Bizim kapıcı tatilden döndü.
Bildiğin bronz, yanmış adam.. ben hala fındıktadır falan burda hayal kuruyorum.
Tabi geri dönüş hediyesi olarak onlara birer vileda, çamaşır suyu, çöp poşeti falan aldım.
Bir de orayı şöyle yapalım, burayı böyle yapalım "kibarlık" maskesi altında bir sürü emir verdim.
Tamamen insanlıktan çıkmış vaziyetteyim, içimi haset & kıskançlık bürüdü, her hareketim intikam dolu!
Kısaca tatile gidememekten ben olmaktan çıktım yada özbenliğim kendini su yüzüne çıkarttı.
Bu arada atlattığım düğünlerden sonra aynı kabus geri döndü hani "Ben ne giyeceğim" vardı ya!
Bana kalırsa "Ne giymeyeceğimden" korkuyorum malum havalrın durumu ortada, Havayı Koklayan Adam diyo ki 98den beri gelmiş geçmiş en sıcak Temmuz.
Demek giyinmekten ziyade orta yerde soyunmak şu an benim için daha büyük bir kabus.
Sıcaktan kimliğimi kaybettim diyebilirim.
Utancımdan giydiğim şilip şılopların (flip flop değil ama çok benziyo yürürken de öyle bi ses çıkartıyor) fotolarını bloga koyamıyorum.
Topuklu papuç şu an benim çin tarih oldu!
Üstüme giydiğim birbirinden saçma yazlıkları hiç saymıyorum bile çünkü yağmur&güneş arası sıkıştım artık düzgün giyinmek diye bir yetim yok.
Fakat bunlar hala umrumda değil!
Sabah yataktan kalkarken geçirecğim o gün umrumda değil bezginim ne de olsa..
Sıcaktan bayıldığım için haftasonları uyanma saatlerini 12-13 yaptım...
Zaten çağırılacağım hiçbir yere gidecek durumda değilim yüzümde makyaj, üstümde kuru kıyafet kalmıyor ayrıca fena halde tembelim..
Hergün olmayacak hayaller kuruyorum, bizim patron sabah işe girişi 10'a akşam çıkışı 5'e çekse, Temmuz geçti o zaman Ağustos'u 3 hafta tatil etse, işe dönüşümlü olarak gelsek bir gün ben bir gün Berrin, bir gün Ayla, tamam o zaman işten dönüşümlü olarak erken çıksak, işe dönüşümlü olarak geç gelsek böyle saçmalıkları düşünerek yatakta yaklaşık 20dk. dönüp duruyorum.
Gözlerim kapalı üstüme "bişi" giyip işe geliyorum ne ala!
Birde boğazım durmuyor böyle oturup terledikçe yiyesim geliyor & kilo veremediğime kanaaat getirip "o zaman neden yemiyorum" diye bir karar alıdm üstelik artık kolumu bile kaldırmıyorum!!
"Obezite ile Savaş" postaları yazmaya az kaldı.
Fakat hala umrumda değil saçımı bile artık sadece üniversitede sınav dönemleri yaptığım gibi topuz yapıyorum.
Artık tatil hayali de kurmuyorum çünkü ben tatile gittiğimde yaz bitmiş olucak yanık tenle beyaz giymek yada yanık tenle askılı için çok geç olacak.
Eylül gelsin Yoga'ya başlama planım var. Ruhum temizlensin ne bu herkesin kuyusunu kaziyim peşinde!
Bu arada artık sıkılmanın kitabını yazıyoduk dün gece kitap uzun iş şimdi video kaydı yapalım hızlı olsun dedik..
Biz çekerken yıkıldık gülemkten bu akşam üzerinde bir kere daha düşünüp artık spastikliğin bayrağını 30uma 11 gün kala çekeceğim.
He bu arada Cuma günü yüzük takıyorum-
Yoga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yoga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Temmuz 2010 Salı
17 Mayıs 2010 Pazartesi
Gençlik Anıları vol.#70868379402748049692524797
Çok gezen bilir kardeşim. Çok insan tanıyan o çok tanıdıklarıyla oturup kalkan he bir de hep kendinden aklı üstün bir akıl vereni olan. Onu ayrıca anlatacağım.
Cuma günü cinlerim yine tepemde bu devre inmek bilmiyorlar, nedense? Cep telefonum henüz alışamadığım sesiyle çaldı & tabi ki bilmediğim bir numara ekranda ben bakıyorum o çalıyor. Telefon tamirden geldiğinden beri aynı tedirgin sesle açıyorum "Al o..."
Kendini Master'a boğan kişi arıyor uzun aradan sonra Es. "Canım çok sıkıldı akşama dışarı çıkalım mııııığğğ?"
Eskiden Çarşamba, Cuma, Cumartesi çıkan bir ekip vardı o biz miydik?
