28 Ekim 2010 Perşembe
İyice Azıttım artık!!!
27 Ekim 2010 Çarşamba
Şimdi de uyku bu nesi?
Çok yorgunum bu nesi şimdi sabah sabah...
Evden çıkarken yanıma battaniyemi de aldım ne olur ne olmaz uyurum, üstüme kar yağmasınnnn!
Sabah gözümü açtığımda diyeceğim ama sanırım gözümü hiç açmadan işe geldim.
Tabi işe saatinde gelemedim!
Kış uykusu, ayı, ben hepimiz bir karedeyiz bu vaziyette.
Sabah o elbiseyi nasıl buldum, çorabı nasıl giydim ama o kadar uyanasım yoktu ki battaniye model hırkamı giyip geldim.
Bu hırkanın anısı var:) yine böyle soğuk kış günlerinden biri, üniversiteye girdiğim yıl, okulun soğuğu sırtımda, zatürre oldum olacağım zaten İstanbul Üniversitesi taş bina bilen bilir hiç ısınmaz, o yıl ilk defa Beyazıt-Laleli ile tanışmışım bu hırkayı ördüm.
Popoyu falan kapatır, pandik yemem, ısıtır üşütmem kafasıyla.
Okula giderken de yastık & battaniye görevi görür, sarmalanır uyurdum vapurda.
Bir kere de Beyazıt'ta şemsiyemle uçmuştum! Amca yakalmıştı beni:)
Off bu sabah o kadar uykum var ki gülmek için ağzımı açtığımda bile esniyorum...
"Cuma 29 Ekim dayan" diyen oldu mu? Olmasın ben Cuma aynı saatte burda olacağım.
PS: Bugün ne çok kişiye çemkirmem gerekiyor- uykum var ama pfff.
Elbisem Beyoğlu İş Merkezi sezonun en başında almıştım.
Çoraplar yine Penti . Dün akşam çorabım kaçınca soluğu Penti'nin Suadiye'de yeni açılan mağazasında aldım. Kaçan çorap yok satmış! 1 tane kalmış aldım umarım olur çorap dediğin kaçmamalı diyeceğim ama allah seni inanadırsın hepsi yakışıklı erkek gibi vıcır vıcır kaçmak içn fırsat kolluyor!
Bu papuçları bu sene sık sık giyeceğim ALDO hihohiho:)
Haydi tatlı rüyalar.
19 Ekim 2010 Salı
Okonomik krizi de göze alarak susup fotomu kendim çektim. Al canım!
Dün tv karşısında oturup hobü yaparken bir siyasi tartışma programında "sıfatlar" dikkatimi çekti. Normalde aptal sarışın moduna alıyorum kendimi böylece hayat bazen daha kolay oluyo ama sarışın modum bile etkilendi o sıftalardan.
Sürekli bölmek, bölünmek bunlardan bahsediliyor, referandum sonrası Yök-başörtü olayları, bu ülke de artık herkes eşarp mı takacak takmayan dışlanacak mı, ama bu topraklarda sadece müslümanlar yaşamıyor falan bir sürü konu gündemde ya.. Neyse yine bunları tartışıyorlar fakat ben ekrana bakmıyor olsam bile kendimi "endişeli modernler", "seçkin muhafazakarlar", "eşitliğe yakın", "sağa sıcak" gibi saçma sapan sıfat & terimlerden alamıyorum.
Pardon kimin kafasını karıştırmaya çalışıyorsunuz!
Çünkü bunlar kimseye bir kitaptan yada bir okulda falan öğretilmiyor. Ayrıca daha sağını solunu yeni yeni anlamaya başlamış bir toplumdan söz ediyoruz. Yazılı terimleri daha ayırt edememişken bu nesi? Neden lafla bölmek insanları, neden kafalara bunun sokulmak istenmesi, bu kadar ayrı, bu kadar çok çeşitten "bir toplum" olunabilinir mi?
