Friends Wedding etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Friends Wedding etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2012 Pazar

Benim Kuaförüm!!!

Kolay kolay kuaföre gitmem ben. Ne föne, ne kesime, ne boyatmaya.
Zaten sıkılırım öyle kafama ellensin falan..
Fakat düğün, nişan falan bir özel gün olsun, saçlar gösteriyor üstü başı, bir de eller!
Manikür, oje bunlar ne kadar önemli.
Tırnakları, eli insanın doğuştan şekilli değilse iş tastamam maniküristin yeteğine ve sanatçılığına kalıyor.
İstanbul'da bir sürü kuaföre gittim. Arkadaşlarımdan bir sürü anı ve facia dinledim.
Fakat mesleğinin erbabı Doğan & Tunay kadar yeteneklisini daha duymadım.
Çok kuaförcü değilimdir ama konu saçım ve tırnağım oldu mu hassasım bu böyle bilinir:)
İnsan yerde ararken gökte bulur ya işte Onlar 'ı bulmam tam da böyle oldu.
İyi ki buldum!
Tunay'ın sanatı, Doğan'ın yeteneği, tüm ekibin hassasiyetli ve titiz çalışması profesyonelliğe ve memnuniyete dayalı.
Saçımı bunca yıldır kesmek, boyamak ne bileyim öyle böyle evirip çevirmek isteyen niceleriyle karşılaştım ve kurtuldum.
Ama Onlar 'a gittiğimde bir sefer bile böyle bir rahatsızlık duymadım. İstemediğim veya istemyeceğim saç vs. teklifleri bir sefer bile sunulmadı.
Hep huzurla gittim ve sevinçle çıktım.
O neşeli günlerimi de, çekilen halaylara, zıplamalara, terleme rağmen bozulmayan saçımla, tırnağımla da hep birinci:)

5 Ekim 2011 Çarşamba

Bu sefer yollardayken...

Yine yoldaydım!
Her ne kadar odasına çıkmış olsak, peşinden koşmuş olsak daaaa Lis, Siso & ben gelinin ayakkabısının altına adımızı yazamadık:))))
Kısa notlarıma geçmeden; elini bu kadar çabuk tutup evlendi:)
Bütün korkularımı, paniklerimi, "Acele mi ediyorsun acaba?" sorularımı boşa çıkardı.
Notlarıma gelince;
Side'ye gittik, Pamuk'la karşılaşacağım anı iple çektim ne çok özleşmişiz tüy yumağıyla:)
Sanki kardeşimden uzaktım:)
Bu arada "Adam"la tanıştık sonunda.
Ne saçmalıyor bu, demeden açıklıyorum;
Pamuk, sayfanın sağındaki resimlerden en tüylü & beyaz olanı:)
Ay, o resimlerin en tüylü & simsiyah olanı:)
Adam'a gelince, onun daha resmi yok ama pembe bir burnu & yemyeşil gözleri var, o kadar tatlı ki sadece çok geveze sürekli havlıyor:)))
Tabi ki güneş & deniz sömürülünceye kadar tadı çıkarıldı:)
Sıra düğüne gelince az kalsın makyaj yapamamaktan evden çıkamıyorduk!
Düğünün en sadesi ben & anneannem olduk:)
(İnanılmaz birşey bu ama gerçek!)
Gelinin ayakkabısının altına adımızı yazamadık ama karga ses, geniş kalça gibi imzalarımız oldu:)))
Gelin çiçeğinin gelinin 8 yaşındaki kardeşi yakaladı.
Elinden çiçeğini alınca "VER ÇİÇEĞİMİ!!!! O BENİM ÇİÇEĞİM" diye bizi paraladı!
Çiçek yoğun çalışmalar sonucu Lis'te kaldı:) & evinde koleksiyonunu yaptığı diğer gelin çiçekleri arasında yerini aldı.
Kısaca çiçeği yakalamak için boşuna tepişmeyin denenmişi var olmayınca olmuyor!
Gelin&damat çok sevinmişlerdi:) çok da yakışmışlardı hem çift hem görüntü olarak:)
Durmadan resim çektim, kimse beni tanımadı:/ çok uzun zaman geçmiş....
Düğüne katılan 90 jenerasyonu resmen düğünü salladı!
Görüntü & ses manasında:)


