Books Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Books Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Şubat 2012 Perşembe

Kar Günlükleri bilmem kaç...

52 gün kar yağar mı?
Bir defasında olmuş ne var bir daha olamaz mı?
Bence olsun ve bütün rezilliğimiz çıksın ortaya!
Bence kar muhteşem birşey!
İnsanlar karla eş zamanlı olarak işlerine de gidebilseler, insanların "Ah Eve nasıl dönücemmm?!!" derdi ve korkusu olmasa, karla aynı anda hayat her zaman ki gibi devam etse, çocuklar da okullarına gidebilse, sokak kedileri-köpekleri de üşümese - aç kalmasa, kayıp kıçını kırma korkusu, ille de "Münferit arabamla çıkıcam abi, ben usta şoförüm arkadaaaaş" kasmaları olmasa, metrolar, otobüsler, vapurlar, TRENler! herkese yetecek kadar olup hizmet verebilse, "Ay 129. köprüyü İstanbul'un neresine soksak" kafaları bir durup düşünse ve iş köprüden değil anlasa, ayranı olmayan içmeye tahteravanla araba almasa! -
Ben kar ve o beyaz manzarayı seviyorum ve evet 52 gün kar yağsın herkes söylene söylene eziyet çeksin - oh canıma değsin!
Koskoca şehir de kar yağıyor ve hale bak keyif alamaya halimiz yok!
Memleketin asırdır kar yağan köşeleri var fakat görülen o ki bu memleketin her köşesine yetişecek, uzanacak ne güç ne de yürek yok sonunda anladım!
Kars'a gittiğimde kar da yanıma "Mendil" diye gelen o zeytin gözlü çocuk hafızamda canlandıkça hala gözlerim doluyor. Ayağında ki kösele ayakkabılarla, eskimiş kabanı.. "Mendil" diye yanıma gelişi, ayağımdaki kar botlarından utandığım andır o an!
Ben ayakta durmayı beceremezken o "Mendil" satıyordu.
Bizim burda kar yağıyor biz prensesler ve prensler evimizde çakıldık!

Kar yağsın bir görelim bakalım ne olacak - ne olacağız ve belki anlayacak belki artık akıllanacak mıyız?
Ben kardan anılar & gözlem topluyorum şu sıra balkona çıkıyorum işte en fazla 2 sokak yukarıda ki tuhafiyeye gidiyor, bahçede kar topu oynuyorum..

Bugün Ay balkon tutturdu!
Kapıyı açtık çıktı, karla tanıştı, yürüdü, çimenlerinin üzerinde kar vardı koklamak istedi omadı, yürümek istedi burasına kadar kara battı sonunda kardan hoşlanmadı ve içeri girdi.
Sonra cam kenarından kar yağışını izledi. Hayret ve şaşkın bakışlarında kar yağdı...

Balkondan çeşitli görüntüler de var tabi.. Side'den, bahçemizden gelen portakallar ve balkon terlikleri biraz hüzünlü çünkü kar böyle yazı altına almış kafasına kafasına vuruyor gibi ama öyle de değil...

Kar günlüklerimin içinde en eğlenceli kısım tabi ki yine Chedeliko:)
Pazartesi günü Ayşe günü yaptık :)
Hepimiz birimiz ama hepimiz Rüyadan Kaçış çalışmalarına başlarken denemeler yaptım başlangıç bunlar ama sonuç MÜKEMMEL ! Herkes bayılacak net!:))))


Ve tabi kiii kar yağarken boş durulmadı Chedeliko'dan hediye çalışması:) yapıldı:)
Facebook Chedeliko sayfasını beğenen bir talihliye Chedeliko'dan hediyeler gitti ve giderken kendine yakışır eğlenceli fotoğraflar çekildi:)

Biiideeeee yeni kitap! Kitap Okuyan Kız 'a nasıl teşekkürler nasıl teşekkürler:)

4 Aralık 2011 Pazar

Ben, Ege'li miyim yoksa?

