dönüp bakanlar, gördüğüne şaşıranlar, bakıp kalanlar, stop edenler, boynu tutulanlar, gözlerini kocaman açanlar çeşit çeşit desen desen:)
Böyle durumlarda gece rüyalarına kabus olmak istemediğimden bir gözlüğüm olsa demiyor değilim.
En azından yürüyen birşey hatırlarında kalır yüzümü hatırlamazlar.
Çünkü bu yüzü başka zamanlarda da kullanıyorum mesela semt pazarında domates alırken!:O
Markette alışveriş yaparken!:O
Büfe önünde tost bastırır, dolmuşa biner, akşam dışarda yemek yerken!:O
Hafızalara bu yüzün yerleşip yerleşmesini isteyip istemediğimden emin değilim sadece bakıp görenlerin ruh sağlığı & güvenliği için:)
Bulut Konsepti bugüne kadar kendimi yansıttığım en harika bileşenlerden biri bence.
Biricik eteğim H&M, çoraplarım Bijenkorf, bluz Atmosphere & tabi ki papyonum da H&M.
Aaaaaaa unutmadan pençe papuçlar Irregular, tozluklar & dün giydiğim megamonik papuçlar da ALDO:)
Bu tarzımla LEvis, Unitim, Google & kendi ofisim dışında bir yerde çalıştırılamayacağımsa bu sefer Kızıl Sonya'nın fikri! Oysa hepsi gibi yaratıcı değil miyim:)))
Neyse bulutlanmak isteyenler, kendini bulutların üstünde hissedenler, bir kerecik olsun ayakları yerden kesilsin canı çekenler buyrun biraz cesaret yeter de artar bile.
PS: Alice'e mektup;
"Sevgili Alice,
ne yazık ki yanına gelmek zorundayım. Beni ancak Hatter & sen anlarsınız.
Ancak ormanda yürürken içine düştüğün o kuyu yada delik her neyse sanırım bizim topraklarımızla bağlantı kurulamayacak bir yerde.
Yardımın gerekli, lütfen ormanda tanıdığın köstebeklere rica et sizin ordan bir tünelle bana da bir yol açın.
Sevgiler,
Sed."

14 Ekim 2010 Perşembe

Tattaaaaaaa Bugün O KadarRR Şıkım kiiiiiiiiiiiİİİİİİİİ!

Kurumsal kimliğim, doğumgünü papuçlarım, yağmur fakat bu sabah güzel bir sabah hep birlikte yine huzurlarındayız!
Yapılacaklar & alınacaklar & değiştirilecekler, -ecekler & -acaklar listelerimle geziyorum - alzi -geri geldi!
Yaşlı gibiyim 12 dedin mi uyuyorum! Dün gece Peter Sellers'ın kopulası filmlerinden- I love you Alice B. Toklas!'ı izlerken yine uyudum kaldım! Gözlerimi açtığımda film çoktan bitmişti, uyku akan gözlerimle yatağa giderken kendime gıcık olup duruyordum.
Demin de hamburger yerken ekmeği fazla geldi, kenara itip sadece etini yedim! Tıkandım yahu!:O
Yine de bu sabah güzel bir sabah yağmur hiç durmayacak gibi yağsa bile, haftasonu anneannem tatile gitse bile, saçlarım elektriklenmiş gibi yatak izi olmuş olsalar bile ben bu sabah yaşlanmaya inat, alziye savaş, erken uyuma sendromuna protest işe çok şık geldim!

Didem bu kılığımla beni hiçbir ofiste çalıştıramayacaklarını söylemişti.
Ben de bankacı, vergi memuru, emlakçı yada öğretmen olmayacaktım ki:)


Doğumgünümde harika bir sürü ayakkap geldi! bir tanesi parmaklarımı börçüm büklük yapmıştı meğer kalıptanmış. Onlar bunlarla değişti. Çok şık ama sonik rahatsızlar. Bu yaz kendimi hımbıla & tembele verip sürekli sandalet giydiğim için topuklularla koşup coşup yürümeyi unutmuşum. Ya da bu da yaşlılıktan:(

***

Bugünlerde "iyi bi iş çıkartmak" için keşif ötesi birşey yapmak gerekiyor.

(Aya da füze atıldığından..)

Dergilere, fotoğraflara, kitaplara, kıyafetlere, müziklere, gazetelerdeki haberlere hatta suçlara suçlulara bakınca herşey birbirinin kopyası gibi değil mi?