Az zamanda çok yol aldık, ne diyeyim:))))
Darısı her isteyenin başına:))))

18 Ekim 2010 Pazartesi

Homme made tutu - Wedding - Madam modu

Hava çok garip değil mi?
Yağmur yağarken pastırmamsı sıcak, bu sebeple giyilemeyen çizme, fakat giyebilir her nevi ince çorap... yoksa bu atış sonbahar falan mı:)
Dün akşam ki düğünün etkisinden çıkamadığım için bu sabah yine tüllü, kabarık, fırıltılı birşeyler giymek istedim.
Penti'den aldığım bütün çoraplarım gibi bunları da çok seviyorum:) Zara'dan yazın indirimde alıp ancak giyebilidiğim & Bershka'dan annemin yine yaz indiriminden aldığı bluzum.. Yaz indirimlerini ancak giyebilmek nesi- hava sıcak mı ne? Neyse hepsi havaya & benim havama gayet uygun oldu.
Zaten danteldi kurdeleydi hepsine hayranım acaba Victorian mıyım?

Suada'ya düğüne gittik. "Patron" düğünü.. Dr. Erol uzundur ilk defa düğünde kravat takıp, kösele papuç giydi. Oysa düğünleri sevmez, hep rahatsızlanır & bu da çenesine vurur. Neyse zaten nikah kıyılır kıyılmaz ceketi & kravatı üstünden savururcasına çıkardı! Yine de ben renkli tshirtleri & spor ayakkabılarını daha çok seviyorum.
Günler önce Merve ile hazırladığımız kıyafetimi giyip "kek" kıvamında Suada'ya motordan düşmeden ayak bastıktan sonra ufak bir şok yaşadımmmm! Ne de olsa benim bir kaç hafta önce Lis'e "Aaaaa bu gelinliği beyendim bunu giyicem" dediğim gelinlik :) gelinin üzerindeydi.
Emin olmak için bugün gelip save ettiğim resme tekrar baktım! Evet gerçekten o!
Dahası da var benim 2. adım var ki o da gelinin adı!
En gıcık olduğum göz yoran sevimsiz düğün süslemeleri, sandalyelere geçirilmiş fiyonklar, beyaz beyaz satenler yoktu!
En istemedğim şey nikah şekeri ki dün gece yoktu!
Ayakta nikah benim fikrimdi!
Yemekli çatal bıçak sesli & ağız şapırdatmalı düğün yerine sürekli içki & kanepe servisi yapılan party havasında bir düğün!!!!! O benim fikrimdi!!!
Yahu sanki benim hayal ettiğim herşeyi biri onlara anlatmış gibiydi.
Şoku atlattıktan sonra ortamın keyfini çıkarmak kaldı.
Bütün bunları anneme anlattığımda "Ne var canım bunda frekanslarınız aynı insanlarmışsınız daha ne istiyorsun" dedi:O
Sevgili damat&gelin birbirine çok yakışmıştı altını çizmek isterim.
Çiftlerin yanyana duruşları nedense benim hep dikkatimi çeker, yine çok uyumlu bir çift evlendi iyi oldu.
Canlı jazz çok iyiydi.
Canlı müzik bitip DJ çalmaya başladığındaysa herkes dans etmeye başladı.
Gözüme ne mi çarptı - Kapalı gece kluplerinde dans edip, içki içerken sigara içme özlemi- görevliler bir süre sonra bu işe karışmadı.
Marmara'nın ortasında gece dışarıda sigara içmek dondurucu & alkol etkisini sıfırlayan bir haraket olduğundan herkes eylemine içeride devam etti.
Dumandan sayı az & haalandırma kuvvetli olduğundan hiç etkilenmedik!
Motorla karşıya geçişimiz yine "Aiiii beni tutun bu topuklarla denize düşmek istemiorum" nidalarımla son erdi.
Geceden geriye güleryüzlerimiz & cümleler dolusu tebriklerimiz kaldı!







