İzmir Alaçatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İzmir Alaçatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Aralık 2011 Pazar

Ben, Ege'li miyim yoksa?

Alaçatı ve İzmir sevdamı bilmeyen kaldı mı?
Ben sabit bir İstanbulluyum, hatta tam bir İstanbullu.
Trafikte canavar, tüketimde baş, gezmede bayraklı...
Hatta seviyorum bu şehrin karmaşıklığını bazen, boğazdan her geçişimde üstümdeki büyüler bozuluyor sanki öyle rahatlıyorum.
Fakat İstanbul olmasaydı ve yine Türkiye'de olsaydım evet Alaçatı'yı, o yoksa İzmiri'i seçerdim.
Çocukluğum Torba'daki yazlıkta geçti.
Bir ayağımız hep Side'de.
Fakat hiçbiri bana o huzuru vermedi, vermiyor.
Karadanizli bir ailenin üyesi olarak, kökleri Rize'de bir ailenin karalahanadan, mıhlamadan ve hamsiden hoşlanmayan bir ferdi olarak ben Ege otlarını, zeytinyağını, darıyı, inciri, şarabı severim.
Ege denizinde yüzmek, adalarına gitmek, her yaz aşerdiğim şeylerdir.
İşte Alaçatılı'yı da tam bu yüzden alıp okumuştum.
Konusunu unutmadığım nadir kitaplardandır.
Okurken oralara gittim, o vakte, o kıyafetleri giyip hikayelerini uzaktan yaşadım birlikte.
Dün de Dedemin İnsanları'nı izledim.
Çağan Irmak diye değil, konuyu bildiğimden değil tamamen tesadüfen.
Ağlak Türk filmlerini sevmiyorum çünkü...
Gökçe Bahadır'la açıldı perde. Gökçe çok eski ve çok sevdiğim bir arkadaşımın arkadaşıydı, benim onu tanıdığım yıllar oyunculuk eğitmi alıyordu.
Dün "Afferin kız sana!" dedim. Ne Melis'in ne benim aklıma Gökçe'nin böyle başarılı olacağı gelmezdi.
Dedemin İnsanları, Alaçatılı aynı hikayenin iki farklı anlatımı.
1923'te yaşanan hikayeyi okurken de izlerken de gözlerim dolu dolu oldu.
Harika sahnelerle beslenen hikaye içinde yine kayboldum.
Nesil psikolojisinden şüphelendim:)
Yine dönüp sorgulamaya başladım acaba ben Ege'li miyim?
Değilsem de Alaçatı'da bir ev alıp zamanın birinde belki yaşlılık belki emeklilikte, olacağım kesin.
Bazen herkesten ve herşeyden kaçmayı istediğim zamanlar oluyor;) işte birgün bir vakit bir akşamüstü Alaçatı'da taş evimde, yemyeşil bahçemde, denizböğrülcesi, kaya koruğu, hardal otu ve çirişi otuna zeytinyağı ve sarımsak katıp yerken, bir kadeh beyaz şarapla huzuru bulduğumda özüme kavuşacağım.
Demem o ki kanı Ege çeken olursa Dedemin İnsaları'nı izlerken biraz özlemi giderir, belki Alaçatılı'yı da okurken atalarını öğrenir.

27 Eylül 2011 Salı

Geri de kalan blogum

Blogum & Ay'ım burada beni beklerken...

Yucca'nın bahçesinde resim yaptım..
Gökkuşağının altında yüzmenin tadını çıkardım..
Rüzgarla savrulan bulutların altında müzik dinledim..
Her akşam aynı saatle "meeeee" sesiyle yokuş aşağı koşuşan keçi & koyun kalabalığına gülüştüm..
Uzun & ıssız yollar gittim benden uzağına benden daha ıssızına sığınanını gördüm..
Her akşam bu suratla yemek yedim...
Her akşam Balıkçı Bayram'da yedim içtim - Alaçatı meydan camiinin arkası


95 yaşında, gençliğinde okuduğu romanlardan öğrendiği şiirleri ezberinde taşıyan
ve yanına çöktüğüm şu merdivenlerde bana hepsini okuyan
yüreğimi, ruhumu bir acıtan, bir okşyan bu teyze ile tanıştım...
Menekşe moru yada gökmavisi.. ama bu taş duvarları, bu boyayla boyalı pencereleri,
önünde biten bu renk çiçekleri keyfile izledim..