Alaçatı ve İzmir sevdamı bilmeyen kaldı mı?
Ben sabit bir İstanbulluyum, hatta tam bir İstanbullu.
Trafikte canavar, tüketimde baş, gezmede bayraklı...
Hatta seviyorum bu şehrin karmaşıklığını bazen, boğazdan her geçişimde üstümdeki büyüler bozuluyor sanki öyle rahatlıyorum.
Fakat İstanbul olmasaydı ve yine Türkiye'de olsaydım evet Alaçatı'yı, o yoksa İzmiri'i seçerdim.
Çocukluğum Torba'daki yazlıkta geçti.
Bir ayağımız hep Side'de.
Fakat hiçbiri bana o huzuru vermedi, vermiyor.
Karadanizli bir ailenin üyesi olarak, kökleri Rize'de bir ailenin karalahanadan, mıhlamadan ve hamsiden hoşlanmayan bir ferdi olarak ben Ege otlarını, zeytinyağını, darıyı, inciri, şarabı severim.
Ege denizinde yüzmek, adalarına gitmek, her yaz aşerdiğim şeylerdir.
İşte Alaçatılı'yı da tam bu yüzden alıp okumuştum.
Konusunu unutmadığım nadir kitaplardandır.
Okurken oralara gittim, o vakte, o kıyafetleri giyip hikayelerini uzaktan yaşadım birlikte.
Dün de Dedemin İnsanları'nı izledim.
Çağan Irmak diye değil, konuyu bildiğimden değil tamamen tesadüfen.
Ağlak Türk filmlerini sevmiyorum çünkü...
Gökçe Bahadır'la açıldı perde. Gökçe çok eski ve çok sevdiğim bir arkadaşımın arkadaşıydı, benim onu tanıdığım yıllar oyunculuk eğitmi alıyordu.
Dün "Afferin kız sana!" dedim. Ne Melis'in ne benim aklıma Gökçe'nin böyle başarılı olacağı gelmezdi.
Dedemin İnsanları, Alaçatılı aynı hikayenin iki farklı anlatımı.
1923'te yaşanan hikayeyi okurken de izlerken de gözlerim dolu dolu oldu.
Harika sahnelerle beslenen hikaye içinde yine kayboldum.
Nesil psikolojisinden şüphelendim:)
Yine dönüp sorgulamaya başladım acaba ben Ege'li miyim?
Değilsem de Alaçatı'da bir ev alıp zamanın birinde belki yaşlılık belki emeklilikte, olacağım kesin.
Bazen herkesten ve herşeyden kaçmayı istediğim zamanlar oluyor;) işte birgün bir vakit bir akşamüstü Alaçatı'da taş evimde, yemyeşil bahçemde, denizböğrülcesi, kaya koruğu, hardal otu ve çirişi otuna zeytinyağı ve sarımsak katıp yerken, bir kadeh beyaz şarapla huzuru bulduğumda özüme kavuşacağım.
Demem o ki kanı Ege çeken olursa Dedemin İnsaları'nı izlerken biraz özlemi giderir, belki Alaçatılı'yı da okurken atalarını öğrenir.

18 Ağustos 2011 Perşembe

El tiempo pasa y lo estoy mirando...


- Mösyö, sanırım bütün kitaplarınızı okudum ve Elif beni heyecanlandırmadı.

- Neden sevgili okur?

- Ruslardan belki de Türklerden... Elif'i Hilal'den daha çok okumayı isterdim. Fakat sürekli Hilal'i okudum. size yalan söyleyemeyeceğim sıkıldım.

- Hilal, Elif'in başkahramanı, sevgili okur, onu en iyi şekilde anlatmak zorundaydım.

- Yapmayın Üstad, Hilal'i nasıl arzuladığınızı fakat karısına bağımlı yaşlı bir erkek olduğunuzu defalarca tekrarlamışsınız satırlarınızda!

- Sevgili okur, sizin ruhunuz kirlenmiş, içsel yolculuğumda bana ışık tutan Hilal'i de bu sözlerinizle kirletmeyiniz.