* * *

20 Temmuz 2010 Salı

Yedin beni evladım

Bizim kapıcı tatilden döndü.
Bildiğin bronz, yanmış adam.. ben hala fındıktadır falan burda hayal kuruyorum.
Tabi geri dönüş hediyesi olarak onlara birer vileda, çamaşır suyu, çöp poşeti falan aldım.
Bir de orayı şöyle yapalım, burayı böyle yapalım "kibarlık" maskesi altında bir sürü emir verdim.
Tamamen insanlıktan çıkmış vaziyetteyim, içimi haset & kıskançlık bürüdü, her hareketim intikam dolu!
Kısaca tatile gidememekten ben olmaktan çıktım yada özbenliğim kendini su yüzüne çıkarttı.
Bu arada atlattığım düğünlerden sonra aynı kabus geri döndü hani "Ben ne giyeceğim" vardı ya!
Bana kalırsa "Ne giymeyeceğimden" korkuyorum malum havalrın durumu ortada, Havayı Koklayan Adam diyo ki 98den beri gelmiş geçmiş en sıcak Temmuz.
Demek giyinmekten ziyade orta yerde soyunmak şu an benim için daha büyük bir kabus.
Sıcaktan kimliğimi kaybettim diyebilirim.
Utancımdan giydiğim şilip şılopların (flip flop değil ama çok benziyo yürürken de öyle bi ses çıkartıyor) fotolarını bloga koyamıyorum.
Topuklu papuç şu an benim çin tarih oldu!
Üstüme giydiğim birbirinden saçma yazlıkları hiç saymıyorum bile çünkü yağmur&güneş arası sıkıştım artık düzgün giyinmek diye bir yetim yok.
Fakat bunlar hala umrumda değil!
Sabah yataktan kalkarken geçirecğim o gün umrumda değil bezginim ne de olsa..
Sıcaktan bayıldığım için haftasonları uyanma saatlerini 12-13 yaptım...
Zaten çağırılacağım hiçbir yere gidecek durumda değilim yüzümde makyaj, üstümde kuru kıyafet kalmıyor ayrıca fena halde tembelim..
Hergün olmayacak hayaller kuruyorum, bizim patron sabah işe girişi 10'a akşam çıkışı 5'e çekse, Temmuz geçti o zaman Ağustos'u 3 hafta tatil etse, işe dönüşümlü olarak gelsek bir gün ben bir gün Berrin, bir gün Ayla, tamam o zaman işten dönüşümlü olarak erken çıksak, işe dönüşümlü olarak geç gelsek böyle saçmalıkları düşünerek yatakta yaklaşık 20dk. dönüp duruyorum.
Gözlerim kapalı üstüme "bişi" giyip işe geliyorum ne ala!
Birde boğazım durmuyor böyle oturup terledikçe yiyesim geliyor & kilo veremediğime kanaaat getirip "o zaman neden yemiyorum" diye bir karar alıdm üstelik artık kolumu bile kaldırmıyorum!!
"Obezite ile Savaş" postaları yazmaya az kaldı.
Fakat hala umrumda değil saçımı bile artık sadece üniversitede sınav dönemleri yaptığım gibi topuz yapıyorum.
Artık tatil hayali de kurmuyorum çünkü ben tatile gittiğimde yaz bitmiş olucak yanık tenle beyaz giymek yada yanık tenle askılı için çok geç olacak.
Eylül gelsin Yoga'ya başlama planım var. Ruhum temizlensin ne bu herkesin kuyusunu kaziyim peşinde!
Bu arada artık sıkılmanın kitabını yazıyoduk dün gece kitap uzun iş şimdi video kaydı yapalım hızlı olsun dedik..
Biz çekerken yıkıldık gülemkten bu akşam üzerinde bir kere daha düşünüp artık spastikliğin bayrağını 30uma 11 gün kala çekeceğim.
He bu arada Cuma günü yüzük takıyorum-

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Bu DA mı OLacaktı?!


Bizim temizlikçi bile izne çıktı be!

Yıllık izni olan tam 15 günü peş peşe (bak baaaaaaaAAAk!!) kullanmak için sınırlarımızdan ayrıldı!

Köyüne fındığa falan gidecektir, memlekete akrabalarını görmeye falan filan.

Benim onu bile yapacak param yok!

Köyüm olsa gidemem o derece berbat durumlar..

Hey gidi hey beeee kim derdi ki koskocaaaaa SED hanım eline alacak viledayı, elleri zımpara kağıdına dönünceye kadar ovacak, cifleyecek ofisi!