22 Eylül 2010 Çarşamba

E yeter! Bakıyorsun ama görmüyorsun.

Neyi anlatayım şimdi...
İzmir'de tursitler arasında, plajda havlumla serilip yattım, akşamları meydandaki eski kiliseden dönme caminin az ilerisinde bir kadeh rakı ile balık yedim, müzikli sokaklarda yürüdüm, el ele yürüyen gençlerle ayak üstü sohbet ettim, sabahları ailecek kumsala -salatalık, bisküvi & çoluk çombalak - gelip, çocuklarının gürültüsü şu yana, kendi böğrüş böğrüş sesleriyle ahengi bozan halkıma tahammül ettim.
Yetmedi onlar kalkıp giderken arkalarında bıraktıkları çöplerini bir poşete doldurup çöpe ben attım, kimseyi taşlamadım, kimseyi sopalamadım.. Hemde doğaya saygısı olmayanların hakkı sopayken!
Sonra bir butikte rastladığım Gaziantep'li teyzenin şık kıyafetine, kızlarının o butikten aldığı kısalı-dekolteli şık kıyafetlere, aynı teyzenin kızıla boyanmış fönlü saçlarına, dünya görüşünün benimkine yakınlığına bakakalışım, aynı butiği işleten İzmir'li hoş kadının Kordon'da protesto etmek için kapatılan kepenklerden sonra, seneye yazın hala şort giyip o sokaklarda yürüyüp yürüyemeyeceğimizi sorgulamasına ortak oluşum..
Derken aklıma düşen "Ama "evet" patlaması oldu benim şehrimde, benim hayatımı sürdürdüğüm, arkadaşlarımla toplandığımda umutlarımın yeniden yeşerdiği.. "Yok yok o kadar da olmadı" diyebildiğim yerde kanadı kopmuş orkid gibi kan sızdırmaya başlamış..
Geçen akşam konsere gittiğimde kendimi yabancı hissetmediğim ama aslında bu şehrin bana yabancı gözüyle bakmaya başladığı.."
Ben şimdi neyi anlatayım..
Sigara içmek yasak, içki içmek günah, kapı önünde durmak haram, turist zaten kafir, kendi içimizde, ben lazım, sen çerkez, yolda girdiğim bir outlet dükkanında çalışan eşarplı kadın bana dik dik bakıyor, oysa bana değil kendi gibi eşarplı altlarında jeepleriyle Burberry'de kredi kartlarını cart cart çeken hemcinslerine diklense...
Bir tarafta Fashion's Night Out kutlamalarıyla günlerce ekranlarda başımızı ağrıtmalar, akşamına rezalet trafik yüzünden İstanbul'da şurdan şuraya kıpırdayamamak..
İki kuruşluk kuru pasta yanında bir bardak şarap, oraya da 2 DJ koyup, adına "alışveriş partisi" diyerek insanları bu zamanda böyle bir kriz döneminde tüketime zorlamalar...
Fakat bir takım insanların da, neyi düşünerek yaptıklarını bilmiyorum, ülkelerinin başına gelmekte olan felaketi görmezden gelerek, yanıbaşlarındaki işsizliği, evet patlamasını, bölünmeyi, adaletin elden gidişini umursamadan sanki herşey mükemmelmiş gibi Fashion'ı pompalayarak desteklemesini anlamıyorum..
"Kimden alıp bu paraları kime veriyorsunuz" diye düşünmüyor kimse..
Kendi yarınları zaten ellerinden almıştı ama nasıl olup da kimse daha doğmamış çocuklarının torunlarının bile yarınlarının ellerinden alındığını göremiyor..
Biz 2 kişi cesaret edip 1 çocuk yapamazken, yolda yürüyen parmaktan geçme terlikli adamın, versace örtülü karısının biri elinde, biri arabasında, biri karnında çocukları & bunların tam tezatı benzer kimliklerin 5er çocuğu nasıl yapabildiğini bilmiyorum..
Neyi anlatayım ki şimdi?
Eskiden "aynı kafada" olduğumuzu düşündüğüm arkadaşlarıma şüphe ile yaklaştığımı mı?
Fotoğraf çekimi yapmak için gittiğimiz İstanbul'un en güzel deniz kenarı semtlerinden birinde yediğimiz onca hakaretin aslında bugünün habercisi olduğunu mu?
Özünde eğlenmeyi, gezmeyi, modayı, sohbeti çok seven ama şimdiler de hepsinin kafamı kurcaladığını mı?
Neyi anlatyım ki şimdi...
Blogda aslında olup bitenleir nasıl t'ye alırken şimdiler de herşeyin üzerinde durup düşünmekten t'ye alma yönümü nasıl körelttiğini mi?