- İçsel yolculukları hep çok sevmişimdir. Hatta belki de siz satırlarınızla zaman zaman benim yolculuklarıma ışık olmuşsunuzdur fakat antropoza girdiğinizi düşündüğüm anlatımlarınız vardı Mösyö bunu inkar etmeyiniz!



* * *



Okumak için meraklandığım kitaplardandı.. Yukarı da geçen dialog tamamen atmasyon tabi ki.. Benim sayfaları çevirirken Rusya'nın coğrafyasından & Hilal'in "mükemmel" biyolojisinden sıkıldığım zamanlarda türettiğim bir tür "hayal".

Çok sevdiğim bir yazar olmasına rağmen işin içinde bir Türko yeniği olması sbebeiyle olsa gerek Elif'i tavsiye edemiyorum.



Parke yer döşemelerini çok sevdiğim, son zamanlarda da özellikle balıksırtı olanlarını özlediğimi fark ettiğimden, fotoğrafını çekmişken bunu da yazmak istedim.



Fotoğraf makinaları digital oldu olalı ben otu boku çekiyorum. Zamanında babamın "Filmi boşa ziyan etme" çemkirmelerine inat bazen duvarların bile fotoğrafını çekiyorum. Elif'te bundan kısmetine düşeni yedi:)



Ayrıca ben tavsiye etmesem de bu kitap okunacaklar arasına girmeli çünkü ruh gerçekten okumaktan beslenir. Ne okuduğu önemli değildir okuduklarının onu düşündürmesi & belki de bu sayede kendinde, hayatında belki de çevresinde değiştirecekleri hatta yapcaklarıdır.



Karl L. ,yanına köle olarak kabul etse gideceğim şahsiyet, tonlarca kitap okumaktadır. Üstelik kitap seçmez düzenli olarak satın alır & okur. Çünkü kitap okumanın hayalgücünde inanılmaz kapıları açtığını, yaratıcılığı beslediğini söyler. Kitap okumadığı zamanlar da üreticiliğinin kaybolduğu hissettiğini bu sebeple evinin her yanının kitaplar & dergilerle dolu olduğunu zaten kazancının çok büyük bir kısmını kitaplara & çizimlerinde kullandığı far & makyaj malzemelerine harcadığını da ekler.



Hayrola! diyorum çenem düştü az bil az konuş çünkü çok çalış çok iş çıkar lafımı da kendime söylüyor bu gecelik kafa ütülemeli belgesel postuna son veriyorum.



Tatlı rüyalar!

27 Nisan 2010 Salı

Peynir, SÜt & Bir sürü Sığ Fikir

Geçen haftasonu Merve'yle beraber KAdıköy'e gittik.
Merve bir portföy almış hasır siyah..
Görünce "Wooooooooooooo" diye bir ses çıkarttım, zorla götürtüp kendimi çantacıya aynından aldırmak için..
Fakat çantacıya gidene kadar ne kadar abuk sabukluk varsa mesela binbir çeşit toka, küpe, bilezik adedi 1 TL'den olmak üzere yol boyu satın aldık.
Çantacıda cebimden gelen "tink" sesi yüzünden çanta alamadım.
Çanta alamayınca eski çantaları bir karıştırdım.
Hepsi üst üste durdukları için hep üstteki çantayı alıp takıyorum.
Zaten altta ne var onu da bilmiyorum.
Neyse Merve'nin gözümün kaldığı portföyünden almadım ama kendi "kullanılmamış" çantalarımı bulunca en az yeni almış kadar sevindim.
Tabi ilk fırstta ben de alacağım o portföyden o ayrı;)
Buluşum & muhteşem keşiflerimden faydalanmak amacıyla bugün hatta yıllar sonra ilk defa bugün ofise bu çantayla geldim.