Mini eteklerime, topuklarıma bakınca narin bişi, ocağına incir ağacı dikecek tipten görünsem de dellendiğim vakit o yeşil Rize çıkıyor içimden, İKİZDERE hey be hey!

Dellendim arkadaşım!

Yerler 1,5 hafta temizlenmeyince sokak olmuş, bokumuzla oynamamıza 1 var.

Aldım ne kadar temizlik malzemesi varsa, he bu arada söylene söylene çünkü temizlik malzemelerini 1000 dolara alıyorum temizlikçi bok etmiş hepsini!

Düşün ki bir insan viledayı 5e ayırabiliyor, o kovanın sapını nası kopardın ey Allahın oğlu, ya o kovanın kenarına takılan sıktırmaç zavazingosunu nası söktün, o münasip işlere de kullanabileneceğin viledanın sapı nerde!!!

3 tane vileda ucu aldırmışsın bana 3ü de çamur olmuş! Neden ya! neden neden neden!!!

Bu arada içime kaçan temizlik canavarı cifledi, çamaşır suladı her yeri & 2 milyon metrekara ofisimizin hala temizlenememiş.

Devletin cifi, çamaşır suyunu ulaştırımadığı yerleri varken nasıl olup da her Cuma akşamı gecenin köründe yalapşap bir temizlik yapıp haftalık 100 lira alınıyooo!!

Offff yine mahkemelik olucam ama dellendim bılog! Ellerim domestos kokuyo, genzim yandı, böğrüm çıktı o çişli yerlere döktüğüm çamaşır sularından. Ofise gelmediği günler yediğini içtiğini içinde tutan bir hobitmiz var daa..Bacadan kov pencereden girsin, o klozetin dili olsa "Beni öldürün" derdi.

Napiyim ofiste benim bir evim farelere, hamam böceklerine teslim bayrağı mı çekeyim!

Neyse çoğu gitti azı kaldı! Hadi kızım Sed sarıl viledana kuvvet!

annemin klasik lafıdır "Ay 5 su temizlik yaptım". O ne kadın derim her seferinde, bugün anladım 5 kova su değiştirdim!

Allahtan bugün patron falan yok yoksa gerçekten aklımı üşüttüğümü düşünürdü.

Üşütene değil üşüttürene bakıcaksın!

Çöpler taşmış kimsenin umurunda değil araya hala bir tuvalet kağıdı daha soksam kardır yolları ışıklı!

Hiç der misin o geçen hafta düğünde seken "jetgil" saçlı kız ben miyim!

O endamıyla salınan civan kimdi, kimdiiiii!

Allahım o endamın içinden manyak çıktı sen koru yarabbi..

Bir de çocum bana çelenk geldi. Düğünden çalınan biricik Blackberryimin yerini tutmaz ama özür dilemek için üstü yazılı sünnet çelengi geldi...

Annem demişti "Kızım sen zengin gösteriyosun" diye.

İzinle tatile giden ama parası olmadığından poposunun üstünde oturmak zorunda kalan & zengin görüntüsüyle de şirketinin malı mülkü Blackberrysini, alıklığından çaldıran zengin!

Anacım bunları duyunca kulakların uçuklamasın...

Tabi serbest bıraktım içimdeki çirkefi adamların üzerine, telefon hariç herşeyi alabilirdim..

Tek bu çelenk onu da Dr. Erol'dan sanıp kabul ettim yoksa çoktan geri gitmişti.

Fakat hala o zengin konuşmalarım ayrı komikti bak aklıma geldikçe "Beyefendi bana sizin üyeliğiniz lazım değil parası neyse verip üye de oluruz bana o telefon lazım bilmem anlatabildim mi?!"

Anlattın evet noooldu!

Bugün temizlik vaktinde bizim bilgisayarcı burdaydı:)

Elimde vileda sağa sola çemkiriyorum "Tuvaleti şimdi sildim 2 dk. kurusun öyle girin!"

Öğlen de mutfağı yeni sildiğimden yemeği tepsiye koydum :)))

Akşama beni görücüye gelicekler bizim bilgisayarcı ayarladı.

"Seni evlendiricem ben çok hamarat kızsın" dedi:)

Düğünüme beklerim artık ama temiz pak gelin elimde vileda ovalamiyim tabanlarınızı!

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Kolye, küpe, yüzük, telaş, panik,mutluluk.. HAzıR MıyIZ?!