"Farklı" diyoruz ya.. kimse farklı değil, yaşanan hayatlar, ilişkiler neredeyse hiç birbirini tanımayan insanlarınkiler bile birbirinin aynı gibi.

Üzüntüler, mutluluklar, kavgalar, zevkler, tercihler.. Sanki başta tek bir kişi varmış da bütün bunlar ondan kopyalanıp yapılıyormuş & bir şekilde o "tek"miş, "esas"mış, "asıl"mış gibi. Kimse doğrusuna yanlışına bakmaksızın fakat onun yaptıklarının aynısını da yaptığını fark etmeksizin takipte gibi.

Yapılabilecek en mucizevi keşifler aslında çoktan yapılmış, eksikler tamamlanmış, dünya oluşumunu bitirmiş artık keşifler, toplumlar, dünya hepsi bir ortak sona gider gibi monotonlaşmış & gelen sonu bilmiş aslında kabul etmiş gibi..

Herkes sabah evinden çıkıyor, çıkarken çoğu aynı şeyi yapıyor, hemen hepsi aynı şeyleri giyiyor, hepsi yol boyu aynı şeyi düşünüyor, aşağı yukarı hepsinin yanlarında taşıdıkları eşyalar bile bir diğerinin aynısı. Ofislerine girdikleri ilk andan itibaren iletişimleri tamamen bilgisayar & internet üzerinden, öğle yemeklerinde herkes benzer şeyleri yiyor, cep telefonlarından konuşmalar yapılıyor aynı şeyler konuşuluyor. Akşam olunca ofisten çıkan hemen herkes evine gidiyor, eve yada dışarı çıkanların hemen hepsi aynı şeyleri yapıyor. Dünyanın bu tarafında neredeyse hayat tek bir fabrikadan çıkmış gibi yaşanılıyor.

Ancak çok uzaklarda bir yerlerde belki Afrika yada Alaska'da başka bir hayat var. "Doğaya" karşı hayat! Bizim çoktan yarılamış olduğumuz, neredeyse yok ettiğimiz doğa savaşı.. Sonra evlerimizde, ofislerimizde - uzaktan kendim bile yapıyor olsam çok zavallı geldi gözüme- doğayı geri kazanmak için geri dönüşüm çabaları gösteriyoruz. Ben kendimi bildim bileli Afrika'da çocuklar aç & ölüyorlar. Kendimi bildim bileli Alaska'da buzdan evler var.

"Kendimi bildim bileli" diye başlayabilecek milyonlarca cümlem-iz var. Ikea gibi hayatlarımız var. Aslında hepimiz o marketin bir odasında yaşıyoruz. Geceleri tıkıştığımız kluplerde barda tanımadığımız tıkışıklıktan yapışık durduğumuz o insanların hepsiyle aynı gönül ilişkilerini hemen hemen aynı başlangıç & sonla yaşıyoruz. Kavga etmek için bile keşfedeceğimiz yeni bir konu, sorun, pürüz yok. Üzerine kavga ettiğimiz herşey için kaç nesildir insanlar kavga ediyor.

Çok sığ değil mi aslında? yada yaşaması çok basit değil mi özünde?

Zor olan biziz, bizim kendimizi farklı zannetmemiz.

***

12 Ekim 2010 Salı

1 Mandalina Rossa daha! & Homemade tutu:)

Aşağıdaki resime uygun bir bestem var!
"RooooooBOT!"
Bu RoBOT çok şık oldu- Canavar'da seviyoruMMM!
Kendisi çok eğlenceli olduğu için öyle günlerce yazacak kelime yok,
Buyrun efem karşınızda MAndalina Rossa!
Buklet saçlarına tutunup eğlencenin tam ortasına dalabilirsiniz:)
Resimdeki kıskanç ise AY!