Didem "Sen nası oldu da bununla gelebildin işe" demekten kendini almadı.
Gözlerini dikip bir müddet çantaya baktı sonra ona makyaj çantamın & kablo, not defteri gibi ıvır zıvırların dolu dolduğu alışveriş poşetimi gösterince "Oldu" diyerek uzaklaştı:))
Küçük çanta kullanabilen kıymetli kadınlar kaybedilmemeli & desteklenmeli!
Büyük çanta kullanan kadın ıvır zıvırı, dır dırı hiç bitmeyen kadın bence:)))
Neyse makyaj çantam büyüklüğünde bir çantayla işe gelebildiğim için kendimi kucaklıyorum, çiçekleri adresime kabul ediyorum:)
Bu arada ben plastik renkli rujlara bayılırım.
Bilen bilir olmadık yere, olmadık renk rujla gitme konusunda üstüme yoktur.
Özellikle pembe & saçma tonları baştacımdır.
Geçen hafta kuzenim geldi Side'den. Kuzen diyince ufalda cebime gir bir boyut, baya bir kütle, koca bir hacimden söz ediyorum.
Gençlik benden uzun. Hatta bizden uzun kabul edelim.
17 yaşında ama sanırım 1.75 boyunda.. "Küçükken ona yedirilip bize yedirilmeyen o sağlıklı, o boy uzatan, o serpilmeye sebep olan gıdalar nedir ANNE?!" diye hergün annemin telefonunu tırmalıyorum.
Annem sakin sakin "McDonalds & makarna kızım" diyor.
Yedirin anacım, çocuklarınıza bunları yedirin!
Bak 23 Nisan'da sokakta bebek yüzlü kazıkları görünce anlarsınız demek istediğimi.
Neyse bu kuzen annemle nam-ı diğer teyzesiyle makyaj malzemesi almaya çıkmış. Bana da bir ruj almışlar.
Kuzene herşeyi bana bir ruj aldıkları için siniri aldım elime..
"Artık sen karta kaçtın jest olsun diye sana bir ruj aldık da gerisini de bir zahmet kendin al" mesajıyla buldum bu "She"leri.
Bir kere çok eknomik & parlatıcıları da renk renk insanın nefsini bastırıyor.
Yıllarca Este & Dior kullandım parlatıcı..
Şimdi kullandığım o renkler üretilmiyor.
Bir an nene gibi hissettim kendimi o kadar eski bişiler kullanıyordum ki artık üretilmiyor:))


Bahar geldi ya.. hoş bugün kış biraz, benim ince askılı bluzum, üzerine giydiğim transparan gömleğime yakışmayacak & çıplak ayaklarımdan aldığım soğukla önüne geçemeyeceğim o koca gaz göbeğimi on kat şişirecek kadar kış.
Neyse kaç gündür Lis'in beynini yiyorum "Pedikür" diye.
Bu kışa girerken bir ayakkabının gazabına uğramıştım. Bütün kış ilaç kullandım biraz kendine geldi düzeldi. Ama bahar & yaz kampanyası da şart ki bundan kısa bir zaman önce bakım uğruna 2 haftada 1 manikürdeydim.
Manikürcü, Lis'in & Sosyetiğin önüne geçmişti kankalıkta.
Fakat pahalı sonunda canıma tak etti ayda 1'e indirdim bakımı.
Bu konuda hassasım pintiyim. Bir manikür pedikürün minimum 30TL olduğu bir dönemde yaşıyoruz!!
Üniversite yıllarındaki gibi:) ojemi kendim sürüyorum :):) ay çok gıcık oluyorum ama napalım.
Favori renklerimde bunlar bıktım artık French'ten, kırmızıdan, pembe, turuncu & moru da geçen yaz eskitmiştim.
Şu an peynir ötesi tenimle en çok bunları yakıştırıyorum:)

Bu arada "doğal güzel" falan var ya yalan!
En doğal güzelin bile hiç yoksa ayda 100 lira kuaför masrafı var nası doğal?!!
Doğal kılsız kadın var mı?!