Bu "ayrılık" sıfatlanadırmalar neden!
Çünkü artık sıkıcı oldu. Hepimiz kendimizi sarışın moduna alsak bile katlanılmaz bir hal alıyor. Her söz alan, söz hakkı olan demiyorum, ağzına bir mikrofon tutulup, önüne konuşması & bunu milyonlara duyurması için bir platform konulan herkes neden bir takım sıfatlarla ayrımcılık yoluna gidiyor.
Referandum'a evet yada hayır demek bir ayrımcılığın su yüzüne çıkması mıydı? Çünkü referandum sürekli demokrasi ile birlikte yanyana okundu. Öyle değilse kim kandırılıyor?
Kişilerin içinde hep ayrımcılık mı vardır?
Belli ki var.
Ülkenin durumu belli, yaşanan & aşağı yukarı yaşanacaklar ortada. Bugün olup bitenlerden biz değil ne yazık ki bizim çocuklarımız, torunlarımız etkilenecekler. Tıpkı zamanında yanlış yönlendrilmiş bir takım ekonomilerden, politikadan, yönetimden bugün bizim etkilenip nashibimizi aldığımız gibi.
Demem o ki, bu kafalarla ileri bir adım atmak mümkün değil. İlk sözümüz kendimizi ayrımcı sıfatımızla tanıtmak olursa - Merhaba ben seçkin modern Kutbak Zurzak!- öyleyse demokratik bir sistem umut etmemeliyiz. Bir laf vardır "her kafadan bir ses çıkmak" diye. O sesler yok olur gider, sesi çıkaranlar da kaynar gider.
Sıfatlardan, terimlerden & bütün bunların içindeki ana, özfikir olan ayrımcılıktan sıkıldım. İnsan insandır, insan gibi muamele görmeyi ancak insan gibi davranırsa hak eder.
16 Ekim 2010 Cumartesi
Bulut
14 Ekim 2010 Perşembe
Tattaaaaaaa Bugün O KadarRR Şıkım kiiiiiiiiiiiİİİİİİİİ!
Yapılacaklar & alınacaklar & değiştirilecekler, -ecekler & -acaklar listelerimle geziyorum - alzi -geri geldi!
Yaşlı gibiyim 12 dedin mi uyuyorum! Dün gece Peter Sellers'ın kopulası filmlerinden- I love you Alice B. Toklas!'ı izlerken yine uyudum kaldım! Gözlerimi açtığımda film çoktan bitmişti, uyku akan gözlerimle yatağa giderken kendime gıcık olup duruyordum.
Demin de hamburger yerken ekmeği fazla geldi, kenara itip sadece etini yedim! Tıkandım yahu!:O
Yine de bu sabah güzel bir sabah yağmur hiç durmayacak gibi yağsa bile, haftasonu anneannem tatile gitse bile, saçlarım elektriklenmiş gibi yatak izi olmuş olsalar bile ben bu sabah yaşlanmaya inat, alziye savaş, erken uyuma sendromuna protest işe çok şık geldim!

Doğumgünümde harika bir sürü ayakkap geldi! bir tanesi parmaklarımı börçüm büklük yapmıştı meğer kalıptanmış. Onlar bunlarla değişti. Çok şık ama sonik rahatsızlar. Bu yaz kendimi hımbıla & tembele verip sürekli sandalet giydiğim için topuklularla koşup coşup yürümeyi unutmuşum. Ya da bu da yaşlılıktan:(
***
Bugünlerde "iyi bi iş çıkartmak" için keşif ötesi birşey yapmak gerekiyor.
(Aya da füze atıldığından..)
Dergilere, fotoğraflara, kitaplara, kıyafetlere, müziklere, gazetelerdeki haberlere hatta suçlara suçlulara bakınca herşey birbirinin kopyası gibi değil mi?
