22 Şubat 2011 Salı
Uyumsuzluk!
10 Şubat 2011 Perşembe
O kolunu koyacak yer bulamazsın ya :)


13 Aralık 2010 Pazartesi
The Chromatics
For me the most interesting part of this experience was, the band members were selling their cd's, group tshirts after the show. This is very unsual in Istanbul. They were talking to people, taking fotos with them, signing the things they bought.. I can not think any Turkish singer or a group selling their cd's by themselves!
But I like it because I feel like they are not robots or commercials they are normal people & just musicians. Here is a video from the show I think you will enjoy it!
And this time I prefer not to wear high heels because I wanted to walk some. Most of the days I go to European side I don't have time to jump in a "dolmuş" or a "vapur" or a "tramvay" in one time go to Taksim. Anyway I enjoyed my dresss:) & my time;)
Oooo- also Kim ki o! was there too!
9 Aralık'ta Salon İKSV'de saat 22.00'da The Chromatics sahnedeydi. İstanbul'daki ilk konserlerinde, İstanbul izleyicisini oldukça sevdiler!
Konser sonrasında grubun kendi cd, tshirt gibi ürünlerini kendileri satması bana çok ilginç geldi. Çünkü hiçbir Türk şarkıcı veya grubu bu şekilde hayal bile edemiyorum!
Bu hali sevdim açıkçası çünkü gözüme ticari kaygı gütmeyen & robot gibi olmayan, sadece müzik yapan normal insanlar gibi göründüler:)
Konserden kısa bir videoyu da eklemek istedim umarım sevilir!
Bu sefer topuklu papuç giymemeyi terch ettim. Çünkü Taksim'e giderken dolmuşa, vapura, tramvaya binmek için pek fazla vakit olmuyor. Biraz da yürümek istedim & kıyafetimde geçirdiğim vakitte çok hoşuma gitti:)
Aaaa- unutmadan Kim ki o 'da oradaydı!
The Chromatics in Istanbul from ayse kardelen on Vimeo.
12 Kasım 2010 Cuma
You have it ! LV baby;)
Bağdat Caddesi açık alışveriş merkezi gibi olacak yakında. Çünkü küçük bütçelere hitap eden ekonomik butiklerin yanında ihtişamlı markalar bir bir yüklselmeye başladı üstelik mağazalar dükkan ebatlarından kurtulup katlı mağaza boyutlarına geçerek.
Budan uzun yıllar önce şu an Suadiye'de D&G'nin yanında yükselen MNG, şu anda Shaya markalar zincirine ait Topshop, Topman, Miss Selfridge, Dorothy Perkins'i aynı binada ağırlıyordu.
Sanırım Bağdat Caddesi'nin Çarşı(Boyner) & MarksandSpencer'dan sonra açılan en yeni katlı mağazasıydı. Bina şu anki MNG'nin şık mimarisiyle daha güzel görünüyor olsa bile bana göre o günün daha H&M, Topshop, Dorothy Perkins gibi markalarıyla tanışmamış alışveriş canavarları için gerçekten cennet gibiydi.
O zaman da, bu sabah da aynı şeyi düşünüyorum, büyük mağazalar küçük butiklerin sonu mu? Hayır. Çünkü ikisinde bulunabilecek ürünler birinden kesinlikle çok farklı. Bu soru aklıma her geldiğinde küçük butiklerde bulduğum eşsiz parçalar aklıma geliyor. Bulduğum küçük butiklerden alışveriş yapmak & yeni bulduğum dükkanlardan bahsetmek hep ağzımı sulandırır, tıpkı yeni bir tarifi denemk gibi iştahım kabarır çünkü göz önündeki bir mağazadan alışveriş yapmak çok kolay ama kenardaki butikte geçirilecek 20dk. bazen paha biçilmez olur.
Çeşitlilik & kıyaslama açısından sayının artması bence çok iyi çünkü bundan herkese fazlasıyla pay çıkar;)
* * *
Dalton Brothers:))
11 Kasım 2010 Perşembe
Komik birgün
Yüz kişiye çemkirdim, bin kişiyi azarladım.
Özellikle bu sabah ofise girdiğimde aklıma gelen "kendi işini tastamam kendin yapamıyorsun ki, illa birine yaptıracağın işler de çıkıyor be Sed" cümlesi öğleye kadar kulaklarımda çınladı.
Çünkü birilerine yaptırmak gereken işler yapılamadı!
İş hayatında en nefret ettiğim ifade "olmadı" demektir.
Olamayan şey ölümsüzlüktür iş değil. Her işin bir oluru vardır.
Oldurmak istemektir baş kural.
Eski işimde daha fenaydım bu konu da.
Biri bana "Yok o dediğiniz olmaz" dediği anda göz dönmesi butonuma parmakla değil yumrukla basılmış gibi fırlardım yerimden. Oldurana kadar uğraşır, uğraştırırdım.
Eski iş arkadaşlarımın benden kurtuldukları için hergün dua ettikerini düşünüyorum.
Uzun zamandır üsütümdeki iyilik ise "Tos" yüzünden, törpülendim ona baka baka, iyi huy geldi üstüme.
