Aldo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aldo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ekim 2010 Perşembe

İyice Azıttım artık!!!

Hava ne kadar güzel, çiçekler, böcekler, hayat lara lara la la lara lara la la!
Ay bu ne! Ne bu hava yaaaaa! Çüş demek istiyorum & diyorum ÇÜŞ!
Sabah tam manasıyla ne giyeceğimi bilemedim & sapıtıp işte böyle çıktım evden.
Hatta bu iyi hali bile, ayağımda yağmur çizmelerim vardı, topukluları sonradan ofiste giydim.
Yolda beni gören kesin deli sanmıştır! Sansın umrumda değil. Bak o delinin aklına geldi, Penti & Aldo bana sponsor olsun bence, onlar olmadan kesinlikle sokağa çıkmıyorum çünkü!!!
Beni deli sanan önce etrafına baksın bana gelene kadar ne deliler & ne delilikler var bu ülkede insan "Oha" dedirten!
Ben ancak o deliliklere renk olurum!
Yerdeki o pembe şemşiye ile kendime ofiste Erol Atar ortamı yaratmış gibi oldum ama yolda saçlarım ıslanıp iyice deli sıçana dönmemek için kullandım, kurusun diye açtım oraya..
Bu arada bu tül eteklerden on binlerce aldım bu sezon hatta herkese alım, olmadı aldırdım da bunlar insanı koca popolu gösteriyo o nolucak?!:O
Ya olmaz olmaz yarın ofis kapandı, sanırım bu mükemmel havanın şerefine oldu bu mucize.
Yani hava güneşli değil bu personel zaten sokağa çıkamaz iyisi mi ofisi de kapatalım bunlar evde tomocan gibi oturup semirsinler de; bir fikir tabiiii.
Aiiii bu sabah hava o kadar güzeldi ki Tanya'lar hava alanına ancak 2,5 saatte vardı nerdeyse uçak kalkınca!
Bi de Nigger&Hostes'te Amsterdam'a gittiler aşağı yukarı o civar bir vakit aldı hava alanına gitmeleri!
Demek hava yağışlı olunca bu şehirde evden çıkmican - çıkarsan ya trafiğe kapılırsın - ya benim gibi deliye dönersin - yada beni gibi delilerle uğraşırsın! Sen seç:)
* * *
Bugün okulda olsaydım lise yada ortaokul olması gerekiyor, muhtemelen şiir falan okunur, tüm gün konferans salonunda pinekleyerek geçerdi.
Okul yarım gün olurdu.
Ödev falan hani olup olur da yaptıysan boşe giderdi.
Bugün din dersinde tahtaya kalkıp dua okuma riski olmazdı.
Resim dersinde kesin 1 hafta önce Cumhuriyet temalı resimler yapılmıştı.
Bugün ki etkinliklerde ya çok çalışkan bir tipsen ya mega haşere bir tipsen görev almak zorunda olurdun. Çalışkan zaten adı üstünde çalışkan, öteki de boş kalıp azmasın onun enerjisini faydalı işe kullanalım diye görevlendirilirdi.
Muhtemelen 1-2 hafta önce Cumhuriyet & Atatürk temalı kompozisyonlar, şiirler falan yazılıp, seçilip bugün çıkan özel sayı okul dergisine basılmıştı. yazısı çıknalar dergiyi hala bugün saklardı:)
Tören boyu o minnacık "kuş" beyinlere hayatları boyu taşısınlar diye bir fikir, bir bilgi yerleştirilmeye çalışılırdı.
O bilgi, o fikir zamanla büyür, olgunlaşır, yerine otururdu.
Tabi bütün bu bahsettiklerim bundan baya önce yani ben falan liseye giderken olurdu.
Şimdilerde ne oluyor bilmiyorum, hatta birşey oluyor mu onu da bilmiyorum..
Sanki bugünlerde 29 Ekimler daha bir derbi havasında geçiyor. Bizim zamanımızdaki çocuklar heyecan dolu olurdu, onların içine o heyecan yerleşirdi, vardı öyleydi onlar.. bayrakları hazırdı, yürüyüş saatini iple çekerlerdi, onlar o bayraklara, yürüyüşlere inanırlardı.
Bilirlerdi ki herkesin gönlü, fikri bir.
Şimdiler de neye inanır çocuklar bilmiyorum. hala heyecanlılar mı, heyecan konuldu mu içlerine kim bilir?
Yoksa kafalarıyla birlikte örtüldü mü tüm düşünceleri, heyecanları, ianaçları, bilgileri, fikirleri, öğrendikleri, öğretildikleri..
* * *
Herkesin 87. defa bayramı kutlu olsun, bu bayram hep olsun onunda üstü örtülmesin.