Ben hala 7-24 çıkan biri tanıyorum kuzenim mi Lis mi?
Neyse uzun ara olunca giyecek bulamadım. Zaten "buhrandayım" yüzüm sıçlarda, ancak gülüşümle etkileyici olabilirim, orkid reklam güzeli miyim? Derken bir jean, bir ceket, sıkı topuzla atladım Es'in 306sına.
Önce bir gülüşüyoruz eğlenceye gitcez diye bir fıkırdamalar vardık Asmalı'ya.
Kardeşim bu ne?! Koskoca Tüyap otoparkı full çekmiş arabayı kenarda kaldırıma park ettik!!! Herkes dışarıda işin özü!
Kendimizi Otto'ya (Sofyalı) oturtup mıjitoları söyledik.
Booeeek mojito hiç olmamış su mu bu ne bu sumu naneli su mu?
Gelsin sohbet gitsin mojito gelsin bira..
Bir an düştü herşey, enerji düştü, fıkırdama düştü "Es yaşlanıyor muyuz?"
Hemen kalktık yapışmayalım burda Kiki'ye gitcez.
Bir taksi çevirelim de havamızı bulalım.. "Taksici Bey Cihangir'e gitcez:)"
"Alamam abla yürüyüverin."
":O"
Taktik değiştirdik:) "Taksici Bey Sabiha Gökçen'e gitcez"
Gözleri ışıldayan taksici bey koşarak uçtu sanki allelade taksi değil de bize limo getirecek anasını satiyim "Sabiha Gökçen di miğ abla bu araba" diye koşuşuyor.
Biz gülüşüyoruz "Yok taksici bey Cihangir"
"Abla Sabiha Gökçen"
"Yo Cihangir"
"Sabiha?"
..
Yürüdük!
Ben fevkalade bir performans göstererek topuklarımla en adam kesilesi, karanlık sokaklarda, yokuş, arnavut kaldırımı demeden Asmalı'dan Kiki'ye yürüdüm.
Yol boyunca Es Patata yedi 1 kilo sanırım.
Ağzıma sürmedim desem! Canım istemedi desem!
Ketçapları üstüne döke saça, sonunuda parmağıyla sıyırarak yedi 1 kilo patatesi..
Kiki'ye varınca Lis'i aradık.
Kendisi zaten Taksim'in demirbaşı..
Galata'da 9-8lik eşliğinde coşup eğlenmişler geldiler Gökçe'yle beraber..
Şeşi beş bakmak böyle birşey işte insanın bir gözü illa ötekinin tersi yöne bakmaya inat ediyorsa..
Bu arada Kiki'de bir yavaşlık geldi bize.
Es yolda bana bir kızdan bahsederken "Kız büyük biraz 30 yaşında, yok 30 biziz 35 yaşında.. " dedi.
Kiki'de 30 yaşında tek biz vardık. 88 & altı jenerasyon eğleniyor çocuklar ben de Es diet colaını bitirsin de whisky içelim diye bekliyorum.
Diet cola bitmedi, ben bir mojito şansımı denedim:) bu sefer ki bu ne ya şekerli mi bu şekerle nane mi bu ne diye Lis'in önüne itildi.
Kendisi orda barmeni köşeye sıkıştırmış "Kontispontis var, bak dinle birşey anlatıcam Kontispontis var" diye adamın kafasını ütülüyordu.
Gökçe'de yarın işe gitcem yağğğ diye göz deviriyor.
Es'in de uykusu gelince gece 02.00'da sona erdi.
--
Acaba yaşımız kemale mi erdi derken Cumartesi gecesi evde toplaşıp köküne kadar bira & jackle sohbet ettik.
Sohbet 5 kişi başlayıp 3 kişi sona ereken içmede ki dirayetimizin hala devam ettiği tecrübe edildi:):)
He 2 arkadaş Cumartesi gecesi evden 23.00da çıkıp Pazar günü 15.00 da geri döndü:)
Yoklama alıp bu sefer Peli'lere gidildi " Sazan yaz 1907'ye" gönder eşliğinde benim hayal mayalin hatırlayacağım safhaya gelene dek içildi içilidi...
---
---
Demek biz artık evcile döndük.
Sokaklar bizi biz sokakları unuttuk.
Nerde o eski kudurganlık illa da her gece çıkalımcılık..
He bu arada bütün bunlara maddi krizde sebep oldu dipnot düşmek isterim.
"Bu kadar içtim de ne oldu?"
İyi geldi. Biraz gevşedi & düşünceler beynimi rahat bıraktı.
Bugün yine Yoga'ya başlıyorum.
Düzeltmem gereken bir iki kırık parça var..
Bir kaç hafta evvel bir kaç kırık parçayı Aldo ile düzeltmiştim:))
Şimdilerde bu bile yüzümü düzeltemiyor...