Yoksa tam bir cadı olabilirim içimdeki potansiyel çok fazla. Babam da cadı derdi sinirlenince bana. Ama sevmiyorum ben Cadı. Kimsenin onu uyandırmasından hoşlanmıyorum. Uyandırılmaması için çaba sarfediyorum.
Çok keskin hatlarım var yeni bileylenmiş bıçak kadar parıltılı birde görmezden gelmek mümkün değil.
Zaman zaman batron da diyor aslında "Bizim bu Sed cadı biraz kızı korkutmuş olmasın!" :O Keşke görünmese:(
Belki de burçlardan kaynaklanıyordur.
Aslan burcuyum ben, yükselenim de Boğa.
Yıldız haritama göre İkizler etkili Boğa. Huzur hiç yok neredeyse! Herbiri kendince lider olmak için biribiri içinde yarışıyordur kesin.
Son günlerde ne kadar sevimli olduğumu yazıp duruyorum ya bugün en sevimlisiyim bence;)
Sabahtan beri çemkirdiğim şeyler özünde çok kolay & komik şeyler ama hayat okadar tuhaf k bazen en komik, en kolay denecek olay bir anda hayatın merkezine oturup etrafındaki herşeyin yönünü etkileyecek kadar önemli oluyor.
Dün akşam müthiş bir serüven yaşadım. Hepsi Kızıl Sonya yüzünden!
Zaten bin kere aradım ama o gülmekten alamadı kendini.
Bense az kalsın sabaha kadar gözüme uyku girmeden saatleri sayacaktım!
Neyse Leopar pantolonuma kavuşunca hepsi hızla geçti:)
Bu arada Lis'ten tonla haber var; mesela çok üşümüş, arkadaş edinmiş, yemeğe gitmiş, alışveriş yapmış, biraz burkmuş ama sonra gülmüş, içinde Çelik şarkısı çalan bir araba görmüş, metroya binmiş, otobüs durağını bulmuş! Her anlattığı keşif gibi. Kıristofkolomb oldu bizimki:) San Francisco'yu yeniden keşfediyor. Adım atmayı henüz öğrenir gibi.
Dinlerken heyecanı beni benden alıyor:)
Hadi bugün giydiklerim Lis'e gitsin -iste başaracaksın!- sabah bunları giyerken savım başkaydı ama olsun dğeiştirdim canım öyle istedi!
;)
9 Kasım 2010 Salı
Samantha olmam lazım
Yazmasam daha iyi artık aslında çünkü yıldım az önce son bıktım tükettim.
Blog içinde tek bir düğmeye dokundum & BİTTİ!
Bütün herşey değişti artık o eski blogum değilsin.
Alıştığın şeylerden vazgeçmek ne zor özellikle benim gibi tuhaflar için..
Marangoz olsan tek bir tip sandalye yapardım, boyacı olsam tek bir renk boya ile boya, dişçi olsam tek bildiğim dolguyu herhalde!
Aslında severim yaratıcılığı ama güven sorunum var var böyle dağlara köylere sığmayan!
"Ya eskisi gibi olmazsa?!"
Ya olmazsa olmaz bırak yenisine de elbet alışırsın di mi?!
Cık di değil alışamam, o tadı ararım, kokuyu, yabancı gelir hepsi bana, bağlarıma bağlıyım ben.
Blogum şu an yani mecbur kalıp eskisine benzetmeye çalıştığım "yeni" haliyle büsbütün başka bana. Sanki şifresini kırıp başkasının bloguna girdim ordan yazıyorum.
Tek bir düğmeye dokundum burda dünya değişti ne yazacaktıysam artık kelimesi kalmadı!
Saçımı başımı yolmayacağım ama bir müddet bu hale alışamayacağım da kesin.
Zaten yine o sevimsiz uyandığım sabahlardan biriydi.
Gel-git akıllı olduğum için...
Bugün en çok Şükrü'ye kılım mesela bazen şalteri indirip kalıyor, elektirik akımı söz konusu değil.
Sonra müşteri temsilcisine kılım- tam "Aileme sözüm var üniversiteyi bitireceğim en geç bu sene" diyen fakat o üniversitenin kapısından hiç girmeyen erkek profili var ya heh - o model!
Bütün bunların yanı sıra blogda kılbaz listemde! Herşey değişmiş başka bir bloga uyandım bu sabah!
Kafamın içi kazan gibi dolu dopdolu.
Günler hızlı geçiyor ya bazen sözüm yok ilerisi için yapacaklarım çabuk geliyor en azından.
Şöyle bir parmağımı çevirmemle Samantha olabilsem keşke!
8 Kasım 2010 Pazartesi
Çok sevimsizm bu sabah!
Cumartesi gaza gelip kendimi D&R'a attıktan sonra çizgi roman ne bulduysam topladım.
Daha önce aldıklarımla beraber kütüphanede müthiş bir seri oluştu.
Şimdi okuduklarım içinden tavsiyelerim Dava, Gulyabani & Çizgilerle Komunist Manifesto.
Dava & Çizgilerle Komunist MAnifesto siyah beyaz Gulyabani renkli & çok eğlenceli, akşamları oturup cips yemek yerine bunları okuyorum.