27 Ekim 2010 Çarşamba

Şimdi de uyku bu nesi?

Kafamı masaya dayayıp uyuduğum zaman herkes anlayacak işte!
Çok yorgunum bu nesi şimdi sabah sabah...
Evden çıkarken yanıma battaniyemi de aldım ne olur ne olmaz uyurum, üstüme kar yağmasınnnn!
Sabah gözümü açtığımda diyeceğim ama sanırım gözümü hiç açmadan işe geldim.
Tabi işe saatinde gelemedim!
Kış uykusu, ayı, ben hepimiz bir karedeyiz bu vaziyette.
Sabah o elbiseyi nasıl buldum, çorabı nasıl giydim ama o kadar uyanasım yoktu ki battaniye model hırkamı giyip geldim.
Bu hırkanın anısı var:) yine böyle soğuk kış günlerinden biri, üniversiteye girdiğim yıl, okulun soğuğu sırtımda, zatürre oldum olacağım zaten İstanbul Üniversitesi taş bina bilen bilir hiç ısınmaz, o yıl ilk defa Beyazıt-Laleli ile tanışmışım bu hırkayı ördüm.
Popoyu falan kapatır, pandik yemem, ısıtır üşütmem kafasıyla.
Okula giderken de yastık & battaniye görevi görür, sarmalanır uyurdum vapurda.
Bir kere de Beyazıt'ta şemsiyemle uçmuştum! Amca yakalmıştı beni:)
Off bu sabah o kadar uykum var ki gülmek için ağzımı açtığımda bile esniyorum...
"Cuma 29 Ekim dayan" diyen oldu mu? Olmasın ben Cuma aynı saatte burda olacağım.

PS: Bugün ne çok kişiye çemkirmem gerekiyor- uykum var ama pfff.
Elbisem Beyoğlu İş Merkezi sezonun en başında almıştım.
Çoraplar yine Penti . Dün akşam çorabım kaçınca soluğu Penti'nin Suadiye'de yeni açılan mağazasında aldım. Kaçan çorap yok satmış! 1 tane kalmış aldım umarım olur çorap dediğin kaçmamalı diyeceğim ama allah seni inanadırsın hepsi yakışıklı erkek gibi vıcır vıcır kaçmak içn fırsat kolluyor!
Bu papuçları bu sene sık sık giyeceğim ALDO hihohiho:)
Haydi tatlı rüyalar.

19 Ekim 2010 Salı

Hee şimdi "Sabah sabah bu Lady Gaga pozu da nesi? di mi? Şusu; ofiste sabah ben, Hobit & Patrondan başka kimse olmayınca iş başa düştü. Napıcaktım "Yaee patron bi bakar mısın, bi fotoraf çekineblir miyiz bloaaa koycam da?" mı dicektim!
Okonomik krizi de göze alarak susup fotomu kendim çektim. Al canım!