Neyse bu "sığ", "aptal sarışın" muhabbetinden sonra "1984" demek isterim:)
Hepimiz Aşk-ı Memnu izliyoruz ama kitap da okuyoruz di mi evladım:))
"Adı Aylin" bitti geçen gün. Adı Aylin dediğimde herkes " Aaaa çok eski değil mi o? Ben onu lise de okumuştum" falan diyor ama kitap liseli bir gence yönelik değil:)
Araştırmacı gazeteci kimliğimle kitapta adı geçen herkesi tek tek araştırdım.
Bulduğum en medyatik haber de Tayyibe Gülek'in yani Aylin'in ablası Nilüfer Gülek'in öz, Aylin'in manevi kızının, Gülse Birsel'in kocası Murat Birsel'in ilk eşi olduğu:)
Dünyanın en medyatik bilgisini de verdikten sonaaaaaaaaaaaaa:))

Neşe dolu geçen 23-24-25 Nisan sebebiyle sahilde 3 gün Iron Man, Volverine & Süper Can'ın kahramanlık skeçleriyle bitmek tükenmek bilmeyen bir bayramı daha geride bırakırken siz sevgili okuyucular, sabırlı anne&babalar, takdire şayan ebeveynlerin gözlerinden küçüklerin de elma & pamuk şeker bulaşmış yanaklarındna öperim.

PS. Bılog sence peynir beyazı mı süt beyazı mı:?:O

8 Şubat 2010 Pazartesi

EN İYİ BİLMEDİĞİM ŞEY!

Bilmiyorum madem, öğreneyim dedim. Malum bilmemek değil, öğrenmemek ayıp ya..
Ben içine hapsedenlerdenim. Öyle yıllarca taşırım içimde olanı biteni. Hiç ayıklamam iyi, kötü diye. Hafızaya yazarım öyle de yürür gider.. Zalimce! Sonra ara sıra beynim boş kalır hatırlarım. Zamanla yumuşadığımı fark ederim. Bazen "ne saçmalıklarla yaşıyorum beynimde", hastalık-virüs birşey taşıyormuşum gibi azarlarım kendimi. "Düşünecek daha iyi birşeyim yok mu" diye ezerim.
Sonunda anladım ki ben olup bitenleri affedemiyorum. Gerçekten. Unutamıyorum da.. Olmuş bitmiş yürü geç desem bile izi kalıyor. Google gibiyim. Sayfayı internetten silsen bile bende izi kalıyor.
Sonra geceleri rüyamda aynı kazıkları tekrar yediğimi görüyorum sürekli.. Sürekli aynı filmleri sar baştan izliyorum.. Ama karakterleri değiştirerek. Ne kadar acımasızca!
Gördüğüm en saçma rüya üniversitede çok sevdiğim bir arkadaşımla ilgili.. Şimdi evlendi, bebeği var, mutlu da bir evliliği var.. Ama biz artık görüşemiyoruz. Biraz üzgünümde bu yüzden.. Evlenirken bana söylediği bir söz vardı. Onu nasıl kaydetmişsem artık... "Evlenirken aileler çok giriyor işin içine, hergün ayrılıyoruz, hergün yeniden barışıyoruz. Ama bu sırada ayrılmazsak bir daha da ayrılmayız onu biliyoruz. Çünkü ipler artık bizim elimizde değil".
Bana söylenecek laf mı bu:) ben kaç gecedir rüyamda kızı & annesini görüyorum. Kızı istemeye gelecekler, bir telaş, annesinin yüzü 5 karış, kız sevinç-üzüntü arası bir tebessüm de.. Bu arada bitmek bilmeyen bir telefon trafiği içindeyim. Onlar koltuklarında oturuyor ben sürekli telefonda konuşuyorum. tanımıyorum bir sesler bana mesajlar veriyor.. Uyandığımda beynimin ne kadar yorgun olduğunu fark ediyorum. Hiç uyumadım sanki.. Bütün gece dert tasa uğraştım durdum normal. Kulaklarım bile uğulduyor. Sanki bütün gece telefonda konuştum.
Neleri aklımda tutuyorum da bu saçma rüyaları görüyor uykusuz kalıyorum dedim kendime..
Sonra geçen gün kitapçıda bu kitap"ları" gördüm. Renk renk.. Hepsi küçük birşey kitabı. Ben önce affetme & aşk kitabını aldım. İkisi hakkında içimde atlamam gereken tonlarca engel var.
Beynimin pazarlıklarını bitirmek istedim.. Evli arkadaşlara misafirliğe götürülen gelecek vaad etmeyen sevimli kız arkadaş olmaktan kurtulmak.. Ailenin parlak çocuğu olmaktan uzaklaşmak.. Eskiden yediğim bütün kazıkları sindirmek & artık onlarsız yola devam etmek.. Bazen isteiyipte yaptığım ama sonunda beni üzmüş şeylerin hepsini unutmak.. Lis'le kavgalarımızı unutmak.. Bana bugüne kadar söylenen bütün kalbimi kıran sözleri & kişileri unutmak.. Kulaklarımda hala çınlayan cümlelerden kurtulmak.. Sadece bu cümleler yüzünden yapmaktan vazgeçtiğim onlarca şeyi yapamayı yeniden istemek.. Kimseyi kendimden çok sevmemek.. Ve en çok geçmişi hatırlayacaksam sadece beni kahkaha komasına sokan kısımları hatırlamak!