Cumartesi gece 'locos Buenos geldiler. Tubiyle bütün gece makyaj yaptık. O sırada içeride Ada Zombilerin Düğünü izleniyordu.
Biz o makyajarla daha zombiydik!:))
Bir vakit belki postlarım resimleri baya bi zombiydik:))
Eve dönerken şansımı denemek & elimi alıştırmak için Faber kumaş boyaları aldım.
Sadece Faber vardı!
Bu aslındaVatan Bilgisayar'ın alışveriş poşeti.
Artık benim alışveriş poşetim!
Rengarenk boyadım, kuruttum, ütüledim & tat taaaa!
Bugüm işe gelirken beslenme getrdim içinde:)
Dün kıymalı makarna, karnıyarık, karnıbahar kızartması & beze yaptım!
Abarttığımı tırnaklarım kırılınca anladım.
Bütün akşam suda oldukları için tırnakların şaftı kaydı eeh makarna da çok olunca işe geldi beraber!
Pazar günü MAdo patladı!
Sahilde yürüyorken o dumanı görünce koşa koşa gittik!
Çok üzüldüm herkesi "Orada dğeilsin di mi" diye merakla.
Ama orda olan birilerinin yakınları da çok üzüldü sonra kendimi çok bencil hissettim.
Ya bu sabah ne kadar sevimsizim oysa!
Neyse ki kıyafetleir dünden hazırladım.
Eskiden 1 haftalık hazırlardım ne rahat olurdu sabah "Negiycembe" derdi yok.
Şimdilerde kafam çok meşgul hep bip sesi veriyor önümde yapılması gereken tonlarca höbü var!
Bu görüntümle savım "Ey her sabah lotcunun köşesindeki enginar tezagahına yaslanan kim olduğu belirsiz erkek mahluk bu kıyafetimle de senden & topladığın seyircinden nefret ediyorum. O yanan sen olaydın!"
Çok sevimsiz olduğum için kısa kesip gidip içeride makarna & salata yicem!
aaaa 1dk. yaaa Cem Yılmaz kitap çıkarmış! Filmlerinin senaryonlarını kitap yapmış o 1!
2'de Av Mevsimi Yavuz Turgul'un mega bir kadro ile son filmi 10 Aralık'ta sinemada başrol Şener Şen, Cem Yılmaz Çetin Dekindor & OKAN YALABIK!!!
İple dğeil halatla beklemez miyim?
Beklerim çekil 1 benimmm!
2 Kasım 2010 Salı
Delilere Zam geldi!
1- Tembel
2- Daha tembel
3- Bomba etkisi!
Pazar sabahı huzur & saadet dolu günler geçirirken geçirirken birden bir bomba patladı.
Cumartesiden tozutmaya çıkmış evlatlarını merak eden anneler bomba ile telefonlara saldırıp evlatlarını aradı.
Şimdi düşünüyorum da hiç gizlimiz saklımız yok be, ezbere biliyorlar Taksim-Beyoğlu sürttüğümüzü!
Şimdi ki analardan ne sigara saklanıyor, ne seks, ne kredi kartı borcu..
Bizim gibi olmaya alıştılar- alışacaklar bir hal aldılar, yazık Türk anne formatından çıktı kadınlar.
Memleket oldu mu sana göbeğinden vurulmuşa dönmüş!
Artık herşeyi bekle evladım bir kere herşeye "Evet" dedin.
Geleceğe Dönüş filminin 20. yılındayız kutlamak namına dün gece izledik.
Fakat eski film patlaması(patlamak, bomba hayatımıza girdi ya bir daha o bağlamda) vardı mesela Bodyguard'ı izledik sonra da JAwıS vardı. Onu da izleyelim derken süremiz doldu.
Lis'in son haftasıyız, dün film izlerken 1 gece de İngilizce Öğrenin ders programıyla kendisinin son kurduğu cümle "I was burning" ile yayınımız sona erdi.
Yarın akşam da kendisine veda edeceğiz malum Antartika'ya gittiği için bir veda şart. O bu konu değil de bu cesaret nasıl birşeydir diye kendisine yönelttiğim sorulara verdiği deli deli cevaplar beni benden aldı evladım.
Misal diyorum ki "Kızıııııııııııııım ya hiç rahatsız olmuyo musun böyle tanımadığın insanların evine gitcen orda yaşican ben olsam çişe gidemem"
cevap "Ya o ayrı allahtan tuvaletim ayrı lan ona da ekstra para verdik gidince söylicem sizin dininiz imanınız para olmuş"
"Ama yani hiç mi sıkılma yok abi ne bileyim"
"Ben şindi farkında değilim gidince olur kesin de daha inanmıyorum sanki 1 hafta izinliyim haftaya tekrar işe dönücem"
"He iyi o zaman gitmişken Remington saç kıvırtıcı al en iyisi o bi de Amarıkan malı ucuzdur 15 dolar?!"
"iyimiş lan işim yok zaten beri oturup saçımı kıvırtırım lüle lüle"
Gibi bir saçma geyik ortamı.
Kendisi has, öz, ilkel falan birimlerine 1 gece de Amarıka datası yükletmeye çalışınca tabi varılan nokta bu oldu.