Dün tv karşısında oturup hobü yaparken bir siyasi tartışma programında "sıfatlar" dikkatimi çekti. Normalde aptal sarışın moduna alıyorum kendimi böylece hayat bazen daha kolay oluyo ama sarışın modum bile etkilendi o sıftalardan.
Sürekli bölmek, bölünmek bunlardan bahsediliyor, referandum sonrası Yök-başörtü olayları, bu ülke de artık herkes eşarp mı takacak takmayan dışlanacak mı, ama bu topraklarda sadece müslümanlar yaşamıyor falan bir sürü konu gündemde ya.. Neyse yine bunları tartışıyorlar fakat ben ekrana bakmıyor olsam bile kendimi "endişeli modernler", "seçkin muhafazakarlar", "eşitliğe yakın", "sağa sıcak" gibi saçma sapan sıfat & terimlerden alamıyorum.
Pardon kimin kafasını karıştırmaya çalışıyorsunuz!
Çünkü bunlar kimseye bir kitaptan yada bir okulda falan öğretilmiyor. Ayrıca daha sağını solunu yeni yeni anlamaya başlamış bir toplumdan söz ediyoruz. Yazılı terimleri daha ayırt edememişken bu nesi? Neden lafla bölmek insanları, neden kafalara bunun sokulmak istenmesi, bu kadar ayrı, bu kadar çok çeşitten "bir toplum" olunabilinir mi?
Bu "ayrılık" sıfatlanadırmalar neden!
Çünkü artık sıkıcı oldu. Hepimiz kendimizi sarışın moduna alsak bile katlanılmaz bir hal alıyor. Her söz alan, söz hakkı olan demiyorum, ağzına bir mikrofon tutulup, önüne konuşması & bunu milyonlara duyurması için bir platform konulan herkes neden bir takım sıfatlarla ayrımcılık yoluna gidiyor.
Referandum'a evet yada hayır demek bir ayrımcılığın su yüzüne çıkması mıydı? Çünkü referandum sürekli demokrasi ile birlikte yanyana okundu. Öyle değilse kim kandırılıyor?
Kişilerin içinde hep ayrımcılık mı vardır?
Belli ki var.
Ülkenin durumu belli, yaşanan & aşağı yukarı yaşanacaklar ortada. Bugün olup bitenlerden biz değil ne yazık ki bizim çocuklarımız, torunlarımız etkilenecekler. Tıpkı zamanında yanlış yönlendrilmiş bir takım ekonomilerden, politikadan, yönetimden bugün bizim etkilenip nashibimizi aldığımız gibi.
Demem o ki, bu kafalarla ileri bir adım atmak mümkün değil. İlk sözümüz kendimizi ayrımcı sıfatımızla tanıtmak olursa - Merhaba ben seçkin modern Kutbak Zurzak!- öyleyse demokratik bir sistem umut etmemeliyiz. Bir laf vardır "her kafadan bir ses çıkmak" diye. O sesler yok olur gider, sesi çıkaranlar da kaynar gider.
Sıfatlardan, terimlerden & bütün bunların içindeki ana, özfikir olan ayrımcılıktan sıkıldım. İnsan insandır, insan gibi muamele görmeyi ancak insan gibi davranırsa hak eder.
* * *
Ya tam hobümü anlatıcaktım siyaset girdi araya! Neyse höbüm bitsin anlatacağım zaten.
Bugün giydiğim şeylerin yine bir savı var şöyle ki;
Üstü fıstık yeşili tülle kaplı, siyah beyaz çizgili eteği ben diktim. Standartların dışına çıkmayı öneriyorum bu eteğimde!
O rengarenk çoraplar yine Bijenkorf aslında bir sürü tezatın bir araya geldiğinde bir uyumu yakalayabileceğini öneriyor.
Omuzları kabarık bluzum Primark her ne olursa olsun dimdik ayakta dur !diyor
Tozluklarım Aldo, mavi bootieler de Bershka!
Bütün bunları tek tek niye mi yazıyorum; ayrı ayrı yerlerden gelmiş olsalar bile bir araya geldiklerinde daha bir şık durdukları için.
* * *