PS. Okura not kendini sev, onu koru, kocasından akıl alan kadınlardan uzak dur!
Etiketler:
Aldo,
İtlik Go out on Friday Saturday night,
Shoes Papuç Sevdası,
Yoga
5 Mart 2010 Cuma
HAhahahhahahahah!
Madalyon hastalığı oldum! :)
Kalsiyum & kaşıntı merhemi kullanıyorum. Düşündükçe de gülüyorum "Madalyonu taktım" diye!!
Stradivarious, pull&bear & bershka'yı son indirimde resmen sömürdüm! Allah da beni ne etmesin kredi kartı denen o şey bitti. Para değil bak kredi kartı bitti nerelerdeyin sen anla!
Her sabah evden çıkarken kendime yemin edip, söz veriyorum. İnsan kendine verdiği sözü tutamazsa kiminkini tutar!!!!
Dün yoga yaptım tam bak sayıyorum şimdi tam 13!! gün sonra. Yuh dedim çünkü iyi geldi.
Geçen akşam bu küpeyi aldım.. Hahahah çok pahalıydı tekine param yetti 1 tane aldım:P Hayır tabi ki tekini çıkarmaya üşendim!
Annem "Kızım damlaya damlaya göl olur" diyo ya.. İşte birgün bizim ev böyle göl olucak "Koket gölü"! İçeri giren her erkek kusarak kaçıcak & günün birinde bütün erkekler "gay" olduğunda kadınlar sokaklarda jartiyerleriyle dolaşacak! Sebebi yine kadınlar :O
Geçen hafta Rejans'ta yamulduğumuz için bu hafta bir program yapmadık canım. Zaten aldık boyumuzun ölçüsünü 1=125 vu hoooooooo! Darphane miyiz be mübarek!
Sabah arabadan inip ofise yürürken beni gören teyzenin gözleri yuvalarından çıktı! Bence bana bakıp "Acaba benim torunlarımda sokaklarda böyle mi geziyor" diye hayıflandı. Burdan cevap hakkımı kullanıyorum "Hayır teyze hayır tabi ki hayır".
Benim anneannemin tansiyonu 17-22 olunca biz sabaha kadar hastanede kalp krizi riski olabilir diye bekliyoruz. Bu bekleyiş sırasında erkeklerin gerçek yüzünü görüyoruz misal;
**saat 01.30 suları, muhammet donlarıyla (basketbolcular falan da giyer ya) 3 tıfıl, biri şokta kapıdan içeri girer. Tıfıl, görevliye "Topa çıkarken kafa kafaya tokuştuk abii" der & bakıma alınır. Burdan bu akıllıların gecenin o saatinde bir topun peşinde koşup kafalarını kırma teşebbüsünde oldukları anlaşılır. Sonra vakit geçer başka tıfıllar da yetişir bu bakıma alınmış tıfılı illa öperler neden bilmiorum! Elini sıkar & selamlaşmak için ısrarla kafa kafaya tokuşurlar! Bir "tokuş" sorunu var iğne falan işe yaramıyor!
** yine saat 03.00 falan birbirine kelepçeli 2 tip polislerce hastaneye getirilir. Bu kelepçe-kardeşliğini polis oracıkta bir başına bırakır "Siz içeri geçin doktora görünün" diyerek kapıdan çıkar. Kelepçe-kardeşliğinin 1 tanesi diğerinden daha akıllıdır onu çekeleye çekeleye doktorun karşısına diker. Ama en akıllısı doktordur "Bunların başında kimse yok mu?" diye sorar! Kelepçe-kardeşliği orda fazla kalmadan tekrar ekip otosunca gezintiye çıkartılır.
** biz girdiğimiz saatten beri orda olan, bizim net olarak nereli olduklarını, ne konuştuklarını anlamadığımız moderenfolk 3lüsü, ellerinde röntgen ışığa tutmuş üzerine konuşmaktadır. Ne anladığını uzaktan o kadar meraaaaaaaaaaak ettim ki! Ama derdim başımdan aşkındı soramadım. Ama o anı hep kolladım! Bütün gece röntgene bakıp dara dara diye konuştular. Sankim Uganda'da falandım ben..
** yine saati şaşmış bir vakit tekli kelepçe kardeşliği getirildi. Bunlardan çok var öyle diyim. Kelepçe erkekler arası 2010 modası o gece bunu takmayan adam yoktu! Bu tekli kelepçe kardeşliklerini tek tek politzaiiilerle oturtup one by one içeri aldılar. Anacım bir uslular! İnanmazsın sanki süt dökmüş kedi, kanarya yuttu sanırsın. Nereye koysalar orda durdu bunlar. Sonra yine ekip otosuyla gezinti.
