TV Shows TV Programları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TV Shows TV Programları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2010 Pazar

Herkes kendi ekmeğini Evcilik Yarışması'ndan yer

Ya yerim ya!
Evcilik Yarışması'ndan ayrılan yarışmacının son sözleri de "ekmek" namı diğer "money talks" & yemek üzerine oldu.
Bir de ayrılırken çamur at izi kalsın filozifisiyle yarışmada sürekli 1. olan arkadaşlarının açıklamarına içerlemiş.
Sanırım arkadaş oyunu yada sevgiliyi kaybedeceğini anladı. Evvelden yine ayrılan bir yarışmacı -gelin yani- giderken damadın oyunu gerçekle karıştırdığını söylemişti.
E iyi de güzelim bu arkadaş da gerçekle oyunu karıştırmamış mı?
Şimdi Oda Tv'nin haberine göre bu tip yarışmalara katılanlar günlük bir ücret karşılığı ekranı meşgul ediyorlar.
Madem atıp tutucam neden izliyorum di mi? Allah seni inandırsın bilmiyorum!
Ama gıcık olurken bu gıcıklanmadan da geri duramıyorum..
Neyse ne diyordum günlük 400TL.
Şimdi bu yarışmaya sevgilisi olup katılanlar acaba yarışmaya katılırken "Sevgilim şimdi ben evcilik oynicam günlük cebe şu kadar para giricek sen de hadi kabul et işim ama bu beniiiim mi?" dediler.
Peki ne oldu?
Oyun boyu bana bir kayınvalideden afakan basmıştı. Kendi kendime ekran başında durup " Yau bu kadın neden zırt pırt bu evde allaaaseeen?" söylenip duruyordum. Meğer sevgili baskısındanmış!
Tabi ben gece fanatiği olduğum için yarışmacıların özel hayatları vb. dedikodulardan geri kalmış durumdayım.
Hatta var deseler inanmam. Malum toplum yapımız ortada, bugüne bugün birlikte nikahsız yaşamak hem suç, hem de mahalle baskısıyla kişilerin toplumsal statülerini ciddi şeklide etkileyecek kadar nahoş!
En modern çevrede bile birlikte yaşamak hala "marjinallik" -sanki 100 kişi sevişiliyormuş gibi komple süzer komşular sizi karışmam-.
Apartman görevlisince de birlikte yaşayan kadın "kötü kadın" (annem de okuyor utancımdan diyemedim kelimeyi), birlikte yaşayan adam da hayranlık duyulan adam çünkü adam evli bir erkeğe göre şanslı. Hem nikahı yok, hem karıyla aynı evde oturuyo hem de geceleri hep dolu. Çünkü birlikte yaşayan çiftler evli çiftlerden farklı olarak her gece sabaha kadar!
Aynı eve oyun için bile olsa sokulmuş kimliklerin bu oyun dışında evli, ilişki de vs. olması aynı toplum için zor çünkü her dizide başrol kadını ve erkeği birbirine yakıştırıp sokak ropörtajlarında "Aiiii onlar evlensin çok yakışıyolaaaar" diyen bir izleyici kitlesi var.
İşte afakancı kaynana o kitlenin & muhtemelen oyuna katılmanın getirilerinin cidden farkında bir teyzemiz.
Burdan "aman ekranda görünsün dizi felan teklif edilir", beri yandan da "Kız artık gelinlik yaşa geldi bu oğlanın da niyeti ciddi dur ben yatıya gidiyim de durumu kotaralım" kafalarında bir teyzemiz.
Ya hepimiz safız yemin ederim safız!
Oğlan öteki taraftan tahammül edemedi, doğal olarak Amerikano mu bu adam da "Hey dude oyun bu nothing serious maan" desin birasını alıp kanalı açıp "that's my girl dude" desin, eliyle göbeğini tıp tıplasın.
Adam çıkışı yaptı "Ya iş ya ben!"
E tabisi "koca"!
Ağır yediler bizi di mi:)
Aiii ne kadar güzel evcilik oynuyolar diye diye bakındık ekrana.
Teyzelerim& nenelerim yapmayın teyzecim.
Şimdi biz sizin üst kata taşınsak 2 güne tefe koyarsınız bizi, yeminle yaparsınız bak. Ben zaten cıngıllıyım.
Ama gelinlik, damatlık giydiler orda pasta kesip dans ettiler diye yolda, bayırda görüp bağrınıza basmayın yahu!
Onlar gerçek kişi değil anladın mı nene?
Çünkü "esas oğlan" öbür yandan çınagarı basınca iş bitti. O ilişki de orda bitti diyim ben sana yazık büyük ödülü alabilirdin belki?
Bakıyorum her yeni gelen 3 erkek yarışmacıdan biri "ağır maço". Hepsi eteğe, derin dekolteye, çalkalanan kalçaya & Ruslara dayanıksız! Ama önce çemkirip sonra hediye ile gönül almada üstad.
Yazık oldu yarışmadan ayrılan kızmıza & düzenli olarak o eve çadır kuran annemize. Ya belki 2 daha duraydınız büyük ödülü alıcaktınız. Tamam zaten anladık kimse sevişmiyo!
Bir gelsin paralar gitsin paralar millet saf nasılsa sabah dayarız "sultan"ı, akşam habere çakarız "konuşan maymunu" gece de evcilik koduk mu.. Ben bu yazıyı yazıyor olduğuma göre birilerinni cebini hala bu işten gelen paracıklar ısıtıyor hatta ben şu an reklam kampanyası yaptım aklımca izah edeyim derken!