16 Ekim 2010 Cumartesi

Bulut

Bence gayet normal!
Hiçbir tuhaflık yok. Eğlenceli, renkli, bir savı var en azından.
O benim BULUT KONSEPTİM!
Bu sabah işe yürürken herkesin afyonunu patlattım, dönüp dönüp bakanlar, gördüğüne şaşıranlar, bakıp kalanlar, stop edenler, boynu tutulanlar, gözlerini kocaman açanlar çeşit çeşit desen desen:)
Böyle durumlarda gece rüyalarına kabus olmak istemediğimden bir gözlüğüm olsa demiyor değilim.
En azından yürüyen birşey hatırlarında kalır yüzümü hatırlamazlar.
Çünkü bu yüzü başka zamanlarda da kullanıyorum mesela semt pazarında domates alırken!:O
Markette alışveriş yaparken!:O
Büfe önünde tost bastırır, dolmuşa biner, akşam dışarda yemek yerken!:O
Hafızalara bu yüzün yerleşip yerleşmesini isteyip istemediğimden emin değilim sadece bakıp görenlerin ruh sağlığı & güvenliği için:)
Bulut Konsepti bugüne kadar kendimi yansıttığım en harika bileşenlerden biri bence.
Biricik eteğim H&M, çoraplarım Bijenkorf, bluz Atmosphere & tabi ki papyonum da H&M.
Aaaaaaa unutmadan pençe papuçlar Irregular, tozluklar & dün giydiğim megamonik papuçlar da ALDO:)
Bu tarzımla LEvis, Unitim, Google & kendi ofisim dışında bir yerde çalıştırılamayacağımsa bu sefer Kızıl Sonya'nın fikri! Oysa hepsi gibi yaratıcı değil miyim:)))
Neyse bulutlanmak isteyenler, kendini bulutların üstünde hissedenler, bir kerecik olsun ayakları yerden kesilsin canı çekenler buyrun biraz cesaret yeter de artar bile.
PS: Alice'e mektup;
"Sevgili Alice,
ne yazık ki yanına gelmek zorundayım. Beni ancak Hatter & sen anlarsınız.
Ancak ormanda yürürken içine düştüğün o kuyu yada delik her neyse sanırım bizim topraklarımızla bağlantı kurulamayacak bir yerde.
Yardımın gerekli, lütfen ormanda tanıdığın köstebeklere rica et sizin ordan bir tünelle bana da bir yol açın.
Sevgiler,
Sed."

14 Ekim 2010 Perşembe

Tattaaaaaaa Bugün O KadarRR Şıkım kiiiiiiiiiiiİİİİİİİİ!

Kurumsal kimliğim, doğumgünü papuçlarım, yağmur fakat bu sabah güzel bir sabah hep birlikte yine huzurlarındayız!
Yapılacaklar & alınacaklar & değiştirilecekler, -ecekler & -acaklar listelerimle geziyorum - alzi -geri geldi!
Yaşlı gibiyim 12 dedin mi uyuyorum! Dün gece Peter Sellers'ın kopulası filmlerinden- I love you Alice B. Toklas!'ı izlerken yine uyudum kaldım! Gözlerimi açtığımda film çoktan bitmişti, uyku akan gözlerimle yatağa giderken kendime gıcık olup duruyordum.
Demin de hamburger yerken ekmeği fazla geldi, kenara itip sadece etini yedim! Tıkandım yahu!:O
Yine de bu sabah güzel bir sabah yağmur hiç durmayacak gibi yağsa bile, haftasonu anneannem tatile gitse bile, saçlarım elektriklenmiş gibi yatak izi olmuş olsalar bile ben bu sabah yaşlanmaya inat, alziye savaş, erken uyuma sendromuna protest işe çok şık geldim!

Didem bu kılığımla beni hiçbir ofiste çalıştıramayacaklarını söylemişti.
Ben de bankacı, vergi memuru, emlakçı yada öğretmen olmayacaktım ki:)


Doğumgünümde harika bir sürü ayakkap geldi! bir tanesi parmaklarımı börçüm büklük yapmıştı meğer kalıptanmış. Onlar bunlarla değişti. Çok şık ama sonik rahatsızlar. Bu yaz kendimi hımbıla & tembele verip sürekli sandalet giydiğim için topuklularla koşup coşup yürümeyi unutmuşum. Ya da bu da yaşlılıktan:(

***

Bugünlerde "iyi bi iş çıkartmak" için keşif ötesi birşey yapmak gerekiyor.