Esasen şu an derdimiz ne Amarıka, ne İngilizce, ne Amarıkalı cici aile, tek dert veda da ne giyilecek! İşte bu kadar da sığ insanlarız biz:)))
Sığ-sığ-sığ sığ- sakın atlama boynun kırılır!
Cumartesi bize gelen bir takım arkadaşlarımızla evde 1980-90 Erdek yazlık ortamı yarattık.
* * *
Bu arada bir LAnvin değiliz ama sanılmasın ki höbülerimize ara verdik. Asla! Su uyur höbü uyumaz.
Ancak tembellik bünyeye ağır tesir ettiğinden ne bir tek fotoğraf çekilebilmiş ne de kompütere yüklenebilmiş olmaktadır.
Ancak özlü & kısa anlatımıyla bilenklik & etekten oluşan bir takım hazır giyilmek için saatini beklemektedir evin yalnız, derbent, sessiz dolaplarında.
Bu da dün ofise gelip titremekten diş döktüğüm halmden sonra Easy wear isimli yine bir savı olan ısınalım kapıcı Salihlerden medet ummayalım adlı çalışmamdan bir Küple.
Hadi bitti bu bılog sıradaki!



1. resimde pop donması ile aklı başına gelen şahıs 2. resimde çeşitli ılık (get warm) kıyafetleir & dansı eşliğinde ısınmış 3. resimde ısınmaktan pişip tekrar donma pozuna geçmiştir Lütfen evlerinizde, işyerlerinizde & açık /kapalı alanlarda market & sofralarda denemeyiniz.
Esenlikler,
28 Ekim 2010 Perşembe
İyice Azıttım artık!!!
27 Ekim 2010 Çarşamba
Şimdi de uyku bu nesi?
Çok yorgunum bu nesi şimdi sabah sabah...
Evden çıkarken yanıma battaniyemi de aldım ne olur ne olmaz uyurum, üstüme kar yağmasınnnn!
Sabah gözümü açtığımda diyeceğim ama sanırım gözümü hiç açmadan işe geldim.
Tabi işe saatinde gelemedim!
Kış uykusu, ayı, ben hepimiz bir karedeyiz bu vaziyette.
Sabah o elbiseyi nasıl buldum, çorabı nasıl giydim ama o kadar uyanasım yoktu ki battaniye model hırkamı giyip geldim.
Bu hırkanın anısı var:) yine böyle soğuk kış günlerinden biri, üniversiteye girdiğim yıl, okulun soğuğu sırtımda, zatürre oldum olacağım zaten İstanbul Üniversitesi taş bina bilen bilir hiç ısınmaz, o yıl ilk defa Beyazıt-Laleli ile tanışmışım bu hırkayı ördüm.
Popoyu falan kapatır, pandik yemem, ısıtır üşütmem kafasıyla.
Okula giderken de yastık & battaniye görevi görür, sarmalanır uyurdum vapurda.
Bir kere de Beyazıt'ta şemsiyemle uçmuştum! Amca yakalmıştı beni:)
Off bu sabah o kadar uykum var ki gülmek için ağzımı açtığımda bile esniyorum...
"Cuma 29 Ekim dayan" diyen oldu mu? Olmasın ben Cuma aynı saatte burda olacağım.
PS: Bugün ne çok kişiye çemkirmem gerekiyor- uykum var ama pfff.
Elbisem Beyoğlu İş Merkezi sezonun en başında almıştım.
Çoraplar yine Penti . Dün akşam çorabım kaçınca soluğu Penti'nin Suadiye'de yeni açılan mağazasında aldım. Kaçan çorap yok satmış! 1 tane kalmış aldım umarım olur çorap dediğin kaçmamalı diyeceğim ama allah seni inanadırsın hepsi yakışıklı erkek gibi vıcır vıcır kaçmak içn fırsat kolluyor!
Bu papuçları bu sene sık sık giyeceğim ALDO hihohiho:)
Haydi tatlı rüyalar.
26 Ekim 2010 Salı
Sus Bi Çorabım Kaçtı!
Fotoğraf makinamın pili bitti!
Bu sabah açtığım çorabım kaçtı!
aiiiiiiiiiiiiii nası gıcık bir durum!
bak daha sabahın kaçı akşam olsa idare edersin, moralini bozmazsın falan filan ama saat 10.00 itibariyle çorabım kaçtı!
daha bu sabah paketini açtığım biricik çorabım. ya şişman mıyım! şişman mıyım ben!!! "cart" dedi kaçtı. sesini duydum o "cart"lama sesi kulaklarımda... bu sabah açtım paketi açılması & kaçılması arası 2 saat sürdü!
ühüüüü ühüüüüüü çorabımmmmm..
bayılıırm beyaz çoraba.. vanilya da ayrı güzel nerden alsam nası bulsam:( pfffff pfff.. sordum kalmamış..
ya bu sabah en derdim kaçan çorabım...
etek, çorap çok zevkli de kaçan çorap tam bi afra tafra!
ay heyt!
21 Ekim 2010 Perşembe
Eğleniyorummm!