Bu daaaaaa tataaaaaaaaa kazağımın sırtı,
wuuhuuuuuuu!
Karanlık ofisimize bir güneş gibi doğan rengarengarenk RooooooooBOT!
hem MAndalina Rossa'ya e hem de Tanyanım'a tenkss:)
* * *
Leo Ali'nin hoşgeldin süslemeleri için metrelerce tül alınmıştı. Koridorlara gerilip, ortasından bükülüp, tepesinden kıvrılmıştı falan. Sonra dev kapı süsü olmuştu. O metrelerce tülleri gördüğüm ilk andan beri çocukluğumda her Cumartesi akşamı gittiğimiz Hıdiv Kasrı'nın 2 yandan dönerli mermer merdivenlerinden kabarık tül eteğimle indiğimi hayal ediyordum. Nedense içimde öyle bir merdivenlerden kabarık eteklerimi efiltire efiltire inesim var:)
Leo Ali doğdu tül süs bir poşete tıkılıp ortadan kalktı. Derken bir süre önce dev fiyonk poşeti ofise geldi:O Sonra etek olmak üzere eve.
Elimde bir iğne, başladım evirip çevirmeye tülleri. Tüller 2bin metre, bat çık parkmaklarım uyuştu. Tabi bizim tüller etek tülü değil cibinlik tülü olunca etek kek gibi kabardı.
"Merve! tülden etek dikiyorum yardım etsene!" cümlesi dudaklarımdan döküldükten tam tamına 1 hafta sonra dımdırırımmmmmmm hayallerim gerçek oldu:)
Hayallerim aşamasında fikrine danıştığım Merve & Hesi'de eteklerin ucundan tuttular. Onlarda benimle merdivenlerden inebilirler:)))

Kuyruk da kuyruk! diye tutturunca Merve'nin saçları diken diken oldu ama yine kıskanıldımmm:P
Lis bu eteği nerde giyeceğimi sordu! "Çok iddalı değil mi?" dedi. Merve masal kahramanı gibi olduğumu sölyedi - "Sed Harikalar Diyarında":))

Ama o kadar eğlendik & iyi vakit geçirdik ki, "Hacı yaaaa bu kuyruk nassı olucak yaa" diye kafa patlatmak kriptonik eğlenceliydi:)

"Şuna bir atlasammm!" Kendisine eziyet etmek istemiyorum ama şu etek yapımı aşamasında bir nefes aldırmadığı için kendisine de tez zamanda bir tütü dikip giydireceğim!

Uydumakıl blog oldu bu sefer ama uydum akıl eylemlerimiz devam edecek kutlayın bizi kutla bakiyim:))
* * *
PS:İyi ki doğdun Leo Ali:)
PS:Çok klasik blog oldu di mi? Olsun biz çok eğlendik bunu bilmek herkesin hakkı:O:))

24 Eylül 2010 Cuma

Amy Winehouse oLaCak KızmIŞIM dAAAA!


Sesimle değil tabi ki tipimle!
Bu sabah işe yürürken, kendimi bir ödül töreninin veya kutlamanın girişinde kırmızı halıda magazincilere kıyafetimle ilgili ropörtaj verdiğimde söyleyeceklerimi düşünüyordum.
"Bu kıyafeti bacaklarımı çok kalın gösterdiğini bilerek giydim. Çünkü sanatımı benimle paylaşan insanların buna aldırış edeceğini sanmam."
"Bütün kostümlerimi tabi ki kendim seçiyorum. Stilimin ne olduğunu mu soruyorsun?! Hahahaha o sabah yataktan kalkmama bağlı hahahaha!"
...
Küçükken ilkokuldan en nefret ettiğim zamanlar, 1-2 & 3. sınıf! okul dönüşü anneanneme gelirdim. Bütün gün okulda herkesten nefret ederek geçirdiğim zamanın bitmiş olduğuna sevinirdim.
Bütün gün pis okulun pis tuvaletlerine girmemek, bir de tuvalete gidip çişini yapan kızların eteklerinin üzerine çektiği külotlu çoraplarına bakınca "Bir an unutursam benim de başıma gelebilir" diye ödüm kopar çişimi tutardım.
Anneannemin evi okul sonrası saray gibi gelirdi on saat tuvalette otururdum. O sırada günün birinde çok ünlü bir yazar olunca vereceğim ropörtajlarda söyleyeceklerimi hazırlardım.
"yazarlık yeteğinizi ne zaman keşfettiniz*"
"Ben doğuştan yazarım, büyükbabamın mirası!"
"bu kitabı yazarken nelerden etkilendiniz*"
"Hayattan!"
Artık o zaman hayatla ilgili ne bilip etkilendiğimi düşünüyorum dAA!.. ama bu tip sorulara cevaplarım hazırdı.
Sonra ortaokul çağında tabi ki ben yine ileride büyük bir yazar olacağım için tuvalette ropörtajlara hazırlanmaya devam ettim.
"son kitabınız satış rekoru kırdı bunu neye bağlıyorsunuz*"
"Büyük Yeteneğime"
"kitabı yazarken en büyük destekçiniz kimdi*"
"Kimse!"
"geçen gece sevgilinizle yakalanmışsınız onun da mı desteği yok*"
"Sanırım basketbolcu arkadşaımdan bahsediyorsunuz. Sağlıklı beslenmek için balık yemeye gittik hepsi bu."
O zamanlar mahallemizin en yakışıklı çocuğu & basketbolcudan başka hiç sevgilim olmayacak sanmıyor & babamdan korkumdan da "sadece arkadaşız" diyerek hayallerimde bile tedbiri elden bırakmıyordum.
Fakat bu sabah gördüm ki bugün hala 30 yaşımda birgün ünlü olup ropörtaj vereceğimi hayal ediyorum. Bütün ünlü kadın yazarlar gibi giyimimle de çok eleştirileceğimi, yaptığım işten çok bunu soracaklarını düşünerek de gafil avlanmamak için hala buna hazırlanıyorum! Bunu neden yapıyorum & nasıl utanmıyorum hiç anlamıyorum!
Amy Winehouse olacak kızmışım ama herkes kendi kısmetini yer, ben ancak bizim ofise gelen kargocunun, büfecinin servis elemanın, apartman görevlisinin, köşedeki kasap, ışıklardaki smitçi, karşı kafedeki kasiyerin falan Amy Winehouse'u olabildim:)
Yazarlığa gelince başıma gelen herşey beynimde hikayeleşip dizi dizi cümleler halinde kafamın içinde uçuşup dursalar bile en fazla da blogumun yazarı olabildim:))))