(Aya da füze atıldığından..)

Dergilere, fotoğraflara, kitaplara, kıyafetlere, müziklere, gazetelerdeki haberlere hatta suçlara suçlulara bakınca herşey birbirinin kopyası gibi değil mi?

"Farklı" diyoruz ya.. kimse farklı değil, yaşanan hayatlar, ilişkiler neredeyse hiç birbirini tanımayan insanlarınkiler bile birbirinin aynı gibi.

Üzüntüler, mutluluklar, kavgalar, zevkler, tercihler.. Sanki başta tek bir kişi varmış da bütün bunlar ondan kopyalanıp yapılıyormuş & bir şekilde o "tek"miş, "esas"mış, "asıl"mış gibi. Kimse doğrusuna yanlışına bakmaksızın fakat onun yaptıklarının aynısını da yaptığını fark etmeksizin takipte gibi.

Yapılabilecek en mucizevi keşifler aslında çoktan yapılmış, eksikler tamamlanmış, dünya oluşumunu bitirmiş artık keşifler, toplumlar, dünya hepsi bir ortak sona gider gibi monotonlaşmış & gelen sonu bilmiş aslında kabul etmiş gibi..

Herkes sabah evinden çıkıyor, çıkarken çoğu aynı şeyi yapıyor, hemen hepsi aynı şeyleri giyiyor, hepsi yol boyu aynı şeyi düşünüyor, aşağı yukarı hepsinin yanlarında taşıdıkları eşyalar bile bir diğerinin aynısı. Ofislerine girdikleri ilk andan itibaren iletişimleri tamamen bilgisayar & internet üzerinden, öğle yemeklerinde herkes benzer şeyleri yiyor, cep telefonlarından konuşmalar yapılıyor aynı şeyler konuşuluyor. Akşam olunca ofisten çıkan hemen herkes evine gidiyor, eve yada dışarı çıkanların hemen hepsi aynı şeyleri yapıyor. Dünyanın bu tarafında neredeyse hayat tek bir fabrikadan çıkmış gibi yaşanılıyor.

Ancak çok uzaklarda bir yerlerde belki Afrika yada Alaska'da başka bir hayat var. "Doğaya" karşı hayat! Bizim çoktan yarılamış olduğumuz, neredeyse yok ettiğimiz doğa savaşı.. Sonra evlerimizde, ofislerimizde - uzaktan kendim bile yapıyor olsam çok zavallı geldi gözüme- doğayı geri kazanmak için geri dönüşüm çabaları gösteriyoruz. Ben kendimi bildim bileli Afrika'da çocuklar aç & ölüyorlar. Kendimi bildim bileli Alaska'da buzdan evler var.

"Kendimi bildim bileli" diye başlayabilecek milyonlarca cümlem-iz var. Ikea gibi hayatlarımız var. Aslında hepimiz o marketin bir odasında yaşıyoruz. Geceleri tıkıştığımız kluplerde barda tanımadığımız tıkışıklıktan yapışık durduğumuz o insanların hepsiyle aynı gönül ilişkilerini hemen hemen aynı başlangıç & sonla yaşıyoruz. Kavga etmek için bile keşfedeceğimiz yeni bir konu, sorun, pürüz yok. Üzerine kavga ettiğimiz herşey için kaç nesildir insanlar kavga ediyor.

Çok sığ değil mi aslında? yada yaşaması çok basit değil mi özünde?

Zor olan biziz, bizim kendimizi farklı zannetmemiz.