Ama üstümdeki hobüm için dayanabilirsin bence:)
Bu sabah üzerime zevkle geçirdğim mor pelerin namı diğer "kup" Merve ile birlikte geçen yıl diktiğimiz tam bu havalık ideal bir outwear yani dışsal giyim:)
Fakat ben birkaç gündür mor pelerinimi revize ediyordum!
Üstüne yerleştirdiğim kurbikler & mantarlarla daha eğlenceli bir hale dönüştü.
Yemedim içmedim pelerin, papuç, eldiven, etek ne varsa hepsini kurbiklere uyarladım.
Yine bir savım var "Yeşili sev, doğayı koru":)


19 Ekim 2010 Salı
Okonomik krizi de göze alarak susup fotomu kendim çektim. Al canım!
Dün tv karşısında oturup hobü yaparken bir siyasi tartışma programında "sıfatlar" dikkatimi çekti. Normalde aptal sarışın moduna alıyorum kendimi böylece hayat bazen daha kolay oluyo ama sarışın modum bile etkilendi o sıftalardan.
Sürekli bölmek, bölünmek bunlardan bahsediliyor, referandum sonrası Yök-başörtü olayları, bu ülke de artık herkes eşarp mı takacak takmayan dışlanacak mı, ama bu topraklarda sadece müslümanlar yaşamıyor falan bir sürü konu gündemde ya.. Neyse yine bunları tartışıyorlar fakat ben ekrana bakmıyor olsam bile kendimi "endişeli modernler", "seçkin muhafazakarlar", "eşitliğe yakın", "sağa sıcak" gibi saçma sapan sıfat & terimlerden alamıyorum.
Pardon kimin kafasını karıştırmaya çalışıyorsunuz!
Çünkü bunlar kimseye bir kitaptan yada bir okulda falan öğretilmiyor. Ayrıca daha sağını solunu yeni yeni anlamaya başlamış bir toplumdan söz ediyoruz. Yazılı terimleri daha ayırt edememişken bu nesi? Neden lafla bölmek insanları, neden kafalara bunun sokulmak istenmesi, bu kadar ayrı, bu kadar çok çeşitten "bir toplum" olunabilinir mi?
Bu "ayrılık" sıfatlanadırmalar neden!
Çünkü artık sıkıcı oldu. Hepimiz kendimizi sarışın moduna alsak bile katlanılmaz bir hal alıyor. Her söz alan, söz hakkı olan demiyorum, ağzına bir mikrofon tutulup, önüne konuşması & bunu milyonlara duyurması için bir platform konulan herkes neden bir takım sıfatlarla ayrımcılık yoluna gidiyor.
Referandum'a evet yada hayır demek bir ayrımcılığın su yüzüne çıkması mıydı? Çünkü referandum sürekli demokrasi ile birlikte yanyana okundu. Öyle değilse kim kandırılıyor?
Kişilerin içinde hep ayrımcılık mı vardır?
Belli ki var.
Ülkenin durumu belli, yaşanan & aşağı yukarı yaşanacaklar ortada. Bugün olup bitenlerden biz değil ne yazık ki bizim çocuklarımız, torunlarımız etkilenecekler. Tıpkı zamanında yanlış yönlendrilmiş bir takım ekonomilerden, politikadan, yönetimden bugün bizim etkilenip nashibimizi aldığımız gibi.
Demem o ki, bu kafalarla ileri bir adım atmak mümkün değil. İlk sözümüz kendimizi ayrımcı sıfatımızla tanıtmak olursa - Merhaba ben seçkin modern Kutbak Zurzak!- öyleyse demokratik bir sistem umut etmemeliyiz. Bir laf vardır "her kafadan bir ses çıkmak" diye. O sesler yok olur gider, sesi çıkaranlar da kaynar gider.
Sıfatlardan, terimlerden & bütün bunların içindeki ana, özfikir olan ayrımcılıktan sıkıldım. İnsan insandır, insan gibi muamele görmeyi ancak insan gibi davranırsa hak eder.
18 Ekim 2010 Pazartesi
Homme made tutu - Wedding - Madam modu
Yağmur yağarken pastırmamsı sıcak, bu sebeple giyilemeyen çizme, fakat giyebilir her nevi ince çorap... yoksa bu atış sonbahar falan mı:)
Dün akşam ki düğünün etkisinden çıkamadığım için bu sabah yine tüllü, kabarık, fırıltılı birşeyler giymek istedim.
Penti'den aldığım bütün çoraplarım gibi bunları da çok seviyorum:) Zara'dan yazın indirimde alıp ancak giyebilidiğim & Bershka'dan annemin yine yaz indiriminden aldığı bluzum.. Yaz indirimlerini ancak giyebilmek nesi- hava sıcak mı ne? Neyse hepsi havaya & benim havama gayet uygun oldu.
Zaten danteldi kurdeleydi hepsine hayranım acaba Victorian mıyım?
Suada'ya düğüne gittik. "Patron" düğünü.. Dr. Erol uzundur ilk defa düğünde kravat takıp, kösele papuç giydi. Oysa düğünleri sevmez, hep rahatsızlanır & bu da çenesine vurur. Neyse zaten nikah kıyılır kıyılmaz ceketi & kravatı üstünden savururcasına çıkardı! Yine de ben renkli tshirtleri & spor ayakkabılarını daha çok seviyorum.