6 Ağustos 2010 Cuma

Acaba Bihter'de...

Aiiİ Behlül'de sakal bıraktı!
Ayağında "Birkenşütük" bir de "ben kütük" terlikleriyle rahatlığına da düşkün olduğunu belirten Behlül demek ki dizinin son sahnesinde de gerçekten kendi sakalıyla mezar başında günah çıkartıp ağlamayı becerememişti.
Allahım çizgili donunu da giyen Behlül gerçek mana da karizmayı çizdi. Zaten inanılası bir tipi yoktu.
"Lan bu herifin sözüyle dğeil kuyuya inmek kapı önüne çıkılmaz" bir tipi vardı. Tam böyle saf kızı "düşürecek" tip.. Kız böyle aşık buna ama adam haftaiçi cowboy haftasonu playboy. Gelsin karılar gitsin karılar tipler vardır ya. Ama sevgilisinin yanında da, ağzına hiç yakışmaz eğreti durur şekilde "Çok seviyorum, aşığım, evlilik için maddi durumu düzeltmeyi bekliorum" triplerine girer bunlar. Fakat o maddi durum her gece başka barda başka karıyla para yiyerek nasıl düzelecekse.. Neyse o don, ayağında parmak arası birkenşütük, hele ki o mucit sakalınla Behlül'de Bodrum'da görüldü.
Acaba Bihter'de sakal bıraktı mı ya?!

23 Haziran 2010 Çarşamba

Proleter Aşk









Asil aşk, burjuva aşk... fakat en acısı proleter aşk.

Koca bir beklentisizlik & emek ama karşılıksızlık..

Olduğu yerde sayan & daha fazlası için ne umudu, ne gücü, ne de imkanı ne yazık ki olmayan, olamayacak olan aşık.

Aşkın en zavallısı belki de aşkta da proleter olmak.

Herşeyi olsa bile kişi aşkta proleter olmanın önüne geçemez hazin bir şekilde..

Para, güzellik, sıfat, sağlık & hiç birşey fayda etmez.

Ben proleter dedim platonik yerine... Çünkü platoniklikte bir ulaşamamazlık var.

Proleter dediğim sürünmek ziyadesiyle... Hiçbir zaman tastamam olamamak, sahip olamamak, belki de hiç unutamamak & vazgeçememek benim söz ettiğim.

En güzeli aşık olunan olmak.

Yada aşık olmak karşılıklı işte o da aşkın en burjuva hali sanırsam. Lüks lüks yaşamak herşeyi, bol bol..

Aşkı Memnu'da böyle birşey sanırsam aynı evde her sınıftan aşkın yaşandığı.

O aşkların saflığı, kötülüğü tartışılır o ayrı...

2 Şubat 2010 Salı

Şimdi şöyle...

Zeyna

Henry & Ann Boleyn The Tudors'dan

Star Wars

Merlin


Merlin & King Arthur Efsanesi..

Marie Antoinette

Marie Antoinette


Henry the Eight:)

Ann Boleyn:)))


Avatar - Jake Sully

Potter!