***

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Gençlik Anıları vol.#70868379402748049692524797

Çok mu gezen bilir, çok mu okuyan?
Çok gezen bilir kardeşim. Çok insan tanıyan o çok tanıdıklarıyla oturup kalkan he bir de hep kendinden aklı üstün bir akıl vereni olan. Onu ayrıca anlatacağım.
Cuma günü cinlerim yine tepemde bu devre inmek bilmiyorlar, nedense? Cep telefonum henüz alışamadığım sesiyle çaldı & tabi ki bilmediğim bir numara ekranda ben bakıyorum o çalıyor. Telefon tamirden geldiğinden beri aynı tedirgin sesle açıyorum "Al o..."
Kendini Master'a boğan kişi arıyor uzun aradan sonra Es. "Canım çok sıkıldı akşama dışarı çıkalım mııııığğğ?"
Eskiden Çarşamba, Cuma, Cumartesi çıkan bir ekip vardı o biz miydik?
Ben hala 7-24 çıkan biri tanıyorum kuzenim mi Lis mi?
Neyse uzun ara olunca giyecek bulamadım. Zaten "buhrandayım" yüzüm sıçlarda, ancak gülüşümle etkileyici olabilirim, orkid reklam güzeli miyim? Derken bir jean, bir ceket, sıkı topuzla atladım Es'in 306sına.
Önce bir gülüşüyoruz eğlenceye gitcez diye bir fıkırdamalar vardık Asmalı'ya.
Kardeşim bu ne?! Koskoca Tüyap otoparkı full çekmiş arabayı kenarda kaldırıma park ettik!!! Herkes dışarıda işin özü!
Kendimizi Otto'ya (Sofyalı) oturtup mıjitoları söyledik.
Booeeek mojito hiç olmamış su mu bu ne bu sumu naneli su mu?
Gelsin sohbet gitsin mojito gelsin bira..
Bir an düştü herşey, enerji düştü, fıkırdama düştü "Es yaşlanıyor muyuz?"
Hemen kalktık yapışmayalım burda Kiki'ye gitcez.
Bir taksi çevirelim de havamızı bulalım.. "Taksici Bey Cihangir'e gitcez:)"
"Alamam abla yürüyüverin."
":O"
Taktik değiştirdik:) "Taksici Bey Sabiha Gökçen'e gitcez"
Gözleri ışıldayan taksici bey koşarak uçtu sanki allelade taksi değil de bize limo getirecek anasını satiyim "Sabiha Gökçen di miğ abla bu araba" diye koşuşuyor.
Biz gülüşüyoruz "Yok taksici bey Cihangir"
"Yo Cihangir"
"Sabiha?"
..
Yürüdük!
Ben fevkalade bir performans göstererek topuklarımla en adam kesilesi, karanlık sokaklarda, yokuş, arnavut kaldırımı demeden Asmalı'dan Kiki'ye yürüdüm.
Yol boyunca Es Patata yedi 1 kilo sanırım.
Ağzıma sürmedim desem! Canım istemedi desem!
Ketçapları üstüne döke saça, sonunuda parmağıyla sıyırarak yedi 1 kilo patatesi..
Kiki'ye varınca Lis'i aradık.
Kendisi zaten Taksim'in demirbaşı..
Galata'da 9-8lik eşliğinde coşup eğlenmişler geldiler Gökçe'yle beraber..
Şeşi beş bakmak böyle birşey işte insanın bir gözü illa ötekinin tersi yöne bakmaya inat ediyorsa..
Bu arada Kiki'de bir yavaşlık geldi bize.
Es yolda bana bir kızdan bahsederken "Kız büyük biraz 30 yaşında, yok 30 biziz 35 yaşında.. " dedi.
Kiki'de 30 yaşında tek biz vardık. 88 & altı jenerasyon eğleniyor çocuklar ben de Es diet colaını bitirsin de whisky içelim diye bekliyorum.
Diet cola bitmedi, ben bir mojito şansımı denedim:) bu sefer ki bu ne ya şekerli mi bu şekerle nane mi bu ne diye Lis'in önüne itildi.
Kendisi orda barmeni köşeye sıkıştırmış "Kontispontis var, bak dinle birşey anlatıcam Kontispontis var" diye adamın kafasını ütülüyordu.
Gökçe'de yarın işe gitcem yağğğ diye göz deviriyor.
Es'in de uykusu gelince gece 02.00'da sona erdi.
--
Acaba yaşımız kemale mi erdi derken Cumartesi gecesi evde toplaşıp köküne kadar bira & jackle sohbet ettik.
Sohbet 5 kişi başlayıp 3 kişi sona ereken içmede ki dirayetimizin hala devam ettiği tecrübe edildi:):)
He 2 arkadaş Cumartesi gecesi evden 23.00da çıkıp Pazar günü 15.00 da geri döndü:)
Yoklama alıp bu sefer Peli'lere gidildi " Sazan yaz 1907'ye" gönder eşliğinde benim hayal mayalin hatırlayacağım safhaya gelene dek içildi içilidi...
---
Demek biz artık evcile döndük.
Sokaklar bizi biz sokakları unuttuk.
Nerde o eski kudurganlık illa da her gece çıkalımcılık..
He bu arada bütün bunlara maddi krizde sebep oldu dipnot düşmek isterim.
"Bu kadar içtim de ne oldu?"
İyi geldi. Biraz gevşedi & düşünceler beynimi rahat bıraktı.
Bugün yine Yoga'ya başlıyorum.
Düzeltmem gereken bir iki kırık parça var..
Bir kaç hafta evvel bir kaç kırık parçayı Aldo ile düzeltmiştim:))



