Atmosphere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Atmosphere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2010 Pazartesi

The Chromatics

On 9th Dec. at Salon IKSV at 22.00 The Chromatics were on stage. It was their 1st time in Istanbul & they liked the Istanbul audience!
For me the most interesting part of this experience was, the band members were selling their cd's, group tshirts after the show. This is very unsual in Istanbul. They were talking to people, taking fotos with them, signing the things they bought.. I can not think any Turkish singer or a group selling their cd's by themselves!
But I like it because I feel like they are not robots or commercials they are normal people & just musicians. Here is a video from the show I think you will enjoy it!
And this time I prefer not to wear high heels because I wanted to walk some. Most of the days I go to European side I don't have time to jump in a "dolmuş" or a "vapur" or a "tramvay" in one time go to Taksim. Anyway I enjoyed my dresss:) & my time;)
Oooo- also Kim ki o! was there too!

9 Aralık'ta Salon İKSV'de saat 22.00'da The Chromatics sahnedeydi. İstanbul'daki ilk konserlerinde, İstanbul izleyicisini oldukça sevdiler!
Konser sonrasında grubun kendi cd, tshirt gibi ürünlerini kendileri satması bana çok ilginç geldi. Çünkü hiçbir Türk şarkıcı veya grubu bu şekilde hayal bile edemiyorum!
Bu hali sevdim açıkçası çünkü gözüme ticari kaygı gütmeyen & robot gibi olmayan, sadece müzik yapan normal insanlar gibi göründüler:)
Konserden kısa bir videoyu da eklemek istedim umarım sevilir!
Bu sefer topuklu papuç giymemeyi terch ettim. Çünkü Taksim'e giderken dolmuşa, vapura, tramvaya binmek için pek fazla vakit olmuyor. Biraz da yürümek istedim & kıyafetimde geçirdiğim vakitte çok hoşuma gitti:)
Aaaa- unutmadan Kim ki o 'da oradaydı!

The Chromatics in Istanbul from ayse kardelen on Vimeo.



16 Ekim 2010 Cumartesi

Bulut

Bence gayet normal!
Hiçbir tuhaflık yok. Eğlenceli, renkli, bir savı var en azından.
O benim BULUT KONSEPTİM!
Bu sabah işe yürürken herkesin afyonunu patlattım, dönüp dönüp bakanlar, gördüğüne şaşıranlar, bakıp kalanlar, stop edenler, boynu tutulanlar, gözlerini kocaman açanlar çeşit çeşit desen desen:)
Böyle durumlarda gece rüyalarına kabus olmak istemediğimden bir gözlüğüm olsa demiyor değilim.
En azından yürüyen birşey hatırlarında kalır yüzümü hatırlamazlar.
Çünkü bu yüzü başka zamanlarda da kullanıyorum mesela semt pazarında domates alırken!:O
Markette alışveriş yaparken!:O
Büfe önünde tost bastırır, dolmuşa biner, akşam dışarda yemek yerken!:O
Hafızalara bu yüzün yerleşip yerleşmesini isteyip istemediğimden emin değilim sadece bakıp görenlerin ruh sağlığı & güvenliği için:)
Bulut Konsepti bugüne kadar kendimi yansıttığım en harika bileşenlerden biri bence.
Biricik eteğim H&M, çoraplarım Bijenkorf, bluz Atmosphere & tabi ki papyonum da H&M.
Aaaaaaa unutmadan pençe papuçlar Irregular, tozluklar & dün giydiğim megamonik papuçlar da ALDO:)
Bu tarzımla LEvis, Unitim, Google & kendi ofisim dışında bir yerde çalıştırılamayacağımsa bu sefer Kızıl Sonya'nın fikri! Oysa hepsi gibi yaratıcı değil miyim:)))
Neyse bulutlanmak isteyenler, kendini bulutların üstünde hissedenler, bir kerecik olsun ayakları yerden kesilsin canı çekenler buyrun biraz cesaret yeter de artar bile.
PS: Alice'e mektup;
"Sevgili Alice,
ne yazık ki yanına gelmek zorundayım. Beni ancak Hatter & sen anlarsınız.
Ancak ormanda yürürken içine düştüğün o kuyu yada delik her neyse sanırım bizim topraklarımızla bağlantı kurulamayacak bir yerde.
Yardımın gerekli, lütfen ormanda tanıdığın köstebeklere rica et sizin ordan bir tünelle bana da bir yol açın.
Sevgiler,
Sed."

14 Ekim 2010 Perşembe

Tattaaaaaaa Bugün O KadarRR Şıkım kiiiiiiiiiiiİİİİİİİİ!