Artık "Star Wars" izliyorum. Nedeni açık çok fantastik bir dünya..Avatar'ı izlediğimde hissettiğim şeyleri hissetmeyi seviyorum. Filmin ekolojik, biyolojik, felsefik,demogojik kısımları beni enterese etmiyor. Yok efendim Irak Savaşı’na ve insanoğlunun doğayıve barındırdığı diğer canlıları yok etmesine karşı bir gönderiymişte, yok Amerikalıların kızılderelileri yok etmesiymiş, maço beyaz erkek ırkıymış beni bağlamıyor. Konuya değil bana sundukları o görsel ziyafete bakıyorum. Hangi manyak bunu düşünebildi! Aynı Harry Potter gibi! Kitabı elime aldığım gün "bu kadın kaffayı yemiş" demiştim. O nası bir hayalgücü, ne yiyor, içiyorsan söyle biz de yiyelim! Fantastik herşeye bayılıyorum. Animasyon filmleri ayrı & ayrıca özel ilgi alanım. "Aaaaa şunu izlemedin mi?!" dedikleri an bir balyoz alıp donk diye kafama vurmak istiyorum, nasıl atladım diye! Onun için Star Wars benlik!Merlin'de var. Eskiden Zeyna izlerdim. Pazar dedin mi saat 8 aç televizyonu Zeyna var. Zeyna boşluğu Merlin'le doldu. Saatleri ileri almak zorunda kalıyorum bazen ama.. Geçen gün Sosyetik'le The Tudors izledik. Pes dedim! Ben zaten filoloji mezunuyum. İngiltere, İspanya, Fransa tarihlerini neredeyse biliyorum. Sürekli aralarında Elizabeth & Maria'ları takas ettiklerinden. The Tudors'da 8. Henry'nin yatak odasında geçiyor. Yani korkuyorum ne diyeyim bu Henry ekrandan çıkar bizim de kanımıza girer diye. İzlerken Sosyetik sürekli "Ama ne Henry ne Boleyn kızları bu kadar güzeldi, hepsi birbirindne çirkin!". Adam hem çirkin, hem kral, hem seksomanyak! Çoluğunuz çoğunuz varsa açmayın The Tudors. Boleyn kızlarını, Marie Antoinette'i izlediğimde büyülü fakat zevke düşkün bir dünya içinde hissettim kendimi.. Hiç gerçek gelmedi desem yeridir. Tudors'da, Merlin'de gerçek gelmiyor. Merlin kendi gerçek olmasa bile Kral Arthur gerçek...Sonuç olarak über modern şeyleri değil böyle kurgu, animasyon ne varsa getirin onları izlemek istiyorum:)

3 Kasım 2009 Salı

İyi insan aranıyor!


Hiç Bağdat Caddesi'nde kaç temizlikçinin istihdam edildiğini düşündünüz mü?

Cevap; her sabah iki trafik ışığı arası 3 tane ezecek kadar!


Peki ara sokaklarda kaldırımların neden genişletildiğini düşündünüz mü?

Cevap; park için ücret ödeyecek fazla bir arabadan elde edilecek marjinal gelir.


Arkasından araba geldiğini duya, göre & bile bile yolun ortasından yürümeye devam eden yaya insanın amacı nedir?

Cevap; protesto & kendi çapında arabalı kişiye karşı uygulanan eylem düşüncesi.


Günümüzün ağır koşullarında bile insanların yapmaktan asla geri kalmadığı tek şey nedir biliyor musunuz?

Cevap; seks. Ayrıca bütün kadınlar standart, koşul, imkan & para gözetmeksizin her seferinde hamile kalmak istiyor.


Bihter & Behlül artık sevişmeyecek, neden?

Cevap; sanırım her başarılı kadının arkasında ona yasaklar koyan başarılı bir erkek olmasından.


22 Mayıs 2009 Cuma

32. Gün 23. Yıl - Haddini bil!- Kendine Gel!- Sen de Şerefsizsin- O laflarını sana yutturacağım!-

SKANDAL!!!!!
Diyecek söz bulamıyorum. Başlığa yazdığım o nidalarla inledi dün gece ekranlar. Bence gören herkes şoka girdi. "Olmaz, Olamaz" dedi. Herşeyden önce ölmüş bir insanın adı suçlamalar içinde geçti. Acınacak hale mi geldik! İçimiz bu kadar fokurduyor & biz gaflet uykusunda mıyız?