Şimdilerde bu bile yüzümü düzeltemiyor...

PS. Okura not kendini sev, onu koru, kocasından akıl alan kadınlardan uzak dur!

27 Nisan 2010 Salı

Peynir, SÜt & Bir sürü Sığ Fikir

Geçen haftasonu Merve'yle beraber KAdıköy'e gittik.
Merve bir portföy almış hasır siyah..
Görünce "Wooooooooooooo" diye bir ses çıkarttım, zorla götürtüp kendimi çantacıya aynından aldırmak için..
Fakat çantacıya gidene kadar ne kadar abuk sabukluk varsa mesela binbir çeşit toka, küpe, bilezik adedi 1 TL'den olmak üzere yol boyu satın aldık.
Çantacıda cebimden gelen "tink" sesi yüzünden çanta alamadım.
Çanta alamayınca eski çantaları bir karıştırdım.
Hepsi üst üste durdukları için hep üstteki çantayı alıp takıyorum.
Zaten altta ne var onu da bilmiyorum.
Neyse Merve'nin gözümün kaldığı portföyünden almadım ama kendi "kullanılmamış" çantalarımı bulunca en az yeni almış kadar sevindim.
Tabi ilk fırstta ben de alacağım o portföyden o ayrı;)
Buluşum & muhteşem keşiflerimden faydalanmak amacıyla bugün hatta yıllar sonra ilk defa bugün ofise bu çantayla geldim.

Didem "Sen nası oldu da bununla gelebildin işe" demekten kendini almadı.
Gözlerini dikip bir müddet çantaya baktı sonra ona makyaj çantamın & kablo, not defteri gibi ıvır zıvırların dolu dolduğu alışveriş poşetimi gösterince "Oldu" diyerek uzaklaştı:))
Küçük çanta kullanabilen kıymetli kadınlar kaybedilmemeli & desteklenmeli!
Büyük çanta kullanan kadın ıvır zıvırı, dır dırı hiç bitmeyen kadın bence:)))
Neyse makyaj çantam büyüklüğünde bir çantayla işe gelebildiğim için kendimi kucaklıyorum, çiçekleri adresime kabul ediyorum:)
Bu arada ben plastik renkli rujlara bayılırım.
Bilen bilir olmadık yere, olmadık renk rujla gitme konusunda üstüme yoktur.
Özellikle pembe & saçma tonları baştacımdır.
Geçen hafta kuzenim geldi Side'den. Kuzen diyince ufalda cebime gir bir boyut, baya bir kütle, koca bir hacimden söz ediyorum.
Gençlik benden uzun. Hatta bizden uzun kabul edelim.
17 yaşında ama sanırım 1.75 boyunda.. "Küçükken ona yedirilip bize yedirilmeyen o sağlıklı, o boy uzatan, o serpilmeye sebep olan gıdalar nedir ANNE?!" diye hergün annemin telefonunu tırmalıyorum.
Annem sakin sakin "McDonalds & makarna kızım" diyor.
Yedirin anacım, çocuklarınıza bunları yedirin!
Bak 23 Nisan'da sokakta bebek yüzlü kazıkları görünce anlarsınız demek istediğimi.
Neyse bu kuzen annemle nam-ı diğer teyzesiyle makyaj malzemesi almaya çıkmış. Bana da bir ruj almışlar.
Kuzene herşeyi bana bir ruj aldıkları için siniri aldım elime..
"Artık sen karta kaçtın jest olsun diye sana bir ruj aldık da gerisini de bir zahmet kendin al" mesajıyla buldum bu "She"leri.
Bir kere çok eknomik & parlatıcıları da renk renk insanın nefsini bastırıyor.
Yıllarca Este & Dior kullandım parlatıcı..
Şimdi kullandığım o renkler üretilmiyor.
Bir an nene gibi hissettim kendimi o kadar eski bişiler kullanıyordum ki artık üretilmiyor:))


