
14 Kasım 2011 Pazartesi
Deneysel Çalışmalar

28 Ekim 2010 Perşembe
İyice Azıttım artık!!!
27 Ekim 2010 Çarşamba
Şimdi de uyku bu nesi?
Çok yorgunum bu nesi şimdi sabah sabah...
Evden çıkarken yanıma battaniyemi de aldım ne olur ne olmaz uyurum, üstüme kar yağmasınnnn!
Sabah gözümü açtığımda diyeceğim ama sanırım gözümü hiç açmadan işe geldim.
Tabi işe saatinde gelemedim!
Kış uykusu, ayı, ben hepimiz bir karedeyiz bu vaziyette.
Sabah o elbiseyi nasıl buldum, çorabı nasıl giydim ama o kadar uyanasım yoktu ki battaniye model hırkamı giyip geldim.
Bu hırkanın anısı var:) yine böyle soğuk kış günlerinden biri, üniversiteye girdiğim yıl, okulun soğuğu sırtımda, zatürre oldum olacağım zaten İstanbul Üniversitesi taş bina bilen bilir hiç ısınmaz, o yıl ilk defa Beyazıt-Laleli ile tanışmışım bu hırkayı ördüm.
Popoyu falan kapatır, pandik yemem, ısıtır üşütmem kafasıyla.
Okula giderken de yastık & battaniye görevi görür, sarmalanır uyurdum vapurda.
Bir kere de Beyazıt'ta şemsiyemle uçmuştum! Amca yakalmıştı beni:)
Off bu sabah o kadar uykum var ki gülmek için ağzımı açtığımda bile esniyorum...
"Cuma 29 Ekim dayan" diyen oldu mu? Olmasın ben Cuma aynı saatte burda olacağım.
PS: Bugün ne çok kişiye çemkirmem gerekiyor- uykum var ama pfff.
Elbisem Beyoğlu İş Merkezi sezonun en başında almıştım.
Çoraplar yine Penti . Dün akşam çorabım kaçınca soluğu Penti'nin Suadiye'de yeni açılan mağazasında aldım. Kaçan çorap yok satmış! 1 tane kalmış aldım umarım olur çorap dediğin kaçmamalı diyeceğim ama allah seni inanadırsın hepsi yakışıklı erkek gibi vıcır vıcır kaçmak içn fırsat kolluyor!
Bu papuçları bu sene sık sık giyeceğim ALDO hihohiho:)
Haydi tatlı rüyalar.
26 Ekim 2010 Salı
Sus Bi Çorabım Kaçtı!
Fotoğraf makinamın pili bitti!
Bu sabah açtığım çorabım kaçtı!
aiiiiiiiiiiiiii nası gıcık bir durum!
bak daha sabahın kaçı akşam olsa idare edersin, moralini bozmazsın falan filan ama saat 10.00 itibariyle çorabım kaçtı!
daha bu sabah paketini açtığım biricik çorabım. ya şişman mıyım! şişman mıyım ben!!! "cart" dedi kaçtı. sesini duydum o "cart"lama sesi kulaklarımda... bu sabah açtım paketi açılması & kaçılması arası 2 saat sürdü!
ühüüüü ühüüüüüü çorabımmmmm..
bayılıırm beyaz çoraba.. vanilya da ayrı güzel nerden alsam nası bulsam:( pfffff pfff.. sordum kalmamış..
ya bu sabah en derdim kaçan çorabım...
etek, çorap çok zevkli de kaçan çorap tam bi afra tafra!
ay heyt!
22 Ekim 2010 Cuma
Neler neler içi dolu sepetler!
Dün akşam yaptığım ısırganotlu çorba yanında Mc Dippers yanında halloweenli krispy cream yanında Saray'dan tavuklu salata! Arsızlık & Cuma heyecanından azıttık!
Bugün hava biraz daha soğudu tabi iştahlar hemen kabardı, dün bir kase çorbayla doyarken bugün yanına illa birşey daha istendi.
Doberdi bacaklar, pörtledi popolar, fönkürdü göbeler.. Sonra bunun yazı var "Ayhhh bikiniye nassı sığcam yaee!" diye Nisan'dan başalayarak Haziran'a kadar yürüşlere çıkmaları & 100 gr. bile verememeleri var.
Kafaları duvara vurup ayhhh yemeseydimler falan!
Sabahtan beri hala odaya bir damacana su getirip içicem - belki su olur gider diye...
Masal gibi geliyor bu anlattıklarım, ben günün birinde bünyemin kendi kendine 48 hadi 50 kiloya döneceğini ümid ediyorum.
Hatta çaktırmadan inanıyorum buna!
Bünyem beni yanıltmaz bir havalardayım.
Belki bugünlerde kendimi çok şımarttığımdan böyleyim. Yeni çoraplar tabi ki Penti'den, sonra yeni bir clucht Hesî'den.. Hmmm evde buzluk olarak kullandığım kedi & köpekli çikolata kalıplarım var Serrose'dan..
Evet evet tamamen şımarmaktan!