Muhittin Meteor'la görüştüm hava koşulları uygun.
Normal bir Temmuz günü, güneş tepede & yeterince sıcak.
Takılacak küpeye karar verildi, saatler ayarlandı, tek bir tek bepanthene alınamadı şu bileğime olsun.
Pembe ojeye, at kuyruğu, lila gömleğe, kristal küpe!
Herşey bir bilmecenin sonu, cevabı, düğümün çözümü.. "Hiç sanmazdım"ların gerçekleştiği...
Benim neredeyse 6 aylık beyin vızıltılarımın son günü, iyi haber artık herkese huzur vereceğim:))
Kelimelerim sona erdi bundan sonrası "manipulasyon".

6 Temmuz 2010 Salı

Meğer nazar...

Bundan 20 yıl önce bir Cumartesi akşamı annem, babam & onların bir takım arkadaşları o zamanın yaygın eğlencesi sazlı-sözlü bir akşam yemeğine gitmiştik.
O gece babamla pistte dans ettik. Babamın ayakları üzerinde...
O hafta Pazartesi okula giderken trafik kazası geçirdim. 2 bacağım, beni 1 yıl yataklık edecek kadar kırık, yüzüm güzüm dikişli "dar" bir hatıra...
Hala izlerini taşıyorum, baktığımda elimi yumruk yapıyor, bacağımı & ayaklarımı kasıyorum. Biri bir kazadan söz etti mi hala sızlıyor bir yerlerim, hala gergin filmler izleyemiyorum...
Kazadan bana kalan izler & aşırı hissi algı harici bir de nazar boncukları.
Bir şekilde ailemizin nazara geldiğine inanıyorum.. Korumak için çok şaman bir inanç olsa bile nazar boncukları takıyorum.

Bugün yine öyle günlerden biri...
Anneannemin bana verdiği nazar boncuklu bileziği Nigger'a verdim.
Başına-"larına" gelen zamansız bir takım talihsizliklerden korumak istedim.
Sonra gidip başka nazar boncukları aldım onlar için fakat onlarda kırıldı... Umursamadım kötü birşeylerin de onlarla beraber kırılıp yok olduğunu düşünerek derin nefes aldım..
2 gecedir, 1 gram uyku uyuyamamış olmamı düşündüm, daha kötü şeylerin olmamasını düşündüm meğer benim "nazar" dediğim şeyin aslında ne kadar tuhaf bir güç olduğunu fark ettim.

Kötülükler her nasılsa birikip patlıyor sonunda patlayan sadece nazar boncukları olsa...
Belki de sadece bunun için takıyorum onları kurşun geçirmez yelek yada zırh misali..
Meğer nazar anneannemin dediği kadar varmış "yakar yıkar kızım".

21 Haziran 2010 Pazartesi

LeHayim!

Cuma'dan başladı serüven..

Şebo&mi mayself atladık ada vapuruna, elimizde sepetler:), migros alışverişleri tam piknikçi modunda..


İndik Tanya'da bizi bekliyor, Göztepe Dükü'de salıncağında karşıladı bizi:)


Derken Lis'i beklemeye başladık. Kabataş'tan gelsin diye..


Ekip tamamlanınca yemekleri yedik sohbet ettik saati gece yarısı ettik Ersin Hocam geldi!


Bize biberli votka içirdi herkes bir kakraşık kıpırdaşık uyuduk:)


Sabah Şebo bizi uyandırdı tam bir guguklu saat!


Her saatbaşı & buçuklarda saati söyleyerek bizi uyandırdı:)


Biz de Lis'le ona sabah 08.30'da hoptek söyleyerek intikam aldık!


Kahvaltı, küçük Lord'un ada gezisi derken anakaraya dönüş yaptık.


Benim bütün telaşım aylardır randevu alıp bir türlü gidemediğim biricik manikürcüme yetişmekti.


"Emekli olma sen tamam mı hiç olma" diyerek ajitasyon yaptım ama evlenince iş bırakıcakmış :/


Cumartesi kendimi bir oraya bir buraya atarak uykusuzluktan vızır vızır vızıldayarak akşamı ettim!