Bahar geldi ya.. hoş bugün kış biraz, benim ince askılı bluzum, üzerine giydiğim transparan gömleğime yakışmayacak & çıplak ayaklarımdan aldığım soğukla önüne geçemeyeceğim o koca gaz göbeğimi on kat şişirecek kadar kış.
Neyse kaç gündür Lis'in beynini yiyorum "Pedikür" diye.
Bu kışa girerken bir ayakkabının gazabına uğramıştım. Bütün kış ilaç kullandım biraz kendine geldi düzeldi. Ama bahar & yaz kampanyası da şart ki bundan kısa bir zaman önce bakım uğruna 2 haftada 1 manikürdeydim.
Manikürcü, Lis'in & Sosyetiğin önüne geçmişti kankalıkta.
Fakat pahalı sonunda canıma tak etti ayda 1'e indirdim bakımı.
Bu konuda hassasım pintiyim. Bir manikür pedikürün minimum 30TL olduğu bir dönemde yaşıyoruz!!
Üniversite yıllarındaki gibi:) ojemi kendim sürüyorum :):) ay çok gıcık oluyorum ama napalım.
Favori renklerimde bunlar bıktım artık French'ten, kırmızıdan, pembe, turuncu & moru da geçen yaz eskitmiştim.
Şu an peynir ötesi tenimle en çok bunları yakıştırıyorum:)

Bu arada "doğal güzel" falan var ya yalan!
En doğal güzelin bile hiç yoksa ayda 100 lira kuaför masrafı var nası doğal?!!
Doğal kılsız kadın var mı?!

Neyse bu "sığ", "aptal sarışın" muhabbetinden sonra "1984" demek isterim:)
Hepimiz Aşk-ı Memnu izliyoruz ama kitap da okuyoruz di mi evladım:))
"Adı Aylin" bitti geçen gün. Adı Aylin dediğimde herkes " Aaaa çok eski değil mi o? Ben onu lise de okumuştum" falan diyor ama kitap liseli bir gence yönelik değil:)
Araştırmacı gazeteci kimliğimle kitapta adı geçen herkesi tek tek araştırdım.
Bulduğum en medyatik haber de Tayyibe Gülek'in yani Aylin'in ablası Nilüfer Gülek'in öz, Aylin'in manevi kızının, Gülse Birsel'in kocası Murat Birsel'in ilk eşi olduğu:)
Dünyanın en medyatik bilgisini de verdikten sonaaaaaaaaaaaaa:))

Neşe dolu geçen 23-24-25 Nisan sebebiyle sahilde 3 gün Iron Man, Volverine & Süper Can'ın kahramanlık skeçleriyle bitmek tükenmek bilmeyen bir bayramı daha geride bırakırken siz sevgili okuyucular, sabırlı anne&babalar, takdire şayan ebeveynlerin gözlerinden küçüklerin de elma & pamuk şeker bulaşmış yanaklarındna öperim.

PS. Bılog sence peynir beyazı mı süt beyazı mı:?:O