Günler önce Merve ile hazırladığımız kıyafetimi giyip "kek" kıvamında Suada'ya motordan düşmeden ayak bastıktan sonra ufak bir şok yaşadımmmm! Ne de olsa benim bir kaç hafta önce Lis'e "Aaaaa bu gelinliği beyendim bunu giyicem" dediğim gelinlik :) gelinin üzerindeydi.
Emin olmak için bugün gelip save ettiğim resme tekrar baktım! Evet gerçekten o!
Dahası da var benim 2. adım var ki o da gelinin adı!
En gıcık olduğum göz yoran sevimsiz düğün süslemeleri, sandalyelere geçirilmiş fiyonklar, beyaz beyaz satenler yoktu!
En istemedğim şey nikah şekeri ki dün gece yoktu!
Ayakta nikah benim fikrimdi!
Yemekli çatal bıçak sesli & ağız şapırdatmalı düğün yerine sürekli içki & kanepe servisi yapılan party havasında bir düğün!!!!! O benim fikrimdi!!!
Yahu sanki benim hayal ettiğim herşeyi biri onlara anlatmış gibiydi.
Şoku atlattıktan sonra ortamın keyfini çıkarmak kaldı.
Bütün bunları anneme anlattığımda "Ne var canım bunda frekanslarınız aynı insanlarmışsınız daha ne istiyorsun" dedi:O
Sevgili damat&gelin birbirine çok yakışmıştı altını çizmek isterim.
Çiftlerin yanyana duruşları nedense benim hep dikkatimi çeker, yine çok uyumlu bir çift evlendi iyi oldu.
Canlı jazz çok iyiydi.
Canlı müzik bitip DJ çalmaya başladığındaysa herkes dans etmeye başladı.
Gözüme ne mi çarptı - Kapalı gece kluplerinde dans edip, içki içerken sigara içme özlemi- görevliler bir süre sonra bu işe karışmadı.
Marmara'nın ortasında gece dışarıda sigara içmek dondurucu & alkol etkisini sıfırlayan bir haraket olduğundan herkes eylemine içeride devam etti.
Dumandan sayı az & haalandırma kuvvetli olduğundan hiç etkilenmedik!
Motorla karşıya geçişimiz yine "Aiiii beni tutun bu topuklarla denize düşmek istemiorum" nidalarımla son erdi.
Geceden geriye güleryüzlerimiz & cümleler dolusu tebriklerimiz kaldı!

* * *
16 Ekim 2010 Cumartesi
Bulut
14 Ekim 2010 Perşembe
Tattaaaaaaa Bugün O KadarRR Şıkım kiiiiiiiiiiiİİİİİİİİ!
Yapılacaklar & alınacaklar & değiştirilecekler, -ecekler & -acaklar listelerimle geziyorum - alzi -geri geldi!
Yaşlı gibiyim 12 dedin mi uyuyorum! Dün gece Peter Sellers'ın kopulası filmlerinden- I love you Alice B. Toklas!'ı izlerken yine uyudum kaldım! Gözlerimi açtığımda film çoktan bitmişti, uyku akan gözlerimle yatağa giderken kendime gıcık olup duruyordum.
Demin de hamburger yerken ekmeği fazla geldi, kenara itip sadece etini yedim! Tıkandım yahu!:O
Yine de bu sabah güzel bir sabah yağmur hiç durmayacak gibi yağsa bile, haftasonu anneannem tatile gitse bile, saçlarım elektriklenmiş gibi yatak izi olmuş olsalar bile ben bu sabah yaşlanmaya inat, alziye savaş, erken uyuma sendromuna protest işe çok şık geldim!

Doğumgünümde harika bir sürü ayakkap geldi! bir tanesi parmaklarımı börçüm büklük yapmıştı meğer kalıptanmış. Onlar bunlarla değişti. Çok şık ama sonik rahatsızlar. Bu yaz kendimi hımbıla & tembele verip sürekli sandalet giydiğim için topuklularla koşup coşup yürümeyi unutmuşum. Ya da bu da yaşlılıktan:(
***
Bugünlerde "iyi bi iş çıkartmak" için keşif ötesi birşey yapmak gerekiyor.
(Aya da füze atıldığından..)
Dergilere, fotoğraflara, kitaplara, kıyafetlere, müziklere, gazetelerdeki haberlere hatta suçlara suçlulara bakınca herşey birbirinin kopyası gibi değil mi?
"Farklı" diyoruz ya.. kimse farklı değil, yaşanan hayatlar, ilişkiler neredeyse hiç birbirini tanımayan insanlarınkiler bile birbirinin aynı gibi.
Üzüntüler, mutluluklar, kavgalar, zevkler, tercihler.. Sanki başta tek bir kişi varmış da bütün bunlar ondan kopyalanıp yapılıyormuş & bir şekilde o "tek"miş, "esas"mış, "asıl"mış gibi. Kimse doğrusuna yanlışına bakmaksızın fakat onun yaptıklarının aynısını da yaptığını fark etmeksizin takipte gibi.