Sonra Kızıl Sonya aradı "Gelsene kabaklı börek yiyelim" dedi ben kendimi sokakta buldum:)


Kızıl'la oturduk balkonda böreeee keyfi yaptık ama dopçik gibi böreeelerin hepsini yiyince hadi kalkıp bir haraket edelim dedik:)


Lis&Brigit'i de alıp vardık Divan'a.. Yorgundum ama hala gülüşmeye mecalim vardı:)


Cumartesi gecesi de bütün derdim Pazar günü kuaföre gidip saçımı yaptırmaktı:)


Derken Pazar sabahı yine karga boku ssatinde kalkıp duş alıp kuaföre gittim.



2 günlük o telaşım neydi?





Aslında o telaş bayadır vardı bende.. Yukarıda adı geçen herkesin kafasını ütüledim "Ne giycemmm" diye. Sanki ben evleniyorum anasını satiyim. Zaten yine yukarıda adı geçenlerle benim bu obsesiflikle evlenmemin imkansız olduğunu konuştuk. Ben evlenirken Lis Amerika'da olacakmış böylece paçasını kurtarabileceğini on binlerce gelinlik fotoğrafına, yüzlerce gelinlikçi randevusuna, bin kere karar dğeiştirmeme & ta ki içime sinene kadar gelinlik arayıp sürekli nikahı erteleyeceğime tahammül etmek zorunda kalmicakmış. Ama beni tanımayan biri ancak bu lafları eder çünkü ben taktım mı Amerika'ya da gider orda da onu taciz eder & dediğimi yaptırırım. Umarım Lis&ben Allah'ın iyi kullarıyızıdır da benim karar vermem hızlı olur:)



Neyse sonunda saçım yapılıp, kıyafetimi giyip & makyajımı yapıp kendimi arabaya kondurduğumda hayatımda ilk defa çok saatli haraket ettiğimi fark ettim. Zaten kaçırılacak seremoni değil hayatımda ilk defa sinegog düğünü göreceğim! Üstelik üniversite kankalarımdan biri! Bas gaza Sed bas gaza kim tutar seni bas gaza..



Oysa dedemi "Bak dedeciğim bugün babalar günü bu üsütüm başım hepsi senin için" diyerek kandırma planım vardı ama vakit kalmadı anacımm!


Sabah erkenden gözümden uykular akarak kalkmış olsam bile saat 16.00 seremonisine 15.30 da yetişme derdim vardı..

"Evlenecek çiftlerin birbiri için yaratılmış olduklarına inanılır" duası, sonra tebrik kuyruğu & nikah sonrası House Cafe & Limonata eşliğinde House Burger!




En güzel yanı orda geçen 3 saat boyu zarzar konuşmaktı!

Sonra düğün partisi için Zoe'ye gidildi.

Bütün gece tepinildi, içildi, poz verildi, gülündü, tebrik edildi..


Ben azınlıkların eğlence kültürüne bayılıyorum! Her yaş eğleniyor:) Hepsi sosyal:)


Hep bir ağızdan şarkı söylendi & dans edildi...


Normal şartlarda düğünlerde gerilirim ben, aylarca da hazırlansam, yıllarca da hazırlansam o ortam bozar beni ama böyle parti, eğlence odaklı düğünler.. düğün gibi değil işte arkadaşlarınla bir arada kuduralım, coşalım ortamlar, rahat ediyorum:)



















































Parti'de biz de kadeh kaldırdık "LeHayim" , "HAYATA"! & bir ömür mutluluğa..

25 Mayıs 2010 Salı

Adaletin Nerde Dünya?-Donde esta tu justicia?-Where is your justice?

Uyarıyorum bu dönem fena dönemmiş malum dolunay onun için kendine çok dikkat et evladımmmm!

İnsani görevimi de yaptıktan sonra bahsedecek 3 konuma geçiyorum.

Subject 1:

Kilo aldım vermeye uğraşıyordum. Kilo verdim ama ayaklarımdan! İngiltere'den aldığım & ayıla bayıla giydiğim hatta 1 tanesini sadece 2 kere giyebildiğim biriciklerim ayağıma resmen bol büyük geliyor.