Eskiden en iyi bildiğim şey harika yazılar & harika şiirler yazmaktı. Deli gibi gülmek gülmekten yerlere yatmaktı. Ne zaman buraya geldiğimi bilmiyorum.. Neden hayatım takılmış film bantı gibi baştan sarıyor & ben bu filmleri nasıl olupta üzerime çekip hayatıma sokmayı başarıyorum bazen gerekten anlamıyorum..

Ama farkettim ki 30'um da artık sıkılıyorum.

Kişilerin hayatları 30'larında yeniden yazılırmış. Saçımın şeklini tek bir hayal yüzünden değiştirmiyorum!!!!

20 Şubat 2010.

14 Eylül 2009 Pazartesi

Okullar mı açıldı?

Bugün "Kankalarla tekrar görüşmenin paha biçilmez" günü mü? Sabah ellerinde çantalar birtakım minimize "kankalar" gördüm sanırım:)) O zaman yeni "eğitim - öğretim" yılı hoşgelmiş!
Birkaç gecedir sürekli rüyamda erkek bebek görüyorum.. Rüyalarım resmen anaokuluna döndü!

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Bu arada son 1 haftadır şunu dinliyorum :)) Lily Allen seni de seviyorum!!

& resimle bağlantı kurmuş insanlara hediye ediyorum!
UMUTSUZ YAŞANMAZ UMUDUN OLMADIĞI YERDE DE YAŞAM OLMAZ!


Look inside, Look inside your tiny mind
Now look a bit harder
Cause we're so uninspired, so sick and tired of all the hatred you harbor
So you say It's not okay to be gay
Well I think you're just evil
You're just some racist who can't tie my laces
Your point of view is medieval
F*ck you (F*ck you) F*ck you very, very much
Cause we hate what you do
And we hate your whole crew
So please don't stay in touch
F*ck you (F*ck You) F*ck you very, very much
Cause your words don't translate
And it's getting quite late
So please don't stay in touch
Do you get, Do you get a little kick out of being slow minded?
You want to be like your father
It's approval your after
Well that's not how you find it
Do you, Do you really enjoy living a life that's so hateful?
Cause there's a hole where your soul should be
Your losing control of it and it's really distasteful
F*ck you (F*ck You) F*ck you very, very much
Cause we hate what you do
And we hate your whole crew
So please don't stay in touch
F*ck you (F*ck You) F*ck you very, very much
Cause your words don't translate and it's getting quite late
So please don't stay in touch
F*ck you, F*ck you, F*ck you, F*ck you, F*ck you, F*ck you,
F*ck yooooou
You say You think we need to go to war well you're already in one
Cause it's people like you who need to get slew
No one wants your opinion
F*ck you (F*ck You) F*ck you very, very much
Cause we hate what you do
And we hate your whole crew
So please don't stay in touch
F*ck you (F*ck You) F*ck you very, very much
Cause your words don't translate and it's getting quite late
So please don't stay in touch
F*ck you, F*ck you F*ck you, F*ck you F*ck you, F*ck you

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *

Vitrinde görünce "Süppppeeeeeeeeeer" dedim:) MAnkenin elindeki 3 zincirli tasmaya dikkat! MErak edenlere adres Diesel vitrini!