Yapılabilecek en mucizevi keşifler aslında çoktan yapılmış, eksikler tamamlanmış, dünya oluşumunu bitirmiş artık keşifler, toplumlar, dünya hepsi bir ortak sona gider gibi monotonlaşmış & gelen sonu bilmiş aslında kabul etmiş gibi..
Herkes sabah evinden çıkıyor, çıkarken çoğu aynı şeyi yapıyor, hemen hepsi aynı şeyleri giyiyor, hepsi yol boyu aynı şeyi düşünüyor, aşağı yukarı hepsinin yanlarında taşıdıkları eşyalar bile bir diğerinin aynısı. Ofislerine girdikleri ilk andan itibaren iletişimleri tamamen bilgisayar & internet üzerinden, öğle yemeklerinde herkes benzer şeyleri yiyor, cep telefonlarından konuşmalar yapılıyor aynı şeyler konuşuluyor. Akşam olunca ofisten çıkan hemen herkes evine gidiyor, eve yada dışarı çıkanların hemen hepsi aynı şeyleri yapıyor. Dünyanın bu tarafında neredeyse hayat tek bir fabrikadan çıkmış gibi yaşanılıyor.
Ancak çok uzaklarda bir yerlerde belki Afrika yada Alaska'da başka bir hayat var. "Doğaya" karşı hayat! Bizim çoktan yarılamış olduğumuz, neredeyse yok ettiğimiz doğa savaşı.. Sonra evlerimizde, ofislerimizde - uzaktan kendim bile yapıyor olsam çok zavallı geldi gözüme- doğayı geri kazanmak için geri dönüşüm çabaları gösteriyoruz. Ben kendimi bildim bileli Afrika'da çocuklar aç & ölüyorlar. Kendimi bildim bileli Alaska'da buzdan evler var.
"Kendimi bildim bileli" diye başlayabilecek milyonlarca cümlem-iz var. Ikea gibi hayatlarımız var. Aslında hepimiz o marketin bir odasında yaşıyoruz. Geceleri tıkıştığımız kluplerde barda tanımadığımız tıkışıklıktan yapışık durduğumuz o insanların hepsiyle aynı gönül ilişkilerini hemen hemen aynı başlangıç & sonla yaşıyoruz. Kavga etmek için bile keşfedeceğimiz yeni bir konu, sorun, pürüz yok. Üzerine kavga ettiğimiz herşey için kaç nesildir insanlar kavga ediyor.
Çok sığ değil mi aslında? yada yaşaması çok basit değil mi özünde?
Zor olan biziz, bizim kendimizi farklı zannetmemiz.
***
12 Ekim 2010 Salı
1 Mandalina Rossa daha! & Homemade tutu:)
Leo Ali'nin hoşgeldin süslemeleri için metrelerce tül alınmıştı. Koridorlara gerilip, ortasından bükülüp, tepesinden kıvrılmıştı falan. Sonra dev kapı süsü olmuştu. O metrelerce tülleri gördüğüm ilk andan beri çocukluğumda her Cumartesi akşamı gittiğimiz Hıdiv Kasrı'nın 2 yandan dönerli mermer merdivenlerinden kabarık tül eteğimle indiğimi hayal ediyordum. Nedense içimde öyle bir merdivenlerden kabarık eteklerimi efiltire efiltire inesim var:)
Kuyruk da kuyruk! diye tutturunca Merve'nin saçları diken diken oldu ama yine kıskanıldımmm:P
Lis bu eteği nerde giyeceğimi sordu! "Çok iddalı değil mi?" dedi. Merve masal kahramanı gibi olduğumu sölyedi - "Sed Harikalar Diyarında":))
Ama o kadar eğlendik & iyi vakit geçirdik ki, "Hacı yaaaa bu kuyruk nassı olucak yaa" diye kafa patlatmak kriptonik eğlenceliydi:)
"Şuna bir atlasammm!" Kendisine eziyet etmek istemiyorum ama şu etek yapımı aşamasında bir nefes aldırmadığı için kendisine de tez zamanda bir tütü dikip giydireceğim!
PS:Çok klasik blog oldu di mi? Olsun biz çok eğlendik bunu bilmek herkesin hakkı:O:))
24 Eylül 2010 Cuma
Amy Winehouse oLaCak KızmIŞIM dAAAA!

18 Mayıs 2010 Salı
Bir Siyah Rugan Papuç Hikayesi /unos zapatos negros..