Türkan Saylan- çok ciddi bir isim bu isim. Ağzından çıkarken yanına koyacağın kelimeleri özenle seçmeni gerektirecek. Arkasından değil yüzüne konuşulacak biri. Ona herkes "Türkan Hoca" diyor. Sahip olduğu vasıflara erişmek için üniversitelerimizde "Neden saçların beyazlamış arkadaş sana da benim gibi çektiren mi var" ecosu eşliğinde sahip olunan.

Kimsenin uğraşmadığı bir işle uğraşmış bir insan o. Kadın, anne, saygıdeğer, İNSAN!, karınca o bir sürü şey & şimdi yok. Ölümü acındıracak değilim bu ona hürmet demek değil. Sadece belirtmek istedim kimse farkında değil herhalde o artık yok.

Koca koca adamlar.. İnsan birbirinden bunca nasıl nefret eder! Nefretimi kazancak biri canımı çok acıtmış biri olmalıdır ki zaman içinde nefretle canımı acıtmaktansa onu yoksayarak yaşamayı tercih ederim. Ama dün gece nefret kustular birbirlerinin yüzüne. Belki yakınlarında olsak, tükürükler fışkırtarak, utanmadan, milyonların izlediği bir programda olduklarının nasıl farkında olmadıklarına şahitte olabilirdik. Kullanılan o cümleler hala kulaklarımda çınlıyor. Belki de onun için uyku girmedi gözüme.

Ben sadece sokak kavgalarında duydum bu lafları, bazen maç sonrası, bazen trafikte.. İnsanların bedenlerine yabancılaştığı yerlerde.. "O lafları sana yutturacağım" "Şerefsiz" sanki o programa gelmeden önce birbirlerinin eşlerini ellerinden aldılar, sanki biri ötekinin namusuna laf etti, sanki biri ötekinin parasını çaldı, sanki kan davası var aralarına, sanki çok büyük bir kazık attılar birbirlerine ne yani nedir!!!

Nefretle çatlıyoruz içimizden.. Eceli gelmiş bir ulus.. Ben çok üzgünüm hiç değilse din ardına sığınan düşüncelerden "ölünün arkasından konuşulmaz yerinde rahatsız edilmez" fikrini devam ettirmelerini beklerdim. Fakat ondan bile aciz kalındı.

Bazen çok uzaklarda hissediyorum kendimi.. evimden çok uzaklarda.. ait olduğum topraklardan çok uzaklarda.. çocukluğumda öğrendiklerimden çok uzaklarda.. & her nasılsa bu uzaklık içinde neredeyse hiç ayrılmadım bu bütünden...

13 Mayıs 2009 Çarşamba

CADDENİN ERKEĞİ GERİ DÖNDÜ!

Yahu reklam izlemek için televizyonun başına oturacak raddeye geldim!

Hayranım o reklamları yazan ekibe. Yaratıcı mısın be kardeşim!!!!! Ne oldu da düşündün bu reklamı!!!!

Yeni Cola reklamı :))) 10 kere daha izlerimmmm. Genç kız & genç çocuk kütüphanede çalışmaktadır. Genç çocuk kıvrak zekasıyla kızı tavlama peşindedir. Kütüphanenin basan havası içinde koluna çizdiği Cola ile serinlemek & kıza yazılma peşindedir. Koluna çizdiği colayı genç kızın avuca boşaltır ki genç kız da boş durmamaktadır. Koluna bardak & buz çizmiştir. Sonuç Cola ile kaynaşırlar:)))

Bayılıyorum. Şu zaman çocuk olsam kesinlikle reklam saatinde yemek yiyenlerden, reklam vakti işi gücü bırakan, pür dikkat ekrana bakanlardan olurdum.

Fakat reklam anlayışı kültüre, ülkeye göre değişiyor sanırsam.. Bizde daha kurtlar vadisi içerikli reklamlar var, "Caddenin erkeği geri döndü". Bu sabah billboard da gördüğüm tween reklamı. Yaratıcı değil esintili geliyor. Caddenin erkeği kro biri gibi geldi bir an. Sanki cadde de artık yaka paça adamlar göreceğiz. Umarım caddenin öyle bir erkeği geri gelmemiştir.