18 Mayıs 2010 Salı

Bir Siyah Rugan Papuç Hikayesi /unos zapatos negros..

Bir gün Wimbledon'da metro istasyonunun yanındaki alışveriş merkezinde dolaşıyorum. O sene Madonna özel tasarımları var H&M'de & aradığım catsuit'i bulmuşum, ayaklarım yerden kesilmiş.Faith 'te indrim var, anneme, kendime papuçları doldurmuşum, Oasis'te gözüm dönmüş başımı kaldırdım karşımda Debenhams duruyor. Bu arada kesinlikle Türkiye'de mağazası olan markalara bakmıyorum ama Debenhams o gün indirime girmiş çekiyor beni... Debenhams, Marks&Spencer zaten UK'de YKM gibi her yerde var. Bütçeye uygun, çeşitte bol.. Debenhams'a girdim. Önce uzun bir şok yaşadım burdakilerle kıyaslanamaz bile, sonra ayakkabılara koştum, 10 pound'dan aşağı doğru inior fiyatlar! Elimde bildiğimiz Migros sepeti gibi bir alışveriş sepeti içi komple ayakkabı dolu. Kendime inanamıyorum o sırada hala "Nasıl oldu ya"lardayım. Birden siren sesi geldi. "Eyvah" dedim "indirim şu an bitti & alamicam bunları". Meğer yangın çıkmış, anons gelince anladım. Fakat şöyle bir tip düşünün soğuktan donmamak için atkı, bere, eldiven hepsini almış, 30 poşet var elinde, koca bir sepet ayakkabı zaten Türk renk falan direk koyuyo kendini ortaya & tek kıpırdamayan o! Anonsu can kulağıyla dinliyorum bütün bunlar sepeti kaptırmamak için bu sırada herkes acil çıkıştan terk ediyor ortamı ben sabit!

Diyorum ki "Yalandır yaaaa, gavurun memleketinde böyle yangın falan çıkmaz ben kasaya gideyim". Ama ne mümkün kasaya giderken beni yakalayan acil çıkışı gösteriyor. "Ya ben Türk'üm bana birşey olmaz" yok kardeşim illa alıcaklar papuçları benden!

Tabi kıvrak zekamla ayakkabıları mağazanın bir köşesine sakladım:) Orda bulamazlar! Gönül rahatlığıyla acil çıkıştan çıktım & direk alışveriş merkezinin giriş kapısına gidip beklemye başladım. Bu sefer kimseyi kapıda bekletmiyolar. "Yahu dur benim ayakkabılarım var içeride".

Gavur insan halinden anlamıyor. Neyse karşı kaldrımda beklemeye başladım. Yangın sönücek ben içeri dalıcam dışarıda bekledikçe içim kuduruyor, ayakkabılar orda ben burda!