Kitap okumaktan sıkıldım ama okumalara da doyamadım diyenlere birbirinden seçmece karikatürler.. Kalsiklerin modernizesi buyrun kitapçılara:)

Cohen hem dinlerim hem okurum! Raflarda ne zaman yerini aldı bilmiyorum ama sesi kadar kalemi de kalbinize dokunuyorsa "Bir Kadına Dokunmayı Özlüyorum"..

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *



Bazen file çorapta ısıtır! Haftanın sloganı da bu olsun;)
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * ** * * * * * * * * * * * * * * * * **** * * * * * * * *
Acıyı da paylaşmak gerekir tıpkı yukarıda yazdığım herşey gibi acı da hayatın küçümsenmeyecek bir parçası;
Bu haftasonu bir telefonla sarsıldım, telefonun öbür ucunda hiç ağlamaz dediğim biri vardı. O ağlayarak verdi kötü haberi ben ona kuvvet olabilmek için ağlamadım. Gözyaşlarım boğazımda düğümlendi çözemedim. Yutkunmak istedim ama ikimiz birden ağlarsak onu kim dinelyecekti. Ortak bir arkadaşımız ebediyete kadar ayrıldı aramızdan. Yeri cennet olsun & sabır dolsun direnç dolsun geride kalanların yüreği. Üniversite hayatımda & üniversite grubunda olmazsa olmaz biri gitti.. İstanbul Ünversitesi İspanyol Dili & Edebiyatı bir mezun, bölüm mezunları bir dost, telefondaki ses en iyi arkadaşını yitirdi.

10 Ağustos 2009 Pazartesi

limonata yanında brownie gibi...












öyle düğünler vardı ne oldu onlara içinde kuru pasta, llimonata bir de düğün pastası hatta düğün şarkıcısı da olan...


5 Temmuz 2009 Pazar

Pazar İşte...














Pazar böyle bir gün işte... Baygın biraz, sonra eğlenceli, sonra miskin, sonra şımarık, sonra heyecanlı belki, sonra Pazartesi zaten.

Berbat havanın basınç etkisi altında nefes alamam krizi, sonra klimasyon yüzünden üşütülen mideye diet, derken acaba bu ayın bütün dergilerini de alıp şöyle gerine gerine yatsam mı, ama yok yok yarın pazartesi bi sokak havası alayım haftaya başlamadan, ama başımda dönüyor şurda uzansam, off her Pazar 12de mi kalkıyorum be kardeşim hayatımın yarısı uyku da mı geçiyor, çok da tembelim dur cep telefonum nerde, hayranım Pazar sabahları üşenmeden koşan coşan insanlara, hmmm tatilim de geldi dur bakiyim vizem var mı, kendimi bi servise soksam süper iyi etmez miyim, kendinden geçmiş cildime bak, yok bu sene imajımı yeniliyorum yeter senelerdir aynı imaj, ama dur ya 1 sene daha bekleyip 30 da imaj işlerine girsem daha supersonic bir davranış olmaz mı, nerde flipfloplarım, yok ya ne flopu bırak dağınık kalsın!!!!

Pazar böyle birşey işte düşün dur, günün sonunda kolunu bile kaldırmadan bitip geçmiş.. Hayır çok sevdiğimden yazmıyorum bu kadar Pazar diye! Pazar'ın yıllar yılı süre gelen sıkıntılı bir hali yok mu?!
Biraz müzik ver, ver ver biraz uzat kitabı, çay mı limonlu olsun, hmm tatil onun da sırası gelir elbet, bugün blog sessiz mi biraz....