"Farklı" diyoruz ya.. kimse farklı değil, yaşanan hayatlar, ilişkiler neredeyse hiç birbirini tanımayan insanlarınkiler bile birbirinin aynı gibi.
Üzüntüler, mutluluklar, kavgalar, zevkler, tercihler.. Sanki başta tek bir kişi varmış da bütün bunlar ondan kopyalanıp yapılıyormuş & bir şekilde o "tek"miş, "esas"mış, "asıl"mış gibi. Kimse doğrusuna yanlışına bakmaksızın fakat onun yaptıklarının aynısını da yaptığını fark etmeksizin takipte gibi.
Yapılabilecek en mucizevi keşifler aslında çoktan yapılmış, eksikler tamamlanmış, dünya oluşumunu bitirmiş artık keşifler, toplumlar, dünya hepsi bir ortak sona gider gibi monotonlaşmış & gelen sonu bilmiş aslında kabul etmiş gibi..
Herkes sabah evinden çıkıyor, çıkarken çoğu aynı şeyi yapıyor, hemen hepsi aynı şeyleri giyiyor, hepsi yol boyu aynı şeyi düşünüyor, aşağı yukarı hepsinin yanlarında taşıdıkları eşyalar bile bir diğerinin aynısı. Ofislerine girdikleri ilk andan itibaren iletişimleri tamamen bilgisayar & internet üzerinden, öğle yemeklerinde herkes benzer şeyleri yiyor, cep telefonlarından konuşmalar yapılıyor aynı şeyler konuşuluyor. Akşam olunca ofisten çıkan hemen herkes evine gidiyor, eve yada dışarı çıkanların hemen hepsi aynı şeyleri yapıyor. Dünyanın bu tarafında neredeyse hayat tek bir fabrikadan çıkmış gibi yaşanılıyor.
Ancak çok uzaklarda bir yerlerde belki Afrika yada Alaska'da başka bir hayat var. "Doğaya" karşı hayat! Bizim çoktan yarılamış olduğumuz, neredeyse yok ettiğimiz doğa savaşı.. Sonra evlerimizde, ofislerimizde - uzaktan kendim bile yapıyor olsam çok zavallı geldi gözüme- doğayı geri kazanmak için geri dönüşüm çabaları gösteriyoruz. Ben kendimi bildim bileli Afrika'da çocuklar aç & ölüyorlar. Kendimi bildim bileli Alaska'da buzdan evler var.
"Kendimi bildim bileli" diye başlayabilecek milyonlarca cümlem-iz var. Ikea gibi hayatlarımız var. Aslında hepimiz o marketin bir odasında yaşıyoruz. Geceleri tıkıştığımız kluplerde barda tanımadığımız tıkışıklıktan yapışık durduğumuz o insanların hepsiyle aynı gönül ilişkilerini hemen hemen aynı başlangıç & sonla yaşıyoruz. Kavga etmek için bile keşfedeceğimiz yeni bir konu, sorun, pürüz yok. Üzerine kavga ettiğimiz herşey için kaç nesildir insanlar kavga ediyor.
Çok sığ değil mi aslında? yada yaşaması çok basit değil mi özünde?
Zor olan biziz, bizim kendimizi farklı zannetmemiz.
***
17 Mayıs 2010 Pazartesi
Gençlik Anıları vol.#70868379402748049692524797
---
Şimdilerde bu bile yüzümü düzeltemiyor...
PS. Okura not kendini sev, onu koru, kocasından akıl alan kadınlardan uzak dur!
27 Nisan 2010 Salı
Peynir, SÜt & Bir sürü Sığ Fikir
Merve bir portföy almış hasır siyah..
Görünce "Wooooooooooooo" diye bir ses çıkarttım, zorla götürtüp kendimi çantacıya aynından aldırmak için..
Fakat çantacıya gidene kadar ne kadar abuk sabukluk varsa mesela binbir çeşit toka, küpe, bilezik adedi 1 TL'den olmak üzere yol boyu satın aldık.