21 Aralık 2008 Pazar

VRrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrNNNNnnnnnnnnn!

Ver gazı, ver coskuyu! Issız Adam sürüsüne bizde katıldık fakat hiç ıssız olmadık. O kadar mutluyum ki! Aymar reklamlarındaki uçan yağ adam kadar hafifim, hiç ağlamadım!

Ağlamak da istemiyordum, ağlanacak da bişi yoktu. Fransız filmi imitasyonu bi Türk filmi izledim ve benim için sadece bi filmdi.

Issız Adam'a gidip ıssız olan herkes sinemadan göz dudak şiş, alt dudak bükük ve boynuna kadar ıslak çıkıyordu. İçimden sırf bu hale gelmemek için gitmeyeceğim diyordum. Bi grup ağlamayan istifi hiç bozulmadan çıkan kadın ekibine de hayran ve mest bakıyordum çünkü bana yıkılmaz ezilmez görünmüşlerdi.

Islak Adam olamadım! Çünkü o çok romantik diye izlenen filmin kahramanı "SEKSOMANYAK"! Böyle yazınca filmi porno falan sanmayın. Film bence bi Taksim hikayesi.. Cihangir, Beyoğlu, Atlas Pasajı, dar ara sokaklar... Her haftasonu taşlarında süpürge olduğumuz yerler ve yaz! Bir adam ve bir kadın...

Şimdi oturup filmi uzun uzadıya anlatacak değilim, ben ne sinematografik bi bakış açısına ne de eleştirecek mevkiye sahibim. Ama para benim cebimden çıktığı için fikrim geldi:) emeğine saygı duyduğum, mekanların dekorasyonlarıyla göz kamaştırdığı, oyuncularının da yüzleri eskimemiş güzel bi film;bu MaNaDa! Fakat o nası bi hikaye ve ben neden hep güldüm? "Seksomanyağım seni seviyorum ama seksimi tutamıyorum!" Türk erkeğine mi veriyosunuz bu mesajı B R A V O !

Körün istediği bi göz Çağan Irmak verdi on! Lütfen Issız Adamlığı karınızda sevgilinizde denemeyiniz!

Tanya beni bloglamış sobelemiş ebelemiş.. Ve işte bende en sevdiğim yerleri blogluyorum..

Doktor Erol'la her yer! Nerde olursak olalım orası dünyanın en güzel yeridir;) midir:S

Londra! Tarifisiz...






































Alaçatı! Denizi, havası, taş evi, dar sokakları..



















Cadde... Ben cadde de doğdum.. Suadiye'de bahçeiçi çok güzel bi evde, ilkokulun demirlerinden caddeye baktım hep, ortaokul, lise.. Ben Divan'ın Rococolarıyla büyüdüm.. Nerde birine rastlasam "Cadde kızı" diye hitap etti. O havayı soludum, Cadde evim, okulum, hayatım..





















Asmalımescit!... çok eğlendik, eğleniyoruz, eğleneceğiz;))

















Ev.. ananemin evi, bizim ev, aileden birinin olduğu ev...
















































Ofisim var bi de, deli deliyi ofiste bulur misali:)

Deniz kenarı var. Ciğerlerime deniz havası dolunca ruhum arınmış gibi olurum.

Ve son olarak da Arabaaaaaaa:)))) her ne kadar benim değilse bile en sevdiğim şey araba kullanmak.


10 mekan için bi dee Sebo'yu sobelerim:) oh beaa sobe ne zormuş:)

Bi de 9 gündür seni görmemek, evimden ayrı kalmak...