Reklamda yaratıcılık rica ediyorum lütfen.

Koluna resim yapan biri, polat alemdardan daha fazla dikkatimizi çeker sanki!!!

Ps. ya sen gel uslu uslu bana ya ben gelip alayım seni:))))

13 Nisan 2009 Pazartesi

Kafama Takılanlar Vol#2

Kaç gündür günümü bilemedim. Yatak döşek yatıyorum sabırla bu öksürük, bu sümüklü halimle, geçecek diye. Oysa sınavlarım bitince özgür kalacaktım. Beyin özgürlüğü! Bir sorumluluk yok o sorumluluğa hazırlık yok. Fakat hiçbir şey yokken öyle bir tutsak oldum ki, battaniye, c vitamini, öksürük ilacı pırangalarım oldu. Geçmedi hala üzerimde yapışık, hırlayarak nefes alıyorum. Burnum tıkalı bu sesime alıştım! Zorluyorum & vaziyete kırgınım.

"Bu bana yapılır mı laaaan?!?!" Yapılıyor anasını satiyim. Hatta o kadar çok yapılıyor ki. Bu bana yapılır mı laaan dediğim neler atlattım ben. Bu sabah şu arabayı park ettiğim aşağı sokaktan ofise yürüken kendime yaşımı sordum. Çüş 30 olucam nerdeyse fakat ben 21 de bir yerde kalmışım. Hala içimde o 21 yaşımdaki isyanlarım var. Bazen hala 17 yaşımda gibi içimde patlamalar. Ben 30a hiç gelmedim. Topuklu papuçlara çıktım, artık istediğim makyaj malzemesini anneme sormadan alıyorum. oje sürmek için anneme yalvarmak gerekmiyor, akşamları istediğimle istediğim kadar telefonda konuşabilirim bağıracak babam yok, yapmam gerekenleri & yapmamam gerekenleri ben seçer ben biçerim, bir zamanlar gözüme müthiş görünen yaşlara geldim. Ama hiç öyle değil. Çünkü bütün bunlara sahip olmak ne yazık ki yanında mutluluğu da garanti etmiyor. Bütün bunlara sahip olacak yaşa gelene kadar "Bu bana yapılır m laaan?!?!" dediğim binlerce şey oldu & o geçişi hiç fark etmedim. Aynı kaldım. Büyümedim. Bu bana yapılır mı dediklerimden dersler çıkardım ama 30 bana hala 10 beden büyük.

Bu bana yapılır mı laaan?!?! dediklerimin başında hep fedakarca davrandıklarım oldu. Eşşeği bu hesaplaşmaya karıştırmak istemem ama altın semer vurduklarım da hep eşşek kaldılar. Şimdi hala karşılaşıyorum aynı çıkmazla. Olum hep mi bana denk geliyorsunuz be çocuğum! Bu gezende adam mı yok yoksa bütün adam gibi görünenler aslında hıyar mı? Bence hıyarlar!

Ben hep kepçeyle veren oldum. Kepçeyle dost, kepçeyle evlat, kepçeyle kuzen, kepçeyle sevgili, kepçeyle torun, kepçeyle yeğen, kepçeyle işçi, kepçeyle tüketici.. Bunların içinden karşıma kaşıkla çıkanları bile az ne yalan söyliyim. Çok üzülüyorum şimdi bunu söylerken. Ne yazık ki bir hesaplaşma ile yapmadım yaptıklarımı ama bugün hala içim acıyorsa, sonunda vardığım yer kepçe oldu çok acı.

Ben ilk kendime sorarım. Ben ne yaptım da böyle oldu diye. Ben birşey yapmadan gelemez ki başıma birşey. Sonra suçu kendime bulurum karşımdakini affederim. Fakat bir yer var, tam kestiremiyorum neresi yada nedir diye. Oraya geldik mi affedemem. Annem hep der ki makas gibisin birleştirilemeyecek şekilde kesiyorsun. Çok kötü birşey bu. Oysa oralara gelene kadar neleri birleştirmeye, ne yokları var etmeye çalışıyorum. Kimse mi görmez be kardeşim! Kimse mi bakınca "Ya bu kız beni çok seviyor, benim için elinden geleni yapıyor, bende bir köpeklik etmeyeyim" demez ya! Demedi anasını satiyim!