24 Haziran 2009 Çarşamba

Yumurtladı

Çantam dün yavruladı:) Birbirlerini kaybetmiş gibiydiler şimdi herşey yoluna girdi. Olmasını umut ettiğim gibi...


Sabah zavallı anneannem mırıldandı "Onların üzerine nasıl çıktın.." Yazlık apartmanlardan bahsediyor.. Sonunda bu yaz ilk defa ayağıma sürebildim:)




Onu çok beyendiğim için günahlarımı affet "ey sevgili topşop".. Bu bileziği gördüğüm ilk saniyeden beri kalbim hala ilk gün ki gibi pırpır..




Hala en sevdiğim renk "turuncu". Çocukken de turuncu severdim hiç büyümemiş gibi seviyorum onu..




"We walk at night".. sahile inip bizim gibi sahile inenlerin kellelerini saymak için sadece bunu yapıyoruz...




Lis diyor ki " şaplat ellerini & duyulsun rumun patlayan yüzünde kırmızısı seli hansenin"!!!


Çünkü gelecektir elbet karanlıktan yükleşi tandır ketzin!!




& yeni bir kitap alacaktır başucunda bir koltuk:)



Nasıl ki "fiilimsi" varsa bu da böyle bir blogtu "şiirimsi":))

30 Ocak 2009 Cuma

Siportik bılog!

Aman eksik kalma herşeyden haberin olsun diye yazıyorum!

Beynimi zam gelecek diyerek karantinaya alan satış temsilcilerini protesto ediyorum!

Kaynaşık olduk bu akşam yine blog poartisi var sende katıl, Defdef'in annesini dolduran Tanya'dır :) Ya ev diyorum şantiye diyorum anlatamıyorum poarti de poarti siz Defdef'i de geçtiniz:):)

Wooooow o kadar yeni ki resmini bile bulamadım "İpana 3 Boyutlu beyazlık"! Sensodyne'e rakip çıkarmışlar.. Brigit'in diş hekimi aplası hastalarına bunu yazıyor. İpana'dan komisyon alaydım bu kadar lafa!

Komputer yok, cihazın kablo yok, evde hayat yok teknoloji de yok:) Onun için bu berbat resimle idare edeceksin.. Yeni başladım "Sex&TheCity"in Suudi versionu:O


















Derya Baykal atölyesi gitti Tepe İnşaat geldi eve! Nerde yünler nerde yaka iğneleri! Olum anne ünlü bi tasarımcı olacaktım ona da çimento kattın! Bu lafı üzerine sadece "Kızıl Sonja" alınsın çünkü ona yaka iğnesi yapacaktım ama bizim seramik ustasından gün alması gerekiyor iğne için!

Haftasonu o yapı market senin bu yapı market benim be blog!

LadY Lis doğumgünü yapacak tez vakitte. Eeee kolay değil kızımız 24üne basıyo:P Hali vakti yerinde, eli yüzü düzgün bi kısmete, ağırlığınca altın karşılığı vereceğiz kendüsüğüüüü.. Hafif çeker korkmayın ey kısmet:):) Doğumgünü mü düğün mü belli değil hala bi yer bulunamadı o da cabası!

Bılog yazma esnasında Özsüt'ten ısmarladığım kazandibi kilo yapmaz di mi? Bılog'da bi spor canım enerji harcanıyor burda:P

Bu sabah nasıl olup da üniversite 3 & 4 senelerinde 48 kilo olup bugün daha basküle adım atarken göstergenin sonları vuruşuna inanamıyorum! Kadının kalçalısı be bılog:)))

Kazandibi üzerinde biyolojik tanımlamalar yapmaya gidiyorum...

Bekle beni anacığğğıııııımmm!

PS: Demin arabanın & motorün vergisini ödedim.. ülkemin vergi sistemini hala çözemedim..