Çantacıda cebimden gelen "tink" sesi yüzünden çanta alamadım.
Çanta alamayınca eski çantaları bir karıştırdım.
Hepsi üst üste durdukları için hep üstteki çantayı alıp takıyorum.
Zaten altta ne var onu da bilmiyorum.
Neyse Merve'nin gözümün kaldığı portföyünden almadım ama kendi "kullanılmamış" çantalarımı bulunca en az yeni almış kadar sevindim.
Tabi ilk fırstta ben de alacağım o portföyden o ayrı;)
Buluşum & muhteşem keşiflerimden faydalanmak amacıyla bugün hatta yıllar sonra ilk defa bugün ofise bu çantayla geldim.
Şimdi kullandığım o renkler üretilmiyor.
Bir an nene gibi hissettim kendimi o kadar eski bişiler kullanıyordum ki artık üretilmiyor:))
Bahar geldi ya.. hoş bugün kış biraz, benim ince askılı bluzum, üzerine giydiğim transparan gömleğime yakışmayacak & çıplak ayaklarımdan aldığım soğukla önüne geçemeyeceğim o koca gaz göbeğimi on kat şişirecek kadar kış.
Neyse kaç gündür Lis'in beynini yiyorum "Pedikür" diye.
Bu kışa girerken bir ayakkabının gazabına uğramıştım. Bütün kış ilaç kullandım biraz kendine geldi düzeldi. Ama bahar & yaz kampanyası da şart ki bundan kısa bir zaman önce bakım uğruna 2 haftada 1 manikürdeydim.
Manikürcü, Lis'in & Sosyetiğin önüne geçmişti kankalıkta.
Fakat pahalı sonunda canıma tak etti ayda 1'e indirdim bakımı.
Bu konuda hassasım pintiyim. Bir manikür pedikürün minimum 30TL olduğu bir dönemde yaşıyoruz!!
Üniversite yıllarındaki gibi:) ojemi kendim sürüyorum :):) ay çok gıcık oluyorum ama napalım.
Favori renklerimde bunlar bıktım artık French'ten, kırmızıdan, pembe, turuncu & moru da geçen yaz eskitmiştim.
Şu an peynir ötesi tenimle en çok bunları yakıştırıyorum:)
En doğal güzelin bile hiç yoksa ayda 100 lira kuaför masrafı var nası doğal?!!
Doğal kılsız kadın var mı?!
Neyse bu "sığ", "aptal sarışın" muhabbetinden sonra "1984" demek isterim:)
Hepimiz Aşk-ı Memnu izliyoruz ama kitap da okuyoruz di mi evladım:))
"Adı Aylin" bitti geçen gün. Adı Aylin dediğimde herkes " Aaaa çok eski değil mi o? Ben onu lise de okumuştum" falan diyor ama kitap liseli bir gence yönelik değil:)
Araştırmacı gazeteci kimliğimle kitapta adı geçen herkesi tek tek araştırdım.
Bulduğum en medyatik haber de Tayyibe Gülek'in yani Aylin'in ablası Nilüfer Gülek'in öz, Aylin'in manevi kızının, Gülse Birsel'in kocası Murat Birsel'in ilk eşi olduğu:)
Dünyanın en medyatik bilgisini de verdikten sonaaaaaaaaaaaaa:))
Neşe dolu geçen 23-24-25 Nisan sebebiyle sahilde 3 gün Iron Man, Volverine & Süper Can'ın kahramanlık skeçleriyle bitmek tükenmek bilmeyen bir bayramı daha geride bırakırken siz sevgili okuyucular, sabırlı anne&babalar, takdire şayan ebeveynlerin gözlerinden küçüklerin de elma & pamuk şeker bulaşmış yanaklarındna öperim.
PS. Bılog sence peynir beyazı mı süt beyazı mı:?:O