*** he bir de başhekim gece baskın yaptı. Bak saat takribi 00.00-02.00 arasıydı. Sen bu hastane ekibi bir tutuş! Herkes bir anda işlere hastalara tahlil yapılacak kakalara, çişlere bir sarıl. Herkesi şipşak iyileştirdiler valla. Başhekim de koluna tirit olmuş bir amca takmış. Numara bak. Bunları "hasta getirdim, denetim değil" ayağıyla yiyo. Başhekimi klonlasalar her koridora 1 tane bıraksalar hasta kimse kalmaz memlekette.
"Senli-benli" konuşan doktorlara da gerçekten şöyle bir aktım. Pazar esnafıyla öyle konuşmuyosun.. sen anla!
wuuuuuuuuuu lafı ne çok uzatmışım..PEs! Hhahahahahahhaha
12 Ocak 2010 Salı
HİSSET..
Uzundur yapmıyoruz sanki..
Başka biri söyleyince fark ettim "hissetmek" muhteşem birşeymiş.
Durduğun yerde "ay şunu hissedeyim de bir keyfim yerine gelsin" demiyorsun.
Zaten hissetmeyi ya hiç öğrenmiyor yada gün geçtikçe unutuyorsun.
5 yaşında bir çocuğa işkence edip yol kenarına terk edecek kadar 7'den 70'e hissizleşmişiz işte..
Ama imkan bulursanız deneyin hissetmek muhteşem birşey...
Bu mevzuya nerden geldim?
Dün çekirge SED ilk Yoga deneyimiyle ekranlardaydı:)
Öyle enerji, çakra, kök hücre bir tip değilim. "Yoga" daha dün düzgün söylemeyi başardım. Bu konulardan bahsederken de sadece ellerimi tepemde, sağımda birleştirip veya birbiri içinden geçirip tek ayak üstü sabit durmaya çalışmaktan öte geçmez.
Bir süredir rapunzel imajımdan kaynaklı boynumun sağına yerleşen tutulmadan & üyesi olduğum web sitelerinde yaşımın yıl hesabı karşılığını görmekten geçirdiğim buhran yüzünden Hocam & Tanya'dan sürekli duyduğum Yoga'yı denemek istedim.
Ruhum dinlenirse, boyun ağrımda sona erecek gibi de bir felsefe ürettim takıldım Tanya'nın kuyruğuna.
Gülerim, kıkırdarım, sessizlikte sinirim bozulur kahkaha atarım, utanırım, düşerim derken, ben, eşofman, mat kavuştuk.
Baştan sona anlatacağım bir ders yok. Çünkü "herkes mutlaka Yoga yapmalı" diye düşünerek çıktım ordan.. Bu düşünce benden çıkıyor çekirge SED vol#I!
Daha önce Pilates yaptım. Tenis oynadım. Bale yaptım. Voleybol da maça çıkacak kadar ilerledim. Surf yaptım. Koştum. Body build ettim:) Step çıktım. Yüzdüm. Kısaca tepiştim durdum fakat böyle birşey daha önce "hissetmedim".
Bütün saydıklarımı yaparken yaptığıma tam konsantre olup, yorulduğum, terlediğim bazen de doğru yapamayım sinirlendiğim oldu. Ama Hocam "Ayaklarından başına kadar vücudunu hisset" & "Ellerindeki şifalı, iyi enerjiyi hisset & vücuduna bu enerjiyi yay & hisset" dediğinde...
Bana ayak parmaklarımdan bile geçen, her nefes alıp verişimde vücuduma pompalanan kanı taşıyan, kılcaldamarlarımı, kapilerimi, arterlerimi & venlerimi ne unutturdu diye düşündüm.
Sonra hissettim. Sokakta hergün bana benzer o kadar çok canlı görüyorum & bana artık o kadar sıradan geliyorlar ama aslında onların da tıpkı benim gibi birer mucize olduklarını hissettim.
Hissizleşiyor işte insan.. İçinde çalışan koca bir sistem var ama onu unutup ona kötü davranacak kadar hissizleşiyor işte..
Kendinden sadece hissel değil, fiziksel de uzaklaşıyor. Mesela düne kadar bence sadece boynumda tutulma vardı. Oysa vücudumun çeşitli yerlerinde düne kadar fark etmediğim bir sürü tutulma varmış. Ruhumu sıkarken oldular belki, belki kendime dünyayı dar ederken kastım durdum onları da.. Kimbilir?
Yoga insanı kan ter içinde bırakan, kasını koparıp, şişirip, poposunu ufaltıp, büyüten bir spor değil. Yoga insanın zihnini, ruhunu & vücudunu bir araya toplayan, içerdiği egzersizlerle bahsettiğim bu üçlüyü temizleyen, içe dönük bir huzur yolculuğuydu bence..
PS: Küçük Bedrettin'e işkence edenler Yoga ile islah edilebilirler mi? Yeniden insanca hissedebilirler mi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