Faith 'te indrim var, anneme, kendime papuçları doldurmuşum, Oasis'te gözüm dönmüş başımı kaldırdım karşımda Debenhams duruyor. Bu arada kesinlikle Türkiye'de mağazası olan markalara bakmıyorum ama Debenhams o gün indirime girmiş çekiyor beni... Debenhams, Marks&Spencer zaten UK'de YKM gibi her yerde var. Bütçeye uygun, çeşitte bol.. Debenhams'a girdim. Önce uzun bir şok yaşadım burdakilerle kıyaslanamaz bile, sonra ayakkabılara koştum, 10 pound'dan aşağı doğru inior fiyatlar! Elimde bildiğimiz Migros sepeti gibi bir alışveriş sepeti içi komple ayakkabı dolu. Kendime inanamıyorum o sırada hala "Nasıl oldu ya"lardayım. Birden siren sesi geldi. "Eyvah" dedim "indirim şu an bitti & alamicam bunları". Meğer yangın çıkmış, anons gelince anladım. Fakat şöyle bir tip düşünün soğuktan donmamak için atkı, bere, eldiven hepsini almış, 30 poşet var elinde, koca bir sepet ayakkabı zaten Türk renk falan direk koyuyo kendini ortaya & tek kıpırdamayan o! Anonsu can kulağıyla dinliyorum bütün bunlar sepeti kaptırmamak için bu sırada herkes acil çıkıştan terk ediyor ortamı ben sabit!Diyorum ki "Yalandır yaaaa, gavurun memleketinde böyle yangın falan çıkmaz ben kasaya gideyim". Ama ne mümkün kasaya giderken beni yakalayan acil çıkışı gösteriyor. "Ya ben Türk'üm bana birşey olmaz" yok kardeşim illa alıcaklar papuçları benden!
Tabi kıvrak zekamla ayakkabıları mağazanın bir köşesine sakladım:) Orda bulamazlar! Gönül rahatlığıyla acil çıkıştan çıktım & direk alışveriş merkezinin giriş kapısına gidip beklemye başladım. Bu sefer kimseyi kapıda bekletmiyolar. "Yahu dur benim ayakkabılarım var içeride".
Gavur insan halinden anlamıyor. Neyse karşı kaldrımda beklemeye başladım. Yangın sönücek ben içeri dalıcam dışarıda bekledikçe içim kuduruyor, ayakkabılar orda ben burda!
Hayır ayakkabım yok evde sanırsın öyle bir hal. Dakikalar geçiyor, içeri koşarak girmek için eldivenleri falan çıkardım, bere, atkı, poşet çantaya tıkıldı, para kolay bir cebe yerleştirildi, ellerim boş hazırım!
Tabi kendimi öyle bir kaptırmışım ki alışveriş merkezi açılmış millet içeri giriyor hatta bazıları poşetle çıkıyor. Allah benim gözler dönmüş içeri koştum, bitmiş yangın falan yok! O an Debenhams gözümde Louboutinleşti , ayakkabıları sakladığım yere koştum:) hala sakladığımı düşünüyorum! Aldım hemen başka bir siren riskine karşı girdim sıradan ödedim çıktım!
Oh bir rahatlık bir ferahlık.
Ama o telaşla o gün boyu çantamda 18 bin poşetle bir sürü yere daha gideceğim hiç gelmediği için dönerken satın almayı bile düşünemedim o kadar ıvır zıvırı.
Sonra ne oldu o ayakkabıların 2si ayağıma büyük, 1i küçük geliyor! Ayrıca hepsini en fazla 2 kez giydim. Üstelik bir tanesi siyah!!!
Ben siyah ayakkabıyı nerde giyeceğim hangi akla hizmet aldım! Bunları 2ci defa ofiste kurumsal olmak için bugün giydim. İlkinde operaya giderken siyah, daracık, yakası beyaz benekli, dev güllerle süslü elbisemin altına giymiştim "Cumhuriyet Balosu"na gittiğim sanılmıştı:)
Üstüne kumaş pantalon & Mango'dan aldığım spor klasik kemerim & gömlekle artık ben bile bir defalığına kurumsal oldum! Sadece bu papuçları giyebilmek için...
İşte bir anlık heyecanın sonu! :) kişiyi kurumsal bile yapar:):)
29 Nisan 2010 Perşembe
Ride on miranda - Hello Ben Yakari!
Saat 00.00'da komputerleri toplayıp, bir CD, bir memory şütük, bir Dosya eşliğinde ofisin kapısını çektik.
Aşağıda gördüğünüz yada göremediğiniz artık o sizin derdiniz görseller missionumuzdu:)
Ne olduğunu ben anlatamam Şebo anlatsın olmadı Hasan anlatsın:):)
Yorulduk ama eğlendik çapımızda..
"Oh my gad ne zaman file çorap giyeceğim?"
Cevabını bulamadığım sorulara naylon çorapla cevap veriyorum. Aynı Bizim Boğaziçi'nde Dediğimiz Gibi:
"Oh my gad al sana naylon çorap"
Benim adım Yakari, yakarim buralari...
Bu da imaj çalışması olsun, çünkü beeeğnn bu aralar çok meşgulüm akımbokum magazin onlar için art direktörlük yapmamı, zakzukvoq bu ay ki moda çekimlerini benim yönetmemi, rınrınbinfırın dergisi yılın en çok aranan art direktör & moda yönetmeni olarak benle çekim yapmak istediğini ayrıca erevizyona bu sene katılacak Manga'yı da benim giydirmemi vakit bulamazsam bile onlara giydirilecek kıyafetlere 1 parmak atmamın bile yeteceğini söylediler bitmedi tabi beeeğğnnn çok nası derler bizim Boğaziçinde olduğum için öyleyim böyleyim vazgeçilmezim.
PS: sana adıyorum...