Yemin ederim şu güne kadar hayatımdan çıkardığım eski dostlarıma, canla başla sevdiğim sevgililerimi, dişimle tırnağımla çalıştığım işlerimi düşününce "Olum bu kadarını duvara yapsam duvar dile gelir bir teşekkür ederdi" diyorum. Ben ne yaptıysam insana yaptım & ne kötülük gördüysem insandan gördüm. Ne acayip bir yaratığız biz ya! Eski sevgilim mesela kafasında hep şu vardı "Sed beni ne yapsam bırakmaz, Sed hep yanımda olacak. Ben ona bu gezegendeki en büyük eşşekliği etsem de (konu yine eşşeğe geldi:) o hep yanımda olur ,bana o gülümseyen yüzüyle bakar, sırtımı sıvazlar". Lan hıyar mısın! Peygamber miyim ben! Elbet benim de "TAK" edecek bir noktam var neyi zorluyorsun. Fakat onu atınca "AAAA bu kızın üzerine gitmiyim canına "TAK" dedirtmeyeyim" diyeni mi geliyor? Hayır, her insan aynı, herkes sahip olduklarına hayat boyu sahip olacak sanıyor kendini. Misal çok yakın zamanda kaybettiğim bir arkadaşım. Ben onu canımdan çok severken onun benim canımı acıtacak herşeyi yapması. Arkadaş olduğumuz yıllar içinde her yaptığına, her dediğine eyvallah edince demek böyle bir imaj çizmişim gözünde. Bana ağzına gelen her lafı oracıkta söyleyebilecek cesareti buldurmuşum kendinde. Bugün o yok! Ben varım kendimle & düşünüyorum acaba neleri yapmasaydım bugün hala arkadaş olabilirdik. OLAMAZDIK! Tıpkı eski sevgilimle bugün sevgli olamayacağımız gibi.

Şu anda yanında olduğunuz herkes ama herkes ne yazık ki "AAAA ben onun kafasına etsem de o hep burda olur" sanıyor. Üzerine ihtsas yaptım yemin ederim. Bende onlara şunu söylemek istiyorum "Be salak hıyarlıklarına devam eden geçmişte hayatıma girmiş & ne yazık ki çıkmış diğer insanlarla sevgili kalmış mıyım, arkadaş kalmış mıyım da sen hayat boyu kafama ederek devam edersen yanında olacağımı sanıyorsun!"

888 olmuş herşey. Yola çıkarken kaybetmeye çıkmıyorum fakat herkes ne meraklı çekip gitmeye. Böylece kesiyoruz tutunulacak dalları. Sonra "Aaaaaa neden güvenmiyorsun?" Kime güveneceğim, sonunda hep benle başbaşa kalmışız benden başka kime güveneceğim.
Bu yazıyı okuyan herkesi zan altında bırakmak istemem. Gerçekten dostlukları da tartışılmayacak insanlar tanıdım ama o kadar azlar ki. Kaybettiklerime yanıp, yakalarına daha sıkı sarıldığım bir iki kişi kaldı neyse ki. Ama gidenlerden kalan çiziklerde sancım dinmedi. Kendime kabahat bularak, içimde ağlayarak beni bıraktılar kendime. Onun için tekrar sorasım var, kimse mi adam değil yoksa her adam sandığımız hıyar mı?

-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o--o-o-o-o-o-o--o-o-o-o-o-o--o-o-o-o-o-o--o-o-o-o-o-o-o-o---

Algida yeni kornet reklamı! çocuk kızı ne zaman görse ayaklarına hakim olamıyor ta ki korneti eline alıncaya kadar :)))) Reklam çok süper!

Reklam dmeişken; Fanta'nın yeni sokak reklamları harika! Yer yarılıp içinden Fanta & Fanta severler çıkıyor. Bu anismayon tiplarin hayranıyım:)





Portakladan bir dünya fena da olmazdı.. Kim bu portakalın kankası:))) Florasant mav müğ:)



17 Mart 2009 Salı

Yeni favori!