Kurumsal kimliğim, doğumgünü papuçlarım, yağmur fakat bu sabah güzel bir sabah hep birlikte yine huzurlarındayız!
Yapılacaklar & alınacaklar & değiştirilecekler, -ecekler & -acaklar listelerimle geziyorum - alzi -geri geldi!
Yaşlı gibiyim 12 dedin mi uyuyorum! Dün gece Peter Sellers'ın kopulası filmlerinden- I love you Alice B. Toklas!'ı izlerken yine uyudum kaldım! Gözlerimi açtığımda film çoktan bitmişti, uyku akan gözlerimle yatağa giderken kendime gıcık olup duruyordum.
Demin de hamburger yerken ekmeği fazla geldi, kenara itip sadece etini yedim! Tıkandım yahu!:O
Yine de bu sabah güzel bir sabah yağmur hiç durmayacak gibi yağsa bile, haftasonu anneannem tatile gitse bile, saçlarım elektriklenmiş gibi yatak izi olmuş olsalar bile ben bu sabah yaşlanmaya inat, alziye savaş, erken uyuma sendromuna protest işe çok şık geldim!

Didem bu kılığımla beni hiçbir ofiste çalıştıramayacaklarını söylemişti.
Ben de bankacı, vergi memuru, emlakçı yada öğretmen olmayacaktım ki:)


Doğumgünümde harika bir sürü ayakkap geldi! bir tanesi parmaklarımı börçüm büklük yapmıştı meğer kalıptanmış. Onlar bunlarla değişti. Çok şık ama sonik rahatsızlar. Bu yaz kendimi hımbıla & tembele verip sürekli sandalet giydiğim için topuklularla koşup coşup yürümeyi unutmuşum. Ya da bu da yaşlılıktan:(

***

Bugünlerde "iyi bi iş çıkartmak" için keşif ötesi birşey yapmak gerekiyor.

(Aya da füze atıldığından..)

Dergilere, fotoğraflara, kitaplara, kıyafetlere, müziklere, gazetelerdeki haberlere hatta suçlara suçlulara bakınca herşey birbirinin kopyası gibi değil mi?

"Farklı" diyoruz ya.. kimse farklı değil, yaşanan hayatlar, ilişkiler neredeyse hiç birbirini tanımayan insanlarınkiler bile birbirinin aynı gibi.

Üzüntüler, mutluluklar, kavgalar, zevkler, tercihler.. Sanki başta tek bir kişi varmış da bütün bunlar ondan kopyalanıp yapılıyormuş & bir şekilde o "tek"miş, "esas"mış, "asıl"mış gibi. Kimse doğrusuna yanlışına bakmaksızın fakat onun yaptıklarının aynısını da yaptığını fark etmeksizin takipte gibi.

Yapılabilecek en mucizevi keşifler aslında çoktan yapılmış, eksikler tamamlanmış, dünya oluşumunu bitirmiş artık keşifler, toplumlar, dünya hepsi bir ortak sona gider gibi monotonlaşmış & gelen sonu bilmiş aslında kabul etmiş gibi..

Herkes sabah evinden çıkıyor, çıkarken çoğu aynı şeyi yapıyor, hemen hepsi aynı şeyleri giyiyor, hepsi yol boyu aynı şeyi düşünüyor, aşağı yukarı hepsinin yanlarında taşıdıkları eşyalar bile bir diğerinin aynısı. Ofislerine girdikleri ilk andan itibaren iletişimleri tamamen bilgisayar & internet üzerinden, öğle yemeklerinde herkes benzer şeyleri yiyor, cep telefonlarından konuşmalar yapılıyor aynı şeyler konuşuluyor. Akşam olunca ofisten çıkan hemen herkes evine gidiyor, eve yada dışarı çıkanların hemen hepsi aynı şeyleri yapıyor. Dünyanın bu tarafında neredeyse hayat tek bir fabrikadan çıkmış gibi yaşanılıyor.

Ancak çok uzaklarda bir yerlerde belki Afrika yada Alaska'da başka bir hayat var. "Doğaya" karşı hayat! Bizim çoktan yarılamış olduğumuz, neredeyse yok ettiğimiz doğa savaşı.. Sonra evlerimizde, ofislerimizde - uzaktan kendim bile yapıyor olsam çok zavallı geldi gözüme- doğayı geri kazanmak için geri dönüşüm çabaları gösteriyoruz. Ben kendimi bildim bileli Afrika'da çocuklar aç & ölüyorlar. Kendimi bildim bileli Alaska'da buzdan evler var.

"Kendimi bildim bileli" diye başlayabilecek milyonlarca cümlem-iz var. Ikea gibi hayatlarımız var. Aslında hepimiz o marketin bir odasında yaşıyoruz. Geceleri tıkıştığımız kluplerde barda tanımadığımız tıkışıklıktan yapışık durduğumuz o insanların hepsiyle aynı gönül ilişkilerini hemen hemen aynı başlangıç & sonla yaşıyoruz. Kavga etmek için bile keşfedeceğimiz yeni bir konu, sorun, pürüz yok. Üzerine kavga ettiğimiz herşey için kaç nesildir insanlar kavga ediyor.

Çok sığ değil mi aslında? yada yaşaması çok basit değil mi özünde?

Zor olan biziz, bizim kendimizi farklı zannetmemiz.

***