Bu sabah yine kimse yoktu hem dans ettim hem resim çektim!
Eteğimi yine kendim diktim!
Çorplar pardon footless tights Bijenkorf, çizmeler Bershka, tshirt Primark!
Bu aralar bir yaratıcılık var üzerimde..
Haydi canım Cuma partysi olsun seninki de kutlu olsun:)))
21 Ekim 2010 Perşembe
Eğleniyorummm!
Ama üstümdeki hobüm için dayanabilirsin bence:)
Bu sabah üzerime zevkle geçirdğim mor pelerin namı diğer "kup" Merve ile birlikte geçen yıl diktiğimiz tam bu havalık ideal bir outwear yani dışsal giyim:)
Fakat ben birkaç gündür mor pelerinimi revize ediyordum!
Üstüne yerleştirdiğim kurbikler & mantarlarla daha eğlenceli bir hale dönüştü.
Yemedim içmedim pelerin, papuç, eldiven, etek ne varsa hepsini kurbiklere uyarladım.
Yine bir savım var "Yeşili sev, doğayı koru":)


18 Ekim 2010 Pazartesi
Homme made tutu - Wedding - Madam modu
Yağmur yağarken pastırmamsı sıcak, bu sebeple giyilemeyen çizme, fakat giyebilir her nevi ince çorap... yoksa bu atış sonbahar falan mı:)
Dün akşam ki düğünün etkisinden çıkamadığım için bu sabah yine tüllü, kabarık, fırıltılı birşeyler giymek istedim.
Penti'den aldığım bütün çoraplarım gibi bunları da çok seviyorum:) Zara'dan yazın indirimde alıp ancak giyebilidiğim & Bershka'dan annemin yine yaz indiriminden aldığı bluzum.. Yaz indirimlerini ancak giyebilmek nesi- hava sıcak mı ne? Neyse hepsi havaya & benim havama gayet uygun oldu.
Zaten danteldi kurdeleydi hepsine hayranım acaba Victorian mıyım?
Suada'ya düğüne gittik. "Patron" düğünü.. Dr. Erol uzundur ilk defa düğünde kravat takıp, kösele papuç giydi. Oysa düğünleri sevmez, hep rahatsızlanır & bu da çenesine vurur. Neyse zaten nikah kıyılır kıyılmaz ceketi & kravatı üstünden savururcasına çıkardı! Yine de ben renkli tshirtleri & spor ayakkabılarını daha çok seviyorum.
Günler önce Merve ile hazırladığımız kıyafetimi giyip "kek" kıvamında Suada'ya motordan düşmeden ayak bastıktan sonra ufak bir şok yaşadımmmm! Ne de olsa benim bir kaç hafta önce Lis'e "Aaaaa bu gelinliği beyendim bunu giyicem" dediğim gelinlik :) gelinin üzerindeydi.
Emin olmak için bugün gelip save ettiğim resme tekrar baktım! Evet gerçekten o!
Dahası da var benim 2. adım var ki o da gelinin adı!
En gıcık olduğum göz yoran sevimsiz düğün süslemeleri, sandalyelere geçirilmiş fiyonklar, beyaz beyaz satenler yoktu!
En istemedğim şey nikah şekeri ki dün gece yoktu!
Ayakta nikah benim fikrimdi!
Yemekli çatal bıçak sesli & ağız şapırdatmalı düğün yerine sürekli içki & kanepe servisi yapılan party havasında bir düğün!!!!! O benim fikrimdi!!!
Yahu sanki benim hayal ettiğim herşeyi biri onlara anlatmış gibiydi.
Şoku atlattıktan sonra ortamın keyfini çıkarmak kaldı.
Bütün bunları anneme anlattığımda "Ne var canım bunda frekanslarınız aynı insanlarmışsınız daha ne istiyorsun" dedi:O
Sevgili damat&gelin birbirine çok yakışmıştı altını çizmek isterim.
Çiftlerin yanyana duruşları nedense benim hep dikkatimi çeker, yine çok uyumlu bir çift evlendi iyi oldu.
Canlı jazz çok iyiydi.
Canlı müzik bitip DJ çalmaya başladığındaysa herkes dans etmeye başladı.
Gözüme ne mi çarptı - Kapalı gece kluplerinde dans edip, içki içerken sigara içme özlemi- görevliler bir süre sonra bu işe karışmadı.
Marmara'nın ortasında gece dışarıda sigara içmek dondurucu & alkol etkisini sıfırlayan bir haraket olduğundan herkes eylemine içeride devam etti.
Dumandan sayı az & haalandırma kuvvetli olduğundan hiç etkilenmedik!
Motorla karşıya geçişimiz yine "Aiiii beni tutun bu topuklarla denize düşmek istemiorum" nidalarımla son erdi.
Geceden geriye güleryüzlerimiz & cümleler dolusu tebriklerimiz kaldı!

* * *
14 Ekim 2010 Perşembe
Tattaaaaaaa Bugün O KadarRR Şıkım kiiiiiiiiiiiİİİİİİİİ!