Son gözdem "Sorununun sorunuuuu"! Vestel reklamı:)) Her ne kadar Doktor Erol & mayself:) palazmaya karşıysak da şöyle çocuklara da dadılık eden bi palazma bulsak alırız beh:)))

İlgili linkten indirip izlerken, veletin kucağa alındığında havada uçar haline koptum. Zaten surat kendiliğinden kominnk:))

Seviyorum reklmas;)

6 Şubat 2009 Cuma

Kova-lamaca! Fiilleri heceliyoruuussSSSSS pfff!

Ev=Şantiye durumlarından sokak yemesi halleri devam ediyor. Lunaparkın bir köşesinde de gurmelik mi yapsam:P

Dün Bostancı'da Köfteci Ramiz'e gittik. Ramiz, İzmir köftecisidir ama köşe yazarları orada yedikleri köfteyi yere göğe sığdıramamış köşelerinde bahsetmiş onun içinde hemen İstanbul'da iki şube pırtlamıştır. İlk defa Paladium'da yemiştim o zaman da unutamayacağım bir lezzet değildi benim için dünden sonra bugün de değil. Köfte kötü demiyorum! Unutulmaz değil. Bu deneyden şu sonucu çıkartıyorum demek asla köşe yazarı olamicam:)))

Kaffama takılan esas konu köfte değil aslında :O :O Böyle yerlerde tatlılara takılan isimler. Vitrinde duruyor tatlı bakınca da hiçbir tatlıya benzemiyor. Garsona soruyoruz tatlıları, "Nazenin, Kemalpaşa.." Şunlara karmaşık isimler takıp insanı iyice şüpheye düşürmeseniz? Hadi Kemalpaşa'yı biliyoruz, Nazenin ne abi! Peynir tatlısıymış!

Bir tatlıya bakıyorum, bir peyniri düşünüyorum nasıl bir alakasızlık... Atıyolar bence bu isimleri! Bişeymiş gibi de söylüyolar "Nazenin" o ne ya!

*************************************************************************************

Zoynk! "Annne bana koca bul yarışması"! BBG koliktim ben:)) psikopat gibi izlerdim. Bağımlıydım ya resmen. Sonra evlendirme yarışmaları çıktı. İnsanların kendini kaybedişleri.. Tanımadığı insanlara ağzına geleni söyleme cürretleri..Bence toplumun kırılma noktasıdır o yarışmalar. Çirkef kim birinci o! Hakkını aramak adı altında her türlü densizlik mübah & bunun şak şakçısı alabildiğine çok. Bu dizinin son noktasını Yemekteyiz sanıyordum ben. Değilmiş!!!!!!! Üniversite Laleli'deydi, hergün elinde bavul 7 bin tane yabancı (k)uyruklu kadın görürdük. Ama ne kılıklarda! Gözlerin yuvalarından çıksın öyle etek, öyle çorap, öyle saç yok böyle bir tipler ya! O tipler toplaşmış koca arıyolar!

Zaten ülkemde bir kaynana sorunu var bi de yabancı gelin çıktı! Ülkem kızları kurudu, kaynanalar çok kıymetli, kimseye yakıştıramadıkları oğullarına (k)uyruklu gelin arıyolar!

Moldovlar saygı duyuyor bizim kaynana cemaatine! Kadın yarışmadan eleniyor hala onu eleyen, terbiyesine, kahve yapışından, donuna kadar her yerine laf giydiren kadınlara saygı duyuyor!

Yemekteyiz'e ancak bir bölüm tahammül edebilmiştim, (k)uyruklu gelin'e 30dk.!

Hazır mıyız? Bilmiyorum bu tip yarışmaları kaldırma kuvvetimizi BBG ile ölçüp sonra yarışmalar yasaklanadıktan sonra bu neyin azmi? Halkımın bünyeye aşırı bu yarışmalar sonra taklit ediyorlar! O karaktere bürünüyolar. "Sözümün arkasındayım", "Kameraya oynama" deyimleri nerden türedi ey insan!

####################################################################

Iyyyyyy çok mutluyum tek çocuk olduğum için! Annemi gözlerinden öpüyorum cekete dirençli çıktı kadın:))) Keşke herkes benim gibi çöpsüz üzüm olsa:) Bi LaDy LiS var, onunda abulası var kardeş gerekirse 10 kardeş kuvvetinde çıkar sahneye:)))

Bılog sen başının çaresine bak beni kardeşler kovalıyor!