O kadar üzüldüm ki...
Kendileri 39 numara olmakla beraber artık bana olmamaktadırlar:(






Sanırım geçen yıl ayağıma büyük gelen çizme & botlarıma yaptığım gibi onları da sahibinden.com'a koyacağım. Neyse ki herkes 39 numara giyiyor:)) Yeni ev bulmaları çok da zor olmayacak. Contra by dune markadır biriciklerim. Bu Dune tam benlik diyen arkadaşların bana ulaşması yeterli oluyordu.


Subject 2:

Dün kontrolüm vardı hani şu Rozalar... Düzeldi sayılır ama bir krem daha eklendi gruba. 10 gün sonra yeniden aynı saatte buluşacağız doktorcumla. Cildimin düzelmesini hep birlikte istesek olur mu:)


Subject 3:


Ya bu sene bütün arkadaşlarım koca buldu! Seviniyorum ama kardeşim o düğünlere elbise bulmak ne zor iştir beah! Hadi elbise bulduk diyelim, ki buldum. Ama ayakkabı uyduramıyorum! Cinnete 1 kala, intahar & benzerleri hallerdeyim! Üstelik karar da veremiyorum! Bir kararsızlık, bir uyumsuzluk amannn aldı götürdü beni evladım! Şimdi elbiseler şöyle;




Ofisimizin güzide mutfağında çekilen biricik fotolar & cici elbiselerim.


Neyse soru ikisinin altına da gümüş rengi ayakkabı olur mu size? Yoksa birine pembe ötekine siyah mı?


Moda blogırları yardım lütfen:)

14 Temmuz 2009 Salı

Kadın denen mülkiyet!

*Aslında gerçek değilim! Çizgi film kahramanıyım! - Bir Çin Atasözü.

*Yaz sıcağında jean giyenleri görünce iştahım kabarıyor. İş evden jean giyip çıkmaya gelince içimdeki etek canavarı hortluyor! - Bir Avusturya Felsefesi.

*Erkek! - Bir Anlaşılmazlık Silsilesi.

Hikayeye gelince..


Önce bu delilerle derin sohbetli, yemek seansı yaptık. Ada sahilleri kısa metraj yazlık gibi geldi. Uzun uzun anlattık, kah gözlerini kocaman açarak, kah gülerek, kah tecrübe tecrübe akıl verdiler. Bizi yüzdürdüler, yedirip içirdiler...



Sonra bu iki akıllı nişanlandı. Şu papyonlu olanla birbirimizin çişinin kokusunu biliriz. Herşey o kadar eski & o ne kadar heyecanlıysa benim de kalbim öyle pır pır... Yanaklarımız & dudaklarımı kontrol edemedim. Yüzüme yapıştı saçma bir gülümseme... Mutluluk, heyecan, sevinç karışık..



Baktım ki araba yıkamacısının koltuğu en az pskiatr koltuğu kadar rahat. Hatta arabasına düşkün erkek bilinci kaçmış içime. Arabayı silen çocuğa öğüt verdim, direktf verdim.. Çocuk "Abla" dedi "daha da Davos'a gelmem" dedi. Araba yıkandı ben huzura erdim..





Arada Çin yemeği & benim yemek boyu stresim, sonra sabah ezanına kadar sohbet vardı ama onları kendime sakladım...

Şu ters duran, siyah birşey var ya, o kask.. Kaskla tur attık sonra C.Boston'da "elit çimlerde" oturduk. Saçma sapan konuştuk. Eğer insan içine sığan nefes sayısı kadar yaşayacaksa, tez zamanda öleceğim... O kadar çok saçmaladık.




Dün yemekli & sodalı hayat dersi aldım. Zamanında Eminönü - Kadıköy vapurunun terasında saatlerce konuştuğum sonra "fakülte" bitince ne zaman yan yana gelsek bıraktığımız yerden konuşmaya devam edebildiğim KankN. Dünya görüşüm değişti. Herkes kendi hayatını hikaye sanıyorken bazen yanı başından geçen bir hayat seninkinden daha hikayeyse ağzın açık kalıyor. Muchas Gracias Amigo hasta luego tenemos que hablar, tenemos que compartir, asi vamos a vivir por siempre con una gran felicidad eterna!

-Ne kadar genciz öyle değil mi?
-Hayır sen genç gösteriyorsun!
-Hadi yapma ama, genciz işte..
-Bak hayallerini yıkmam istemem ama beynin genç olsa bile artık 75 oldun!
- :O

*Bir gelecek sohbeti!