Yapılacaklar & alınacaklar & değiştirilecekler, -ecekler & -acaklar listelerimle geziyorum - alzi -geri geldi!
Yaşlı gibiyim 12 dedin mi uyuyorum! Dün gece Peter Sellers'ın kopulası filmlerinden- I love you Alice B. Toklas!'ı izlerken yine uyudum kaldım! Gözlerimi açtığımda film çoktan bitmişti, uyku akan gözlerimle yatağa giderken kendime gıcık olup duruyordum.
Demin de hamburger yerken ekmeği fazla geldi, kenara itip sadece etini yedim! Tıkandım yahu!:O
Yine de bu sabah güzel bir sabah yağmur hiç durmayacak gibi yağsa bile, haftasonu anneannem tatile gitse bile, saçlarım elektriklenmiş gibi yatak izi olmuş olsalar bile ben bu sabah yaşlanmaya inat, alziye savaş, erken uyuma sendromuna protest işe çok şık geldim!

Doğumgünümde harika bir sürü ayakkap geldi! bir tanesi parmaklarımı börçüm büklük yapmıştı meğer kalıptanmış. Onlar bunlarla değişti. Çok şık ama sonik rahatsızlar. Bu yaz kendimi hımbıla & tembele verip sürekli sandalet giydiğim için topuklularla koşup coşup yürümeyi unutmuşum. Ya da bu da yaşlılıktan:(
***
Bugünlerde "iyi bi iş çıkartmak" için keşif ötesi birşey yapmak gerekiyor.
(Aya da füze atıldığından..)
Dergilere, fotoğraflara, kitaplara, kıyafetlere, müziklere, gazetelerdeki haberlere hatta suçlara suçlulara bakınca herşey birbirinin kopyası gibi değil mi?
"Farklı" diyoruz ya.. kimse farklı değil, yaşanan hayatlar, ilişkiler neredeyse hiç birbirini tanımayan insanlarınkiler bile birbirinin aynı gibi.
Üzüntüler, mutluluklar, kavgalar, zevkler, tercihler.. Sanki başta tek bir kişi varmış da bütün bunlar ondan kopyalanıp yapılıyormuş & bir şekilde o "tek"miş, "esas"mış, "asıl"mış gibi. Kimse doğrusuna yanlışına bakmaksızın fakat onun yaptıklarının aynısını da yaptığını fark etmeksizin takipte gibi.
Yapılabilecek en mucizevi keşifler aslında çoktan yapılmış, eksikler tamamlanmış, dünya oluşumunu bitirmiş artık keşifler, toplumlar, dünya hepsi bir ortak sona gider gibi monotonlaşmış & gelen sonu bilmiş aslında kabul etmiş gibi..
Herkes sabah evinden çıkıyor, çıkarken çoğu aynı şeyi yapıyor, hemen hepsi aynı şeyleri giyiyor, hepsi yol boyu aynı şeyi düşünüyor, aşağı yukarı hepsinin yanlarında taşıdıkları eşyalar bile bir diğerinin aynısı. Ofislerine girdikleri ilk andan itibaren iletişimleri tamamen bilgisayar & internet üzerinden, öğle yemeklerinde herkes benzer şeyleri yiyor, cep telefonlarından konuşmalar yapılıyor aynı şeyler konuşuluyor. Akşam olunca ofisten çıkan hemen herkes evine gidiyor, eve yada dışarı çıkanların hemen hepsi aynı şeyleri yapıyor. Dünyanın bu tarafında neredeyse hayat tek bir fabrikadan çıkmış gibi yaşanılıyor.
Ancak çok uzaklarda bir yerlerde belki Afrika yada Alaska'da başka bir hayat var. "Doğaya" karşı hayat! Bizim çoktan yarılamış olduğumuz, neredeyse yok ettiğimiz doğa savaşı.. Sonra evlerimizde, ofislerimizde - uzaktan kendim bile yapıyor olsam çok zavallı geldi gözüme- doğayı geri kazanmak için geri dönüşüm çabaları gösteriyoruz. Ben kendimi bildim bileli Afrika'da çocuklar aç & ölüyorlar. Kendimi bildim bileli Alaska'da buzdan evler var.
"Kendimi bildim bileli" diye başlayabilecek milyonlarca cümlem-iz var. Ikea gibi hayatlarımız var. Aslında hepimiz o marketin bir odasında yaşıyoruz. Geceleri tıkıştığımız kluplerde barda tanımadığımız tıkışıklıktan yapışık durduğumuz o insanların hepsiyle aynı gönül ilişkilerini hemen hemen aynı başlangıç & sonla yaşıyoruz. Kavga etmek için bile keşfedeceğimiz yeni bir konu, sorun, pürüz yok. Üzerine kavga ettiğimiz herşey için kaç nesildir insanlar kavga ediyor.
Çok sığ değil mi aslında? yada yaşaması çok basit değil mi özünde?
Zor olan biziz, bizim kendimizi farklı zannetmemiz.
***