Hayır ayakkabım yok evde sanırsın öyle bir hal. Dakikalar geçiyor, içeri koşarak girmek için eldivenleri falan çıkardım, bere, atkı, poşet çantaya tıkıldı, para kolay bir cebe yerleştirildi, ellerim boş hazırım!

Tabi kendimi öyle bir kaptırmışım ki alışveriş merkezi açılmış millet içeri giriyor hatta bazıları poşetle çıkıyor. Allah benim gözler dönmüş içeri koştum, bitmiş yangın falan yok! O an Debenhams gözümde Louboutinleşti , ayakkabıları sakladığım yere koştum:) hala sakladığımı düşünüyorum! Aldım hemen başka bir siren riskine karşı girdim sıradan ödedim çıktım!

Oh bir rahatlık bir ferahlık.

Ama o telaşla o gün boyu çantamda 18 bin poşetle bir sürü yere daha gideceğim hiç gelmediği için dönerken satın almayı bile düşünemedim o kadar ıvır zıvırı.

Sonra ne oldu o ayakkabıların 2si ayağıma büyük, 1i küçük geliyor! Ayrıca hepsini en fazla 2 kez giydim. Üstelik bir tanesi siyah!!!






Ben siyah ayakkabıyı nerde giyeceğim hangi akla hizmet aldım! Bunları 2ci defa ofiste kurumsal olmak için bugün giydim. İlkinde operaya giderken siyah, daracık, yakası beyaz benekli, dev güllerle süslü elbisemin altına giymiştim "Cumhuriyet Balosu"na gittiğim sanılmıştı:)

Üstüne kumaş pantalon & Mango'dan aldığım spor klasik kemerim & gömlekle artık ben bile bir defalığına kurumsal oldum! Sadece bu papuçları giyebilmek için...

İşte bir anlık heyecanın sonu! :) kişiyi kurumsal bile yapar:):)

29 Nisan 2010 Perşembe

Ride on miranda - Hello Ben Yakari!

Dün benim ikona:) Şebo'yla fenafillaha erdik
Saat 00.00'da komputerleri toplayıp, bir CD, bir memory şütük, bir Dosya eşliğinde ofisin kapısını çektik.
Aşağıda gördüğünüz yada göremediğiniz artık o sizin derdiniz görseller missionumuzdu:)
Ne olduğunu ben anlatamam Şebo anlatsın olmadı Hasan anlatsın:):)
Yorulduk ama eğlendik çapımızda..
Bu hafta hep file çorabı sorguladım.
"Oh my gad ne zaman file çorap giyeceğim?"
Cevabını bulamadığım sorulara naylon çorapla cevap veriyorum. Aynı Bizim Boğaziçi'nde Dediğimiz Gibi:
"Oh my gad al sana naylon çorap"

Hahahahah Türk Malı'nda mikemmel bir performans sergileyen Lis'e burdan ayakta alkış gönderiyorum. Özellikle biricik Erken tıkandığında "su kalmamış İErkean" derken zeytinyağlı biber dolması uzatması beni kendisine bir çelenk gönderme mecburiyetinde bıraktı. Lis'e alkışlar lütfen:))

Geçen postta Merve'yla Kadıköy'den 1TL'ye ne görsek aldık diye yazmıştım.
Bunları da toplam 5TL'ye aldım:)
Hayır o damlaya damlaya göl olur var ya oldu anacım bizim evde edevat gölü oldu.
Biri beni dondursun! Alışveriş hislerini akapunkturla dondurmak istiyorum!

Kızı başı boş bırakırsan eve ayakabıdan geçilmez.
Üstüne basmak suretiyle ancak eve hatta odaya girersin.
Kızın nefsini bastır!
Zorda bırakma başıboş bırakma!
Kızın gözü sadece ayakabıda!

Benim adım Yakari, yakarim buralari...

Bu da imaj çalışması olsun, çünkü beeeğnn bu aralar çok meşgulüm akımbokum magazin onlar için art direktörlük yapmamı, zakzukvoq bu ay ki moda çekimlerini benim yönetmemi, rınrınbinfırın dergisi yılın en çok aranan art direktör & moda yönetmeni olarak benle çekim yapmak istediğini ayrıca erevizyona bu sene katılacak Manga'yı da benim giydirmemi vakit bulamazsam bile onlara giydirilecek kıyafetlere 1 parmak atmamın bile yeteceğini söylediler bitmedi tabi beeeğğnnn çok nası derler bizim Boğaziçinde olduğum için öyleyim böyleyim vazgeçilmezim.

PS: sana